Misak Tunçboyacı/ Korku


  • Gündem
  • 18 Nis 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Lost“Her halkın, her topluluğun bir direniş kültürüne, iktidara zorluk çıkarıp ona itaat etmeme kültürüne ihtiyacı var. Devlet aygıtını yöneten ister kapitalist, ister komünist, ister sosyalist, ister Gandiciler, kim olursa olsun, onlar tarafından iktidarın kaçınılmaz olarak kötüye kullanımına karşı durmanın tek yolu bu.” Arundhati Roy

 

Korkutmaktan gayrisini bilmeyen, sözsüzlüğü üsteleyip duran, kıyasıya çekişme ve had bildirme olanaklarını, olasılıklarını kolaçan eden, uygulamaya zemin yoklayan erkanın ülkesindeyiz. Geçmişten gelen had bildirme geleneğinin sürekli güncel tutulmaya, düzenlenmeye tabi bulunduğunun halen zikredilebildiği bir mefhumdayız. Her şeye bol sıfırlı, mağlup başlamak bir yana sürekli yengilere teslimiyet bayrağını elde taşımaya devam etmemizin salık verildiği bir aralıktayız. Seçme sözcüklerin, dile yerleşik hale gelmiş belagatli atıfların, onlarla bunlar şunlarla berikiler, şöyleler, böyleler illa ki nifaklar, olmadı mihrak; en olmadı hainler nakaratlarına haiz olan, hazanı göstere gelen tavırlara ev sahipliği yapılan bir mahaldeyiz. Derinlemesine, soluk almaksızın neredeyse kendini tekrar eden rutin akıl, göstermelik işitiyoruz sesini ve sözünü halkın çıkarsamasını beyhudeden de aşağıda altta çoktan kenara atan, fırlatıp unutan bir erkânın gözetiminde bir araftayız. Ne derdimize derman ne sözün kendisine itimat, ne de yarınlara dair en küçük bir ümit kıvılcımı, kırıntısı her şey yer ile yeksan.

 

Bilince karşı eylenlenler bu biteviye sürecin bir tiyatro, yahut da görsel bir seyirlik olmadığını, tam aksine, içinde hepimizi yutmayı amaç edinen, hepimizi dibine çektikçe bataklıktan hiçbir surette bir çıkışın olmayacağına sebat etmemizin salık verildiği bir düzlem haline dönüştürülür. Bireysel çıkarsamalar ve çabaların tam da birbirilerini bulduğunu sezdiğimiz yerden sonra yine ayrışmanın ayak izlerini görürüz. O bataklığa kesin ve kati teslimiyetten, “Ne var canım gül gibi geçinip gidiyoruz işte, bataklık veya değil”lere uzanan bir meydan okuma karşımızdadır. Görüp, algılayıp, bilince işlenmeye çalışılan bu sorgulamaların, neden ediminin, beraberinde getirmiş olduğu çaresizlik illetine teslim olmaktan çok uzağa, başka bir güne dair sözcükleri derlemenin, birleştirmenin bir kez daha imkânsız olduğu yineletilmek istenmektedir. İkrar edilmesi, çokça sahip çıkılması istenen ezberlenmiş olan devlet aklının, göz korkutuculuğu, yürek kavuruculuğu, aklı kötümserliğe mahkûm etmesi ya da hepsi birdendir oysa. Zulmedenin varlığı işaret ettikleri reel politiğin iyice pespayeleşen bir gün önce dediğini bir gün sonra rahatça unutmayı tercih eden algısını da meydana sermektedir. Özetlenen şeyler, bir görünüp bir kaybolan tehditlerle sualleri ve sorguları baştan en başında dışlamak içindir. Yaşadığımız yerin neticesiz, yanıtsız bırakılan her alanında, sorununda bunu görebilmek ve teyit edebilmekse mümkündür hala. Her ne kadar bilinemiyor, görülemiyor zannedilse de yolun ve sözün kısası aleniyette her şey fark edilmektedir. Uzaklar çok uzaklara gitmeye gerek duyulmaksızın nerede ve nasıl bir iklimde yaşadığımız özetlenmektedir. Saklandıkça, meydana serilmeye hiç ara vermeyen bir görüntü, özetleyiştir karşılaştığımız. Dile sakız edilen söylemler, yapış yapış ağdalı vurgular, biri bitmeden bir başka acı için yola koyulmalardır zora koşulduğumuz, ileriye doğru hedef olarak zikredilenler. Yaşadığımız yer bütün bunlarla, bütün bunlardan bir kesişimi, birbirinin tamamlayıcısı olan tavırlarıyla bir dönüşüme tabi tutulmaktadır. Bulunduğumuz yerde, arafımız çok derindir.

 

Kaçınılması tavsiye olunanlar ekmek ve su kadar olağan ve gerekli ve normal şeylerken her gün yeni bir kırmızıçizginin icat olunduğu bir ahvaldeyiz. Kırmızıçizgilerin canımıza dokunduğu, başka bir seçenek ya da yol nedir asla bilmeyen devlet aklının ivedilikle hemen her şeye ipoteğini serimleyen bir yapımın gözetimindeyiz. Kameralar yedi gün yirmi dört saat üzerimize çevirili halde. Derdest edilmeye tarumar etmeye hiç olmadığı kadar derin yıkıma ev sahipliği yapan bunu önceleyen bir aklın rehineleriyiz. Rehin edilmişiz, ne sorgu ne sual varsa yoksa elde kalan yegâne tamlama olarak değer bulan, ihanetçiler, mihraklar, bölücüler, paraleller. Pragmatik söylem yığıntısı, halkçılık jargonu halk ağzıyla münazara, münakaşa ve maraza çıkartma destekleyicileriyle beraber ortaya çıkan resim daha bir net kendini kanıtlamaktadır. Bu; hala endişe etmeyenlere, görmek istemeyenlere kendiliğinden ipuçları veren, sorgulamaları için de yolu gösteren bir bütünlüktür. Zaruri olarak görülen, düşman belletilip, kötü ilan edilen, ikrar olunup yüze karşı söylenip durulan neredeyse durmaksızın güncellenen bir korku sahası ya da mefhumuna prangalıyız bugün ve şimdi.

 

Düşmanlık tanımının, sınırının kundaktaki bebekten, delikanlı kız ve erkeklere, yetişkinlere kadar eriştiği bir yerde yarının her ne getireceğini sorgularken buluyoruz kendimizi. Eee nereye kadar? Hiç olmadığı kadar atik, fırsatlarını kaçırmadığını ikrar edercesine dakik, bir yaftalama iklimindeyiz. Ne dünümüz ile yüzleşilebildi, ne dünde kaldığı her defasında yinelenen vakıalara ait hesap görüldü, müsamaha gösterildi. Ne beklemekten yorulduğumuz adalet tecelli etti, ne de masal okur gibi yinelenip de durulan özgürlükler bir gıdım olsun ilerledi. Her şey lalettayin bir karambolda gümbürtüye gitti. Söylenenler ile gerçeklik uzamının günden güne ayrıştığını gösteren makaslar bu menfi meramın iş bu ülkenin yekpare gerçeği oluverdi. Müspete varmak bir yana müşterekin de dibi oyuluverdi. Kalanlar, yitenler, zayii edilenler, örtbas eylenenler batısından doğusuna her noktasında her anında kırım oluverdi. Böyle böyle devletin yumruğu, balyozu, iradesi kafalara aralıksız inen ikaz ve işaretçilere dönüşüverdi. Her ikaz bir biçimde o zulmün habercisi bellendi, eylendi. İkazlara uymayanlar için dokunan yanarlar tahsis ve tescil edildi. Kitaptan bomba poşiden terörist gaz maskesinden de anarşist icat olunuverdi. Bir posterden örgüt, bir yazılamadan bölücülük, binlerin buluştuğu seslenişte, çığlıkların taşıyıcılarına suçların en ağırını tehdit olarak el altından gösterip, iddianamelere konu eylediler. Ayakkabı kutuları kimileri için para emanet edilecek bankadan da sağlam olan kasa, kimileri içinse ancak içine sığabilecekleri, sevdiklerini sığdırabilecekleri bir mezar eyleniverdi. O kutularda saklanın akıbeti meçhul, sorgusu mahsus değil cidden men edildi. Müdür mevkiden mevkii, hatırlı gönüllü bu ülkenin milli damadı unvanını kısacık zamanda yaptıklarıyla kazananı kırmızı halılarla, zırhlı, dokunulmazlıklarla taltif edildi. Bütün bunların hepsi bir anda değil, sözüm ona hep bir hesaplaşma mefhumunda yaşadığımızın zikredildiği devlet katında takır takır gerçeğe evirildi. Geçmişler olsun. Millet millet denilirken sinkafın ardı arkası kesilmeyen bir bahis, çıkarsama dört duvarın arasından gerçeğe ulaşıverdi. İhalelerde öncelikler, hamili yakınlıklar ve avantalar, dereler tepeler ile dümdüz pardon kelimenin tam anlamıyla ödül gibi ikram edildi. Birçokları gibi hazretin yolunda yolcu olana tahsis olundu, kırmızı halılar bir kez daha devreye konuldu. Onlar montajdı, bunlar hakikat olarak aklın bir köşesinde kalıverdi. Sandıktı, oydu, seçimdi, iradeydi denilerek demokrasi denilenin için resmen küflendirildi. Kaçırılan pusulalar, şaşırıp yolunu kaybeden oylar hepsi birden sonuçsuzluğu ilan ediverdi. Bir irade tecelli etti ama ne sağ memnun ne de sol, geriye kalan teferruatlar için her şey kaldığı yerden devam oluverdi. Dün yapılanlar, bahsedilenler bugün gerçek oluverdi. Dile pelesenk edilmiş tavırlar, atfedişler birer hayaldi bugün MİT’ler, HSYK düzenlemeleri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri kısası, birisi diğeri değil hepsi birden birlikte hayalleri yok eden, tarumar eden, geleceğin ise karanlığa mahkûm edilmesine yol için yardımcı bellendi. Bugünün ülkesi, kendi sınırları içerisinde dirliği ve birliği daha fazla zapturapt ile arar hale getirildi. Bütün bunlar hayaldi belki şimdi birer ikişer gerçek olduruluverdi. Alo Fatih’lerin yerini komşusunu gammazlayacak olana ödüllerin bahsedildiği bir güncellik hasıl oluverdi. Dün görülmeyen dün işitilmeyen dün anlaşılmayan, dün kadük kaçtığından bahsin açıldığı öte diyarlara, Ankara’nın dışına, İzmir’in ötesine, İstanbul’un arta kalanına, Anadolu’nun bir ucundan diğerine HES’ler, TOKİ’ler, Ocaklar, Mağdenler, Yeni Yerleşim yerleri, tarihi olanların ranta, talana ve yağmaya teslimi mümkün kılını verildi. Muasırlık geçmişin izini toptan yok etmek üzerinden şekillendirilmişti, durmaksızın yoluna devam etme iradesine, cüretine sahip olanlar, temizlik yetkisini aldığını zikredenler fırsat bu fırsat geriye ne kaldıysa onu da yok etmeye ant içtiler. Kaz Dağları’ndan akan suyun döküldüğü ovayı asit göllerinin istila ettiği bilgisi düştü önce ajanslara. Daha sonra Heskêf’in, Ilısu Barajı nedeniyle sular altına kalacak olmasının dönülmez eşiğinde bir kırılma daha ilk Hıristiyanlık döneminden beri kilise olarak kullanılan Dêra Der Seyda Kilisesi’nin bulunduğu mağaraların da yok edilmesi haberi geliverdi. Demiştik daha önceki notlarımızda “Burası Türkiye” diye, bunu kanıtlayabilmek için hemen her günün ayrı bir zulmü ihtiva ettiği bir kere daha teyitlendi.

 

Süre giden heyula dâhilinde; ne sözcüklerin duyulduğu, ne derdin ne olduğunun anlaşıldığının, meydana hiç olmadığı kadar çabuk çıktığı bir zamane güncellik hepimize nasip oldu.

 

Unuttuğumuz, yakarmaktan, ikrar etmekten, dövünmekten hepsi yahut da daha fazlası için çabalanmaktan asla geri kalmayacağımız Gezi Direnişi’nde yitirdiklerimiz için “Yok yok yok! O kayıtlar, kesin kesin kesin kendi arkadaşları yapmışlardır, bizatihi destan yazanlarımıza hakaret ediyorlar, bir çocuğun kaybından Gezi, 1 Mayıs Emek Günü üzerinden oyun tezgahlamak istiyorlar” seslenişleri daha ön planda tutulmaya devam etmektedir. Sözüm ona olmayan kayıtlar, videolar ya da fotoğraflar İsmail Saymaz gibi gazetecilerin çabalarıyla birer ikişer ifşa olunmaktayken, en son Berkin Elvan’ın vurulduğu mahalledeki görevli Toma aracının kayıtları düşmekteyken üstelik. Bir çocuğun akıbetinin bile bunca sorgulanamaz, bunca örtbas etmekten kaçılmaz bir biçimde savunulduğu bir ülkede yukarıda saydıklarımız kadar, sayamadıklarımız da yaralarımızın daha uzun bir süre kapanmayacağı, kapatılmayacağını akla kazımaktadır. Sonuçsuzluk en az korkunun yeniden diriltilmesi kadar üzerine düşünülmesi gerekendir. Bir lisede beş öğrenci seçen müfettişlerin, Berkin Elvan’ın cenazesine katılan eğitimci ve öğrencileri aramaya çalışmasından o sonsuz yaftalama gayretinden bu değini yeterince açık olarak okunabilir. Bir ilginçlik olsun diye değil, Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Harika kitabını tavsiye eden beş öğretmene soruşturma açılması, kitabın Türk aile yapısına uymaması gibi düşmüş bir gerekçenin öne sürülmesi ile her nerede yaşadığımız bir kez daha ifşa olunur. Sarıgazi, İzmir, Hatay’da gerçekleştirilen legal bir partinin üyelerine! karşı gerçekleştirilen gözaltılar ile zulüm güncellenir. Tek mağdur bütün bu patavatsızlıklar yaşanırken bir günde, yine değişmez, tek tek tek diye gürleyen tek adam olur. Gürleyenin kabinesinden Ala Efkan Beyin Mayıs’ın biri için yer belli o da otoritenin gösterdiği yer diye Yenikapı dolgu sahası önermesinde aradaki uçurumun, halka karşı, rağmen zapturaptın her ne düzeyde olduğu bir kere daha belleğe kazınır. Otorite geçtiğimiz Gezi Direnişi boyunca her dediğinin tersi olan bir Vali, makamı ve kolluk kuvveti olunca karşılaşılacak manzara da enikonu kendini geçtiğimiz iki yıldan hatırlatmaktadır. Taksim’in her ne olduğu, her neyin üzerinde yükseldiğini bilmeyenlerin ezberleri bir kez daha azap için cümleye dökülür. Sonuç afişe olmaktayken vurgu detaylarda saklananlardadır, tekrar edilenlerdedir. Bu sık tekrarların hep ama her dem göz önünde hakkı ve hukuku gasp edişlerin, sıra halka geldiğinde unutuşların nihayetinde bir rutin olarak belletilmesi çürümeyi daha da büyütmektedir. Çoğaltılan yıkım derinlerdeki kırılmaları da, yarınların gaspını da halen erkin çok önemsediği, en güvendiği mühimmatı kılmaktadır. Hem insanına, hem doğasına, hem sınırlarının dâhiline, hem ötesine, hem yanı başına hem uzak öteye her yere ve her şeye karşı bir aşılmaz duvar yükseltilmektedir. Bugünün korku ülkesi ise çok uzun boylu değildir.

 

Doksan senede imal, geçtiğimiz otuz dört senede yekpare, her şeyin tekleştirildiği bir mefhuma ve son on iki yıllık süreç ile de kalıcı hale dönüşmüşken, buna yol verilmişken duvarları aşabilmek için sözün birlikteliğini inatla ve ısrarla hatırlamalıyız. Sözü bir çıkış için değerlendirmenin, erkin lime lime ettiği, iktidarını kutsadığı, korunaklı kıldığı, yasalarla güvence altına aldığı tahakkümüne karşı ve karşısında başka bir yolumuzun kalmadığı son dakika haberleriyle geçmeye başlayan MİT yasasının kabulüyle bir kez daha teyitlenesi, bir kez daha ikrar edilesidir. Yok, olmadan “Lego” parçalarından değil hakikatte altında kala kalacağımız bir betonarme, yekpareliğe yem edilmemek için aklımızı başımıza devşirmekten Gezi Direnişi’nde gördüğümüz tanık olduğumuz mümkünü hatırlayarak, daha fazla ses ederek gerçek olacaktır. Korkuların ikliminde itiraz belki bir çatlaktan sızacak, yeni günde doğacak olan tan ağarmasının habercisi olacaktır. Korkmaktan, sinmekten, sindirilip, ağzı burnu, canı, yüreği kanatılmaktan, her şeye kayıtsız kalınan bir ülkeden çıkış belki itirazın sınırlarındadır.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler