Misak Tunçboyacı/ Metamorfoz


  • Gündem
  • 11 Şub 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

MetamorphosisDümdüz, düpedüz, aralıksız, kesintisiz ve es’siz, handiyse soluk alma temposuna yakın boşluksuz, istif istif öbek öbek yinelenip durulan, her duruma çare diyerek atfedilen, gösterilen demokrasi mefhumunun yahut da meselinin durumunu sabitleyen, sıkışıklığımızı imleyen bir deneyimdir yaşadığımız. Her karede bunca yıllık birikim, deneyim, tecrübe denilerek sahiplenilen, izinden her ne olursa olsun nasıl şartlar oluşursa oluşsun uzaklaşılmayacağı rivayet olunan, bildirilmeye çabalanılan ‘demokrasi’nin nasıl ve hangi koşullar gözetilerek içeriği boş bir tanıma dönüştürüldüğü uluorta sergilenmektedir. Yinelenen, dünde kaldığı her daim zikredilmiş olanların nasıl teker teker değil de hepsinin alayının cerahatleriyle birlikte bugünleri zapturapt altına alma gayreti için kullanıldığı okunabilir. Janjanlı, kocaman harfler ile yazılı bir bağrış çağrış iki nutuk makamından söylevlerde kullanılagelen, sokak dilindeki karşılığı atıldı mı mangalda kül bırakılmayan, neticeye geldiğimizde ise basbayağı sıfıra sıfır elde var sıfırı belirginleştiren bir tablo yinelenip durmaktadır. Demokrasi nerededir bahsi açılmamaktadır kısaca. Kani olunup kanaat bildirilen, her an yinelenen sözlerin işlevsizliği ve sadece günü kurtarmak için can simidi vazifesi anlamlandırılabilir.

 

Yaşıyoruz, mamafih, duygulanımın, gereksinim duyulanın çoktan bir çöldeki serap haline dönüştürüldüğünü bilerek, görerek ve tecrübe ederek. Kelamın, sual edilenlerin asıl dert ve tasanın ‘modern’ zamanlarımızın alın yazısı olarak değerlendirilmesine, bizatihi o alana hapsedilmesine tanık eylenerek, ara verilmeksizin biteviye prangalara hapsedilerek yaşıyoruz. İşitiyoruz hep birinci elden tahakkümün, hiddetin, nefretin nasıl olurunun yollarının arandığının izleri üzerinde bir dolu söylevle beraber. Kesik kesintili her şeyi ve her anı bir azap çukurunda yapayalnız bırakıldığımızın hep orada olduğumuzun idrakiyle yan yana yaşıyoruz. “Emredersiniz efendim”lerin, “Mesaj alınmıştır beyefendi”lerin, “Gerekli müdahaleyi yapacağım” sözlü taahhütleri vd. havalarda uçuştuğu inşallah, maşallahlar ile kıblesi şaşmaz; sansürün bayağılaştırıldığı, sıradan bildirildiği bir hayatı ikame ediyoruz. Özgürlükler her gün, her fırsatta biraz daha kısıtlandırılırken olan bitenin, devletlunun asri gerçekliğine has hakiki olan çirkin yüzüne dokundurmamak, kural kaidelerine el sürdürmemek, itirazları daha en başından saf dışı bırakmak, aşılacağı söylenen tabuları sabitlemek olduğunu bilmiyoruz kaçıncı kezdir teyit ediyoruz, yaşıyoruz (!).  ”Zulüm ile abad olunmaz” denilirken zulmederek gasp ederek yok sayıp imha ederek, hakların handiyse tamamının üzerini çizerek, sıfırlayarak ilerleyen güncellik her ne halde olduğumuzun da aynalayıcısı olacaktır. Memleketin çivisi çoktan çıkmıştır oysa. Sağlama alındığı zannedilen, usta elinde! Kontrol edilen birleşim yerlerinden bugün artık çatırdamaktadır bu ülke. Her çivi bir metafor değil hakikat olarak bağlantı noktasından çıkmaktadır. Kökünden sökülmekte ve resmi tahayyülü bayağı lafı dolaştırmaksızın göstere gelmektedir. Paramparça. Her şeyi layığıyla idrak edip, bizim yerimize tedbir alıp hepimizin yerine karar verecek yetkinliğe haiz olan yöneticilerimiz vardır oysa.

 

İşte bu “tek adamın” demokrasisinde söylem ve pratiğin, yanlışların düzeltilmesi adına değil tam tersine yıkımın ele alınması yönünde ilerletilmesi bundandır. Biçimsizleştirilip, nasıl olsa unutulacaktır tüm bunlar elbette denilerek yıkım enikonu bu ülkede kalıcılaştırılmaktadır. Paramparça eylenen ülkenin sınırları, görünür hali değil biz özenle kaçırılan detaylarında, gösterilmeyen yüzeylerinde eylenlerdir. “Alo Fatih!” şebekliği sadece bir uzamdır! “Alo Fatih!” rezilliği sadece bir tanesidir, binlercesi arasından birer ihtimal erk savaşında olanlarca duyurulması istenenlerden sadece biridir. Hedef tahtasının yapısı, oraya konulan suretlerin bunca fazlalığı, çeşitliliği her dakika çoğaltılırken / başkalaştırılırken, hiçbir şey yokmuş türküsünün zikredilmesi bu körlüğü kalıcılığı sabitleyebilmek içindir. Değinilerin asla oralara, tape’lere getirilmemesi bundandır. Bir biçimde kotarılan yinelenen türkü bu düzeni korumak adına güncellenmektedir. Gözden alelacele kaçırılan şeyler biteviye bu hayat akışındaki ayrışmazlarımız olarak belleğe kazınmaktadır. Her yer demokrasi, her şey sandığa kilitli her yer demokrasi, her şey iki dudağın arasından döküleceklere göre kararlaştırılıp uygulamaya geçilecek kadar azap verici sonuçlarla düzenlenmektedir. Sandık hesap sorabilmenin, yegâne merkezi olarak ilan edilmektedir Başbakanın dilinde, kurmaylarının nezdinde, yazılısından görseline tüm matbuatında kendi sınırlarında. Demokrasi mefhumu boşaltılmaya devam edilirken usul usul bu ülkede, her şeyin çözümü reye bırakılmakta ve o alana sınırlandırılmaktadır. Kuşkunun sonlandırılmadığı üç kâğıdın hiç bitmediği bir tezgâha, katakulliye zemin olabilecek bir makama teslim edilmektedir. Düzeneğin tamamı a’sından z’sine  dün neydiyse bugün de onu yinelemekten kaçınmayan, kişisizleştikçe her şeyin üzerinde kendini konumlandıranların tahayyüllerinde paçavraya benzeyendir işte. Düzenin adıysa çoktandır ‘yamalı’.

 

Düzen, boşa doluya söz yetiştirmekten ötesinde müdahale ederek, savaşa gidermiş gibi kimyevi muhteviyatı belirsiz gazlarla saldırarak illa ki sokakları da sansürleyerek gerçekleştirmekten çekinmeyenlerin sahasıdır. Düzen, sesin ve soluğun önünü alabilmek için gerektiğinde kameralar önünde plastik mermilerden beylik tabancalarına varasıya kadar tetikçilerin, katillerin gösterilerine müsaade eden ama anayasal hakkını kullananlara hep uzak hep kapalı olandır. Unutacağımızı, gözümüzden kaçırıldığında aklımızdan da silinecekmiş gibi sanılan vaka / olay örgüsünde hınçlarını insanların üzerinde tahakküm eyleyebilmek için neden belleyenlerindir düzen. Adaletin adının sanının anılmadığı şu bir kaç cümledeki gibi muktedirin doğrusunun dikte edildiği, yargısının ise linçe dönüştüğü bir meseledir bu düzen. Öyle bir düzendir ki, Ethem Sarısülük’ün katili olan peruklu olarak mahkemeye zuhur edebilmiş Ahmet Şahbaz’ın Emniyet Müdürlüğü içerisindeki soruşturmadan sonra meslekten men edilmesinin değil de yirmi dört aylık kıdem durdurma cezası ile geçiştirilmesi gayretine meskendir. Ethem Sarısülük’ün dava dosyası ise bu gümbürtüde ortadan yok edilmek, sumen altı edilmek istenmektedir. Ta ki halkın baskısı neticesinde sonuç alıncaya kadar, duruşma celsesinde uyuyan hâkim heyetine gerisin geriye yollanır dava, artık ortak olan davamız. İki aydır süren sumen altı etme çabasının da önü nihayetinde alınabilecektir, ite çeke hakkı talep ede ede. Böyledir bu ülke ve onun düzeni katillerin onore edildiği, taltif, takdir vb. ile makbul insanlara dönüştürüldükleri bir yerdir geri kalan kısmında. Pazartesi günü Kayseri’de gerçekleştirilen duruşma nam “trajik” sahnelemede Ali İsmail Korkmaz’ın katillerini özgüvenle konuşturabilecek güveni buldurandır düzen. Sırtları pışpışlananlar on dokuz yaşındaki bir çocuğun hayatına kast etmişlerdir ama verecek tek bir hesapları yoktur!, hatırladıkları hiç bir şey yoktur! Bir hatırlamama hali, yinelenip durulan çelişkili betimlemeler, ezberden okunan kinli cümleler ve ölümü bile normalleştirme çabası olarak ayağımla dürttüm, ayağımla hafifçe vurdum! gibi katletmenin yeni sözcüklerini arz ettiren, yeni sözcülerinin takdim olunduğu, bir tavrın teyit olunduğu bir sahadır bu düzen. Bu davayı müteakiben; Gezi Direnişi’nde ilk kaybımız olan Mehmet Ayvalıtaş’ın duruşmasında bu yeni düzen kendini ortalara serecektir. İsminde adalet olan koca bir beton yığıntısının eksi dördüncü katındaki ufak bir salonda yapılan zanlıların lütfedip de katılmadıkları dava heyetininse hiçbir kurala riayet etmeden sadece kendi bildiklerini okudukları bir oyunun sergilendiği bir uzamıdır işte bu düzen. Dahası da vardır savcılık tarafından mahkemeye gönderilen evrakların kaybedildiğinin ortaya çıktığı ama kıyametin kopmadığı bir ülkedir burası. Dava için bu davanın temel delilleri arasında yer alan bir ekspertiz raporu, biyolojik ve kimyasal inceleme raporu, bir dvd, 4 sayfa cd incelemesi ve bir kimlik fotokopisinin 2 ocak’ta polise teslim edildiği halde sadece tanık ifadelerinin dosyaya girdiği, diğerlerinin bulunamadığı ajanslardan düşen metinlerde bir ibaredir sadece. Altı üstü bir ibare, dava varmış yokmuş adalet meseleymiş her şey düzenin bekası ve ona uzanan elleri kırmak içindir (!) Adalet lime lime edilirken bildiğiniz tabirle paramparça hakkın hukukun herkese olduğu yinelenebilmesinin mübalağasız kepazeliğidir düzen düzen diye tutturulan. Dört koldan sarıp sarmalandığımız her yerde her an zehirlendiğimizdir.

 

Aslında eşi menendi olmayan çoğunlukla bilindik sanılıp aşinayız diye bellenip, zulmün karakterinin hep dönüştürülüp durulduğu bir şekli şemalı meydana çıkmaktadır. Ortaya konan, düpedüz görülen biatle hakaretin eşikleri yıkmasıdır. Dönüşüyoruz vahametin derinliklerine asla vakıf olamadan çürüyerek. Biçimsizleştirmelerin algıya, akla ve fikre bu kadar hadsiz ve aralıksız müdahalesine kayıtsız kalacaksınız mecburiyetiyle, tenkitleriyle sınanarak. Her sınanışın arkası yıkımın bir başka boyutunu bu uzam içerisinden bir kesidi oluşturuyor. Nereye kadar sorusu buralarda artık geçersiz bir işlem yürüttünüz ile karşılığını buluyor. Sorguları daha başlamadan nihayetlendirilebilmektir tüm gaile. Sistemin bileşenleri, muktedirleştikçe düzen dedikleri de her şeyle, her anda meramı katleden oluyor. Yaralar belirginken aklı fikrin lobilerle, mahrem bölgelerle illa ki seksle izah edilmesinin “Çok çok affedersiniz, kusura bakmayın ‘edepsiz görüntülere dokunma’ diyerek, edepsizce sokağa çıkıyor.” tepki ve karşılıklarına maruz kaldığımızdır düzen. Fatih’in kaydetmeye, not almaya devam ettiği herkesi geçtik artık porno lobisinin de faal olduğunu öğrendiğimiz günlerin mabedidir bu düzen! Bu avaz avaz(!) dökülen betimlemeler, bağrış çağrış direktifler ile “yedirmeyiz” seslerinin sofrasında demokrasi yerle yeksan edilmekte, katledilmektedir. Sistemin daimiliği için hemen her şeyin mubah sayıldığı sözüm ona savaşımda zarar hep halkın düşünselliği hanesine, hep halkın adalet tahayyülüne karşıdır. Kutuplaştırıp, kamplara bölüştürdükleri yetmemişken, yaftamalardaki çeşitlilik arsızlık boyutunu çoktan geçip ‘ahlaki’ yıkıntıya hiçbir ilave olmaksızın dönüşmüşken, yol olan kesiştirilmişken her şey ranta yağmaya kurban, karşıt duruştaki herkes bozuk para gibi harcanırken, sınır dışı edilirken, bunlara özellikle çabalanılırken muktedirin pek buraları görmediği / Gezi’den bu yana mesajı almadığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Sesimiz duvara karşı sözümüz günübirlik çıkarsamaların beşinci demokratikleşme paketiyle lütfedileceklerden mülhem ‘taviz’ diye anılanlardan daha fazlası içindir. Anlaşılamamıştır. Kayıtsızlığı bilinçli olarak had bildirmek için kullanan erkana karşı cephemiz sözdür. “Bunlar, bunlar” diye süre giden tekerleme gibi görünüp ‘zehir’ döküp durulan laf ebeliklerinin karşısında çıkışımızı bulabilmek için bir ihtimalden fazlasıdır söz. Ütopyaların fecaat örneği olanlarının artık gerçekçil kılındığı bir yerde düşünebilmektir mesel. Behemehal devreye konulan sandık sandık diye tutturulup gidilenin hemen hiçbir şeyin çözümüne zemin olmayacağı artık aleniyettedir bilinesidir. Gerçeklik otuz iki kısım tekmili birden o başbakanın ifradındadır. Bir neşriyata dönüştürülen müesses nizam bekçiliğinin otoriterliği cellâtlığı normalleştirilebilir bir mesele dönüştürülmesine yol vermek olduğu artık hakikattir. Akıl berhava edilirken zihin felç edilirken duygu bilinmeyendir asri zamanımızda. Bildiğini eylemekten kaçınmayan erk-muktedir dönüşümümüzü tamamlayabilmek için hiçbir konumu kaçırmamaktadır. “Uludere’yi ne televizyondan ne gazeteden gördük başbakan da teşekkür etti.” diyebilecek insanları barındıran bir düzendir çünkü bu ülke. Başbakan’a yaranabilmek, yaranmamak meselesi değil, otuz dört canın katledildiği ülkenin yüzdelere gerek var mı tamamına yakının canının yandığı kıyamı yer vermedikle takdir edildikle, gurur duymuş gibi seslendiren insanların ülkesinde dönüşüm artık yavaş yavaş değil paldır küldür tamamlanmaktadır. Hükmedene biatin zıvanadan çıkmışlığı el etek öpmelerin fakirlerin canlarının alınmasının kıymeti harbiyesinin bulunmaması ve bütün bunlara rağmen suskunluk yıkımın, başka şeylere dönüştürüldüğümüzün aynalayıcısıdır. Her gediğin, aslında yaranın göstere geldiği özetlediği bizatihi budur. Yıkım ambalajlanmakta, güzel ölümler, had bilmeyenlere “edep ve ahlak” gümbürtüde yeniden satılmaktadır. İnsanlık bahsi bomboş bir vitrin öğesine dönüştürülmektedir. Muktedir yancısı bir kalemi satılığın (!) yaza durduğu gibi poşette muharrem yoktur her şey devleti yıpratmak içindir vurgusundaki kadar trajiktir. Her şey bu devlet dediğinizi tahrif etmek ve yıpratmak için değildir efendiler. Bir dolu isyan sözcüğü ve bir dolu sesleniş hayatımızdan çaldıklarınızı geri almak içindir oysa. Hiç teklemeksizin “Ermenileri boşuna kesmemişizdir” diyebilen yazarımız kadar hazindir anlamsız bakışlar ve yıpratma benzetmeleri.

 

Manşetlere çekilen hedeflerin, had bildirilecek olarak değerlendirmelerin çokluğu pekliğidir soluksuz yaşamı idame ettirmemize neden teşkil eden bu ülkede. Hakkaniyet, uzam, gerçeklik ‘demokrasinin’ plastikleştirilip içinin boşaltıldığı dışarıya her şey yolunda denilirken, için, içerinin karmaşasını gösteriyor farkında mısınız? Çürüme kesif bir kokudan daha fazlasına dönüşüyor. Tahrip edilen, aslında insanlık oluyor yine yeni yeniden. Doğru sandığımız bir yerde nice yanlışla, onları kanıksayarak yaşamaya mahkûm ediliyoruz. Mahkûmiyetimiz tescilleniyor her yerde hep aynı bağnazlıklarla. İsyan her yerden yükselmesi gerekirken laf ağzımıza tıkılıyor, tıkılan can kırıklarımız için sarf ettiğimiz sözcüklerimiz oluyor. Susmamız emrediliyor. Roboski’den, Gezi’ye, Gazi’den Lice’ye her yerdeki bunca zulüm, bunca vahamet bu allahsızlıklar izana muhtaçken, adaletin gaspını, gözlerimizin içine baka baka muktedirlik oyunlarındaki beyefendilerin düzgün soru sorun yoksa fişinizi çekerim ha diyebilmesinin kıyısında ses çıkartmalı avazı çoğaltmalı her yerde. Ambalajı dökülen ileri demokrasinin geçmişin zulmedenlerinden hiç aşağı, altta kalır olmadığı yinelenmeli, ifşa edilmeli yaşayabileceksek. Hesap vermek masalmış gibi dilden dile nesilden nesile anlatılan, her şeyin olunabildiği ama asla ve asla rezil olunmayan bir ülkede sorgulanması elzem olandır. Her yerden yinelenen, yinelenecek olan o çağrıya rağmen hesap verilmeyecekse batsın bu ülke! Bunca kepazelikten! Bunca hadsizlikten! Bunca edepsizlikten! Batsın ve yok olsun.  Hiç değilse batacağımız o yerde onurumuzla çürüyeceğimiz bir avuç toprağımız olacaktır!

 

*Metamorfoz: A: Fiziksel formda, alt veya üstyapıda, doğa ötesi, anlaşılamayan veya beklenilmeyen nedenlerle oluşan dönüşüm. Başkalaşma B: Karakter, görünüm veya ortamda çarpıcı gelişme.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler