Misak Tunçboyacı… Nasılsınız, İyi Misiniz?


  • Gündem
  • 01 Kas 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Soma Facias─▒ ├çizim - ├ûzg├╝r AyazSabit fikirler üzerinden yeni tahayyüllere girişilen, bunların hemen pek çoğunda da meydan okumaların aralıksız yinelene geldiği ve tekrarlandığı sabık algının inşa olunduğu bir ülkedir yaşadığımız bu yer. Kesintisiz olarak dile dökülenlerin, dilin altındaki baklanın aynaladığı şey sabit fikrin değişmezliği konu her ne olursa olsun yinelenebilirliğidir. Yanılgılarla eğreltilikler birbirlerine kavuşturulurken aslında heyuladır güncellenen dipten ve derinden. Sınırın dertleri çoğaltılmaya devam edilirken; delirtici bir kayıtsızlık tam da o evrede araya bu sabit fikirlerle beraber konulur. Dert çoğaltılırken düşündürücü olan ötekileştirme çabası ise aralıksız devam olunandır. Sabit fikir düşüncenin önüne kurulan bir duvar gibi bu ülkede aralıksız yinelenerek yükseltilendir. Yükseltiler, setler çoğaltılırken dert her neye dönüşmektedir, ondan geriye her ne kalmaktadır muammaya konulandır.

 

İçerik, bölük pörçük, töz darmaduman, dert gani gani dipsiz bir kuyuya benzetilendir. Anlama çabası çoktandır ötelenmişken üstüne ek olarak bir de hakir görme devreye sokulandır. Biçimsizlik ömür boyudur. Tahakküm sonsuz bir çabadır, bu menzilde. Kendi tekrar eden akıl vermeler artık birer ikişer meydan okumalara dönüşür. Sabit olan fikirler değildir kurulan cümlelerdir haddizatında. Doksan bir yıllık geleneği, açmazlarını bünyesinde barındırarak güne taşınmaktadır bu yeni ülke yeni yeni diye sayıklanıp durulan bu yer. Yinelenen ise derdest etme halinin modernlik olarak ele alınan mesele için hala, en elzem olduğunun bildirilmesidir. Medeniyet tanımı yinelenirken çürümek kalıcılaştırılandır oysa. Az ya da çok hemen her fırsatta bu tecrübeyi daha derinleştirmek için sabit fikirden el almaktadır erkân, yöneten.

 

Biçimlendirilmeye çaba sarf edilen her günün yıkımını hemen her kesime ayrı ayrı yaşatabilmek içindir orada birleştirilen. Hamle halinde şekillendirilerek, karar kanun veya nizama ulaştırılan sabit fikirlerle yok etmektir hayatı en başından sonuna bir biçimde istimlâkı kalıcılaştırmak adınadır. Koyunun en koyusu, karanın en karası, o inandığımız şeye değil daha fazla yalnızlık içerisinde, izole edilerek yok edilmeyi sağlama almaktadır. Ana akımın hemen her noktasından yaygınlaştırılan, tüketim kültürünün bir parçası addedilerek tüket ve unutların dillendirildiği bir menzildir ol sabit fikir menzilinin sosyal yansısı. Yıkımlar, felaketler, tedbir olarak sunulup daha büyük tırpanlara yol verdirilenler, önemsizmiş gibi değerlendirilen şeyler ile aba altından sallanan sopalar cisimleştirilir dört bir yanda. Tüketip unutacağımız bir dünya tahayyülü gerçekçi kılınır.

 

Sabit fikir kendini dönüştürmeye ihtiyaç duymadan ezberlenmiş bu kodlarla beraber her duruma aynı tepkimeyi vererek yinelenmeye devam edilir. Kalıcılaştırılıp süreklileştirilen tavır değildir aynı zamanda karşılaştığımız gerçektir. Tepkimelerin tamamını örselemeyi, yok etmeyi sağlama almak için bu tükeniş mabetlerinde geçirdiğimiz sürelerde bir tekrara yol kestirilir. Bilince yönelik göndermeler, unutun artık sizin hayatınız sokaklardakiler gibi değil, hepiniz bu ülkenin yurttaşısınız ama kiminiz -şanssızsınız bahsine tutturularak yolu daha bir çetrefilli, hayatı içinden çıkılmaz kılmaya yönelik hamleler birbiri peşi sıra tekrarlara terk edilmektedir. Büyük açıklamalar, coşkun cümleler, aşkın dillendirmeler ve göndermelerle birbirini tamamlayan seslenişler bütüne vurduğunuzda, yekten ana resme baktığınızda bunları özetlemeye yeterli gelecektir.

 

Kırımlar sürmeye devam ederken katliamların sürekliliği çabası artık gizliden değil açıktan dile getirilirken, töhmet ve zan altında bırakmaların kâfi gelmediği duyurulurken, daha fazla karanlık için adımlar atılmaya devam edilir. Karanlık için durmalara yer yoktur bu diyarda. Karanlığı sabitleyebilmek için durup da düşünecek zaman değildir işte bu ülke. Karanlığı somuta dönüştürmek için işçi hayatını fıtrata, Kürd illeri gerçekliğini teröre Batı’daki rant için talana ses etmelere isyana karşı darbe söylemlerinden, iktidarı yıpratıyorlar saçmalığına tekrar edilenler, birer sabit fikir mahsulüdür. Sabit fikrin her neye dönüşerek nasıl ayakta kalmaya devam ettiğini ortaya çıkartan bir bileşkedir bu ülkenin şimdiki zamanı. Aklın normları alt üst edilirken, her şeye hakaretin eksik edilmediği bir cenahta elbet ‘hayat’ başıboş bırakılmayacaktır.

 

Elbet hayata kast ediş süreklileştirilecektir. Ne de olsa sabit fikirler sınırları insana değil, kurumlara, makamlara ve tatavaya önem verenlerindir. Gözyaşı dökülen yerlerde kahkahaların atıldığı, bunun teşvik edildiği bir menzildir. Dün neydiyse bugün de o yarınlarda da aynısı olması için çaba sarf edilendir dört bir yanda. Elbette hayatlar yitirilirken yitirilmeye devam edilirken “geçip gitmiştir” seslendirilecektir. O acılar hiç yaşanmamış gibi kendini hep tekrara alışık etmiş bünyelerin dilinden dökülenler bir ar, bir vicdan meseli değil tastamam bir hesap ve kitaba dayanan çıkar söylemidir. Acılar semirtilip, fay hatları harekete geçirildiğinde görev tamamlanacaktır bir kez daha. Senin acın, benim acım, ona denk gelen ile sana ulaşanın birisi diğerinden ayrı değilken üstelik kanıksatılması önemsizleştirilmesi adına her şey evladır her şey mümkün.

 

Geride bırakmaya çalıştığımız güncelliğin bir yirmi dört saatinde, bir günde binlerce vahamet sergilenirken sunileştirilen bir sayıklama kültürü üzerimize boca edili verilir bile isteye. Sırası gelen kendisine denk gelen yaraya dair ses edecek ve susacaktır ve döngüyü asla terk edemeyecek sıkışıp kalacaktır. Acının birilerine denk geldiği yanılsama değildir hep rehavet öne sürülürken, Allah’tan ümit kesilmez buyrulurken o fermanların giderek insaniyete karşı temellendirilmiş olması göz ardı edilmek istenmektedir. Bugünün güncesinde yaşananlar bir masal değil bir kırımdır. Bugünün güncesinde yaşatılanlar bir hikayet değil hakkaniyet ile yıkımdır ve zorbalıktır. Bugünün güncesinde adı medeniyet olarak zikredilen bir zümreye salt bir kesime ait olarak bildirilen, geriye kalan herkese aynı karanlığın daim kılındığı bir menzili tanımlandırandır.

 

Geçmiş geçmişte kalmamıştır vesselam. Geçmiş bugün bunca sabitlenen her fırsatta yinelenen düşman mecazına binaen tekrar edilenler ile güncellenmektedir. Sabitleneni bir kez gördüğümüzde, sabitliği için çabaya düşülenleri bir kez fark ettiğimizde, gerisi açıktan meydana çıkacaktır bu ülkede. Dolayımsız, dolambaçsız ve kesintisiz bir biçimlendirme halini ortaya çıkartandır sabitliklerin insafına terk edildiğimiz bu kara parçası. Ülke sınırlarında fena olana sahip çıkma tezahürünün gidişatı, meydan okuması karşımıza çıkmaktadır. Bugünün de yarının da, dünden aşağı kalmadan, dün kadar kötü kılınmasının yolları arşınlanmaktadır hala bir inatla. Kötülük filizlendirilsin diye, aşı tutsun diye olmadık cümlelerin kurulabildiği yanıtı hep muamma konulan şeylerle yaşaya durduğumuz bir menzildir bu sabit aklın yeni yeni diye pazarladığı Türkiye.

 

Kötülük artık kalıcılaşsın diye olurdu, olmazdı kısmının aranmadığı asla buna kafa yorulmayan bir yerdir yeni yeni diye sayıklanan Türkiye. Kötülük hiçbir yere hiçbir şekilde eksilmeden gidebilsin, varabilsin diye cerahatin boyuna güncellendiği bir menzildir iş bu ülke. Kötürüm halin devamlılığında iletişimsizliğin imdada yetiştiği bir yerdir bu yeni ülke ismi yeni gerisi küflü ülke. İletişimsizlik sabit fikirlerle, sabık akıllarla yol alan günü gündemi kapkaranlık kılmaya ant içmiş bövle her hamlesinde bunu gizlemeden sergileyen bir siyasanın tavrını tamamlayan bir edimdir. Cehaleti yaygınlaştıran vahameti eksiksiz olarak her güne pay ederken insanların, sıradanın birbirlerini duymasına mani olunmasıdır iletişimsizlik. Bir yerin, bir yörenin, bir kesimin, bir menzilin değil topyekûn herkesin ve her şeyin üzerinde tahakküm eyleyen bir mefhumun durmak yok yola devam sloganı bu bağlantısız kılmakla eşdeğer ve eş zamanlı hamleleri ihtiva etmektedir.

 

Durmadan ilerletilense kayıtsızlıktır. Yola devam denilen hakir görüştür. Sığlık ile sağırlığın, komplo teorileri ile körlüğün, afra ile yaftanın hep birlikte güncellene gelmesidir hiçbir söz işitilmezken hala. Hemen her durumda mekanikleşip bir emir erliği suretine evrim tahayyül edilendir insaniyet saf dışındadır. İnsana ait, ona dair sözcük ve kelamın üzerinde hiç durulmayan bunun bahsinin bile abesle iştigal sayıldığı bir yerdir bu yer, bu form, bu ülke. İsimler geçiyor hayatımızdan bir jenerikmiş gibi, tepkisiz kala kalmamız ve varsa sesleniş ve itirazlarımızı kendimize saklı tutmamız salık veriliyor. Bir yerden değil günü güne kavuştururken her an her şekilde bir yerlerde bir kırımın temellendirilmesine tanıklık hiç uzağa gitmeden söz konusu ediliyor. Yol ve yordam çoktan unutturulduğu için, çıkış çabasına, sorgu çabasına düşmek beyhude bir mesele eviriliyor.

 

Oysa katledilen, yok edilen, talan edilip ranta kurban verilen, doğa, hayvan ve insan her zamankinden çok. İsimler arka arkaya geçiyor eskiden jenerikte dönerken artık adetlerle bildirilen, istatistik olarak değerlendirilen. Yetmiyor hiçbir şey kâfi gelmiyor daha fenası ne olabilir ki derken bir yeni fecaat elinden, bu menzilden isimler geçmeye devam ediyor. Sessiz ve sedasız, usul usul ve aralıksız, şaşırıp kala kalmanın ötesinde derinden yıkımı göstere gelen, gidişatın keskinliği muğlâklığını bunca aralıksız ezber ettiren karşılaşmalar meydana geliyor. O arada “düşenler” oluyor. Söz denilerek laflar birbiri peşi sıra yineleniyor. Geçip gitmiştir, fıtrattandır, doğal afettir vb. ile beraber. Kesintisiz bir yergi bina olunuyor hiçbir yerde anılmayanlar, hiçleştirilenler öteki bellenenler için kurulan cümleler de kadük, pespaye ve trajik oluyor. Pespayelik bir norma dönüştürülüyor artık ülke denilen bu çukurda.

 

Her ağzını açtığında isimlerinden çok yaydıkları cerahatle anıla gelenleri görmek hâsıl oluyor. Dillerinden dökülenler Ermenek’teki maden cinayetinde katledilenlerin, göz göre göre devlete kurban edildiğini açık ediyor. Sorumsuzluk diz boyu giderken, kolayca ölüm meydana düşerken, bir kömür ocağında hissiyatsızlıkla hemhal cümleler kuruluyor ülke büyüklerinin dilinden. Dillerinin altlarında saklamaya devam ettikleri baklaların birer ikişer o aralıktan görünmesine mani olunabileceği yineleniyor. Bu seferki kırımda da cinayet mahalli, erkânın ayakları altında çiğneniyor!. Kurbanların acılarını paylaşmak bir yana alay edercesine yazılamalar, göndermeler ve bildirimlerde bulunuluyor. Büyük devletin, büyük emir erleri hiç istiflerini bozmadan yorumlara girişiyorlar en başta da Burhan yazılamayan Anayasa müdürü Kuzu Bey.

 

İstife halel getirmeden, devlete zeval gelmesin diye kırk takla atılıyor. Sözler açık, sözler ufkun sınırında dımdızlak bir başına bırakılıyor. İş kazalarında Avrupa birincisi, Dünya altıncısı olan bir ülkede halen bunun için -diyelim ki doğru, hükümeti bundan sorumlu tutmak adil olur mu diye soru çıka geliyor kendilerinden. Vahameti düze çıkartan söylencelikler değil masallar değildir hakikatler bir yandan kendini göstere gelirken devletlûnun Davutoğlu’su ile Erdoğan’ı mutlak bir birliktelikle sistemin başları kendileri değilmiş gibi yeni hedeflemelerin yollarını ararlar. Davutoğlu, hakkınızı arayın buyururken, Erdoğan eksikleri tamamlamak için çabalanmalara devamı dillendirir. Bir ertesi gün eldeki tüm imkânların seferber edildiğini hiç çekincesiz dillendiriyor Cumhurun reisi. Kendi kabinesinde de yer almış bir bakanın itirafıdır ol raddede esas meseli göstere gelen, küt diye, tek seferde.

 

“Bir madeni kapatmak istediğimiz vakit elli kişi devreye giriyor.” cümlesindeki itiraftır bu çürümeyi kestirmeden anlaşılır kılan. Canın değeri yoktur asla, elli kişi araya girdiğinde bir maden ocağı, bir şantiye, bir alan, yapı ya da mesken, fabrika için kapatma yetkisinin kullanılamayacağının bildirilmesidir bahsedilip daha çok konuşulması gereken. Elli kişiye karşı emekçinin ister bir, ister yüz, isterse binlerce olsun hiçbir hakkının bulunmadığı zikrolunur açıktan tek seferde. Budur aslında çürüme bahsi budur aslında o fıtrat fıtrat diye dillendirilenlerin altındaki mesele, gerçek meram. Ücretli köle olarak yaşatılmaya alıştırıldığımız bir ülkede, emeğimizin, çalışma koşullarımızın güvencesini sorgulamak imkânsızdır bu aleniyettedir. Aynı bakan ama görmeyen Faruk Çelik Bey’in azabı gösteren cümlesi daha sonra gelecektir.

 

“Kazaların olmaması temennimiz ama hayat devam ediyor.” Hayatın nasıl devam ettiği bile muallâktayken halen bir ümit maden ocağının başında bekleyenlerin gözlerinin de içine baka baka bu cümlenin kurulabildiği bir yerdir, bu yeni ama içi çoktan küflenmiş olan toprak parçası. Vicdan dediğimiz şey çoktan rehin alınmıştır metaya emtiaya çevrilebilir bir mesele indirgenmiştir. Düzen bunu gerektirir diyerek hemen her fırsat, dönemeç dahilinde hükümet yıpranmasın, ama devletluya zeval gelmesin bahsi yeni bir yıkım için yol vermektedir. Örtbas edilme çabası bunca meydandayken her şeyler uluorta eylenirken çürümedir asıl olan. Çürümenin sınırsızlığıdır bu sabit fikir güncelliğinde. Sabit akıl için çaba, anlama ve üzüntü geçicidir mühim olan beka ve istikbal ve indirilen akçelerdir tastamam. Gri, ağır ve kopkoyu ve bataklık gibi bir ülkeye uyandığımız yerin sabahında Isparta’dan çıka gelir kırım bu kez.

 

“Isparta’nın Yalvaç İlçesi’nden, elma bahçesinde çalışan mevsimlik işçileri Gelendost’a götüren midibüs şarampole yuvarlandı; 18 kişi ölürken 10’u ağır 30 kişi de yaralandı. Kazaya, yük fazlalığından dolayı frenin patlamasının neden olduğu belirtildi.” Haber olarak ajanslardan geçen cümle bu kadarcıktır. Her şey bu kadar kısa ve belirgin halde kırımın yolunu ve rotasını nasıl sağlama aldığını göstere gelmektedir. Kırım, cinayet gündelik otuz, otuz beş lira için sabahtan akşama çalışan insanların cansız birer varlık gibi istif halinde bir yerden bir yere taşındığı yerin yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sidir. Büyük ve ileri, muasır ve medeni, kudretli ve gücü sınanamayacak olan. Hepsini tek karede, tek seferde alt edendir işte bu olay. Havva Ceran, Arife Aktaş, Ceylan Aksoy, Reyhan Ceran, Veli Can Çelik, Gülseren Yayla, Maksude Ünsal, Havva Yiğit, Ayşegül Karataş, Mihri Kale, Ayşe Kale, Şerife Aksoy, Muazzez Balık, Elmas Çelik, Emel Arslanalp, Esme Altunbay, Buket Keskin, Metin Aslanalp yeni için, yeni günde kurban edilen insanlardır.

 

Çukurun derinliği artık bir kıstas dışı, ne kural ne de kaide anlamlandırabiliyor. Ne bir cümle, ne bir vakıa tek başına yeterli geliyor. Her şeyi birlikte okuyabildiğimizde, birlikte görebildiğimizde acının nasıl da herkese pay edildiğini hiç âmâsız ve fakatsız olarak göstere geliyor. Yüzümüz de aklımız da, vicdanımız da günümüz de geleceğimiz de bu hengâmede yerle yeksan edilen bir mesele haline dönüşüyor. Çürüme yolu ve zemini sağlandı mı aralıksız güncelleniyor. Çürüme başladı mı ardı arkası gelmiyor. O bir süreç, bir dönem değil bu topluma gelecek diye bildirilenin ana gövdesini oluşturuyor işte bu ülkede. Çürümenin hızında geriye insana dair sorular kalıyor, henüz yitmeden, henüz tükenip gitmeden evvel. Nasılsınız, iyi misiniz? Bu çürük ülkede haliniz nedir, nicedir? Nasılsınız ve iyi misiniz? Onca can yitirilirken yabancılaşmanın kaçıncı eşiğindesiniz ve kaçıncı ‘tweetini’ atıyorsunuz vicdan rahatlatmanın, kendi kendini avutmanın. Delirten bir ülkede, yok eden bir akıla rehin edilmişken, sıra bir gün birimizden birisine denk gelirken sahiden nasılsınız ve iyi misiniz?

 

Resim – Özgür AYAZ – Bobiler.org

http://www.bobiler.org/monte/maden_faciasi–149426

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler