Misak Tunçboyacı / Normal


  • Gündem
  • 04 Oca 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

 

Bienale By GorugoruNormalin her ne olduğuna dair tespit tahayyül vurgu ve sair çıkarsamanın bile isteye handiyse olağanmış gibi tam tersinin olumlandığı öncelendiği bir sathı mahaldeyiz. Her çıkarımda bir öncesinde yaşadığımız kırılganlıkların daha da derinleştirmesine müsaade olunanların eyledikleriyle yüz yüzeyiz. Ortaya çıkan tespitlerin bir dolu defoya haiz olan görüntüsünün tastamam düzgün olduğuna dair çıkarsamalara da ev sahipliği yapılan, bundan hiçbir surette kaçınılmayan bir neticesiz döngünün bağrındayız. Yalnızlaştırılan, izole edildikçe bihaber konulan benliği ve düşünselliği bir kenarda tutarak mekanikleştirilen bir algının sürdürüle geldiği, anormalin normalleştirildiği bir yerdeyiz. Yekpare tek tipleştirilen ve ilaveten hiçbir itirazı kaile almayan varsa yoksa kendi bildiğini dayatan bir sistem, sahiplerinin ellerinde normal bugünlerin yoksunluğu haline dönüştürülmekte paldır küldür alelacele. Bir sorgunun yahut ta sorulması muhtemel olan şeylerin önünün alınabilmesi için durmaksızın yinelenen, başı kaçırıldığından artık eskisinden daha da yoğun yalanlara başvurulan ülkede hayatı ikame ediyoruz. Zorunluluklar, bunlara da daha fenalarına da elbette dayanacaklar bahsi etrafında erkin kendi bildiğini yinelediği, her defasında başka bir okumayı, başka bir görüşü zikretmek, işitmek veya anlamak bir yana tastamam dışladığı bir mefhum bugünlerimizin şeklini ve şemalını dönüştürmekte. Normal olanın ters yüz edildiği, ters yüz olan o sathı mahalde bu kısacık cümlelerin bahsinde geçmekte olanların apaçık belirgin kılındığı, zorunluluk hallerinde yeni ülkenin harcının karıldığı ve hemen her şeyin bir sınava dönüştürüldüğü bir yerdeyiz.

 

 

 

Körlüğün karanlığın kasvetin bir aradalığında daha fenasını eyleyebilmek için bekleyeduran aklın tezahürleri birbiri ardına irinler üretmeye devam ediyor. Her şeyin tam ve eksiksiz bir biçimde o rutin olarak değerlendirilen sınırlandırılmışlık çerçevesinde yenilip, yutulacağı, unutturulacağı bahse konu edilirken son kez değil yine yeni yeniden muktedirin dayatımı / tahakkümü kendini ele veriyor. Yaşamın dönüştürülmesi bu yerde, bu ülkede konuşabilmeyi, söz ve yazıya sahip çıkabilmeyi, akla mukayyet olmayı değil basbayağı tımarhaneden beter bir yaşamı ikame ettirmeyi söz konusu ediyor. Normaller bir biçimde sahanın dışına itilirken, bu kadarı da olmaz denilen şeyler olağan yeni normumuz, normatif gerçekliğimiz haline dönüştürülüyor. Ortalıkların ortaklıklardan, akçeli işlerden, yardım görünümlü silah sevkıyatlarından, kendileri içeride fikirleri iktidarda sözüm ona mahpus- devlet aklını onayan takipçilerinin izleğine paralel bir ülke bina olunuyor. Her olumsuzlamada bir paralel devlet bahsi atılıp tutulurken, her ifşaatta bir başka yerde vurgu kesinti için zikredilirken asıl büyük yara bu bahiste meydana geliyor. Devlet sözüm ona dönüşürken kendi eski kabuğundan kurtulduğu her an ama her an zikredilirken bildiğimiz / erdiğimiz o kabuğun çok daha sertleştirildiğidir. Eskisinden de korunaklı hale dönüştürüldüğü bir biyopolitik sahayı çağrıştırmaktadır. Hepimiz denek bellenirken, bizli sizli değil alayımızı kapsayan, dönüştüren, ezen ve normallerden uzaklaştıran düşünmekten illa ki alıkoyan, sorgulamaktan çekinir kılan bir korku silueti ortaya çıkartılmaktadır el birliğiyle. Yeni (T)ürkiye.

 

 

 

Basitçe değersizleştirilerek bahse konu edilmesi teferruat ya da zül addedilen her ne varsa bugünün ülkesinde bu yeni yılın ilk günlerinde bütünlüklü bir dönüşüm gerçeğe evirilmektedir. Yanlışlardan doğru üretilmesinin, her yanlışın bir başka yanlış ya da yalandan medet umularak aşılabileceği inat ve ısrarının paralelinde bugünlerimiz dünden daha da fena kılınmaktadır. Dünde kaldığını sandığımız gerçekliğimizin diplerinde yer alan can kırıkları artık yüreği kanatırken aklı da yerle yeksan etmektedir. Korunaksızlaştırıldıkça, dımdızlak ortalarda bırakıldıkça sade vatandaşın hali tarumar, işin aslı bu cümlede saklıdır. Kendi bildiğinden zerrece şaşmayan akıl her defasında feda / diyet / bedel diye zikrederken, millet millet diyerek ortalığı gerim gerim gererken, ayrıştırmayı olağan kılarken, herkesi etiketlerken, alayımızı yaftalarken, münferit diye bildirilenlerin altında yeni bit yeniklerini çoğaltırken her an ama her an bu unuttuğumuz mesellerden birisi olan normal hal yerle yeksan edilmektedir. Nasıl olmasın ki, yaşamayı birbirinden ısrarla korkarak sürdürmeyi amaç edinen, başkasının değil canının ciğerinin acısını duyumsamanı, önemsemeni bile hakir gören bir zihniyet toplamı karşımızda yükseltilirken aralıksız zikredilirken normal sıranın en dışına itilmektedir. Müesses nizam doğrularının sabık aklın eylediği hakirliği, hakaretamizliği, baskıların olağan neticelerinden birisi olarak değerlendirilmektedir. Oysa yaşadığımız hal bu perişanlık bambaşka şeylerin izleri ile karşılaşmamızı kolaylaştırmaktadır. Her nerede yaşadığımızın özetlenişi o bir kaç cümlede sıkıştırılıp bırakılan, gerektiğinde ucu çoktan açık tutulan tehditlerin menzilinde şekillendirilmektedir bir kez daha.

 

 

 

Bir yardım bahsinde, onca bilgi ortaya çıktıktan sonra tastamam insani yardım o tırın yükü lafazanlığının yinelenmesinde saklı tutulan gizli öznedir. Silahlardan medet umulan, silahların kimlerin eline her neden yollandığının saklı tutulduğu, sorgu ve sual etmenin alenen olmasa bile sanal agoranın dışında pek de işitilmediğinin bilindiğinden resmen dökülüveren eski aklın yeni takipçilerinin söz, tespit ve tutturdukları belagatli söylemlerde tehdide dönüştüğü gün yüzü bulmaktadır. Başbakanlık müşaviri olan şahsın “-Devlet geleneğimizin kendini korumak için geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması”, bir muhabirin “Zaman zaman yaşanan faili meçhuller o ülkeye huzur getirir. Bu kadar konuşan olmaz. Ortalık zevzekle doldu”. Cümleleri sadece örneklerden ikisidir. Tüm sözler ortaya çıkan pejmürdeliğin, afakî üstünden atlanıp geçilebilir bir meselmiş gibi yıllardır çektirilmeye sebep olunan o savaş halinin devamlılığı için nasıl bir kazanımsa kan dökülmesinin hala ala sayılıp, ehven kılınabildiğini okumaya yol veren birer ibret vesikası olarak değerlendirilebilir.

 

 

 

Yıllardır süre giden sivilleştikçe daha iyi ülke, yaşatan bir yere erişileceğinin duyumsatıldığı, yüzleşmek için zamane şartlarının değil, iradenin ortaya konulacağının bildirildiği bir yerde aklın tutukluğudur bir kez daha karşılaştığımız. Gizlisi saklısı olmadan devlet aklının bütün rutinlerden üstün, her türlü ezberden aşina olunan kaygıları tüm dizginleri elde tutabilmek, kaybettiği itibarını(!) geri kazanabilmek tahakkümünü koruyabilmek için eyleyebileceklerinin bir başka örneğidir. Yerle bir edilen aklın karşısında cismanileştirilen devletin yüceltilmesi ve bir kez daha kutsallaştırılmasıdır.

 

 

 

Ezberden okunan sonradan düzeltilmeye gayret edilen ama her defasında aynı sonuca götüren, normali tahrif eden bir algının standart olarak bildirilmesinden gayrisi değildir şu bir kaç ayda ve günde karşılaştıklarımız. Dahası karşılaşacağımız pek çok yeni vakıada tastamam eksiksiz bir devlet zihni yine kendi diktesini dayatmayı sürdürecek sıradan bir rutin olarak anlatmaya devam edecektir bugünkü gibi heyulaları. Yerseniz. Aynı gün içerisinde küçük tefek bir kaç detay dışında, kısaltılmış bir bahisten ötesi hiç vurgulanmayan bir haber düşer ekranlarımıza. “Roboski katliamının yapıldığı bölgede askerler tarafından yol çalışması başlandığı belirtildi. Güvenlik yolu olarak bilinen yapım çalışmasına tepki gösteren Roboski’li gençlerin üzerine askerler tarafından ateş açıldı.” Yol / Duvar yapımının çekincesiz sürekliliğine karşı süreç içinde belki de en anlamlı dışavurumlardan birisidir. Halkların arasına kurulmak istenen yol ve duvarlara karşı bir çığlık silahla / tehditle yanıt bulur. Bütün bu sirayet edip duran her defasında hadsizlik, arsızlık diye belletilmeye çalışılan aslında tuzun kokmuşluğunu, devletin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya çıkartan bir hal bir kez daha önümüze serilmektedir.

 

 

 

Üzerinden ancak saatler geçtikten sonra (onaylar alındıktan sonra ) haber edilebilen bir kıyamdan, saatler geçtikten sonra yardım malzemesi taşındığı bildirilen (onaylamalar bir kez daha ana akım haber merkezlerinin iradesini ele geçirir) tıra kadar kocaman dipsiz bir kara delik normalimiz diye sunuluyor. Güvencesini, bekasını ancak had bildirip, göz korkutarak, kandan medet umup, her yerde ol bahisten bir kıyam için daha ön ayak olmaya çalışan bir mekanizma, bir süreklilik daha arz olunur. Gilles Deleuze’ün cümleleri ile bağlantılarsak  “Bir Devlet aygıtı, toplumu üst kodlama makinesini gerçekleştiren somut bir düzenlemedir (…) Bu makine, bu nedenle Devletin kendisi değildir, bu makine, baskın ifadeleri örgütleyen ve yerleşik düzeni kuran, baskın dilleri ve bilgiyi, yerleşik değerlere uyan eylemleri ve duyguları, diğerlerine baskın çıkan parçaları örgütleyen soyut bir makinedir.” Şimdi yüksek sesle sormak lazım gelendir; Normal midir bütün bu yaşadığımız? Yüzde doksan dokuzun (dinsel yüzde değildir.)üzerinde kurulmaya çalışılan bu yüzde birin tahakküm / tehdit / tenkit / tecrit / tehcir vb. bil cümlesi artık çok değil midir? Fazla değil midir? Ezcümlesi doksanlı yılların trajik / fecaatinin tıpkısına teşne bir tekrar çabası şimdi layığımız mıdır?

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler