Misak Tunçboyacı/ Son Yok, Başlangıç Yok, Sorular Var!


  • Gündem
  • 23 Haz 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

TrustBir uzamın her neye dönüştüğünden hiç bahis açılmayarak basbayağı kör bir karanlığın refakatinde yeni istikametler belirleniyor. Biraz daha derine yol kat edilirken bir türlü nihayetlendirilmeyen dipsizlikte, yeni eşikler arşınlatılıyor. Sorgu sual bir kenara atılırken, istiflenirken derdin aslında ne olduğu bu güzergâhtan güzergâha geçişte unutturuluyor. Erkin oluşturduğu, dönüştürdüğü son kertede üzerine çöktüğü o iradenin hiçbir surette değiştirilemez olduğu yineleniyor, değil ki hatırlanmak, değil ki sorgulamak. Bunların hepsi bir detaya indirgeniyor. Deney sahasına dönüştürülmüş olan bu sathı mahalde hemen her duruma uygun bir senaryo daha olay, vakıa cereyan ederken yazılıyor. Paylaşıma çıkan bir söz dağarcığı ya da ne oluyor bahsine bir gönderme gayreti, çözümleme değil daha çok müesses nizama yedeklenenlerin sıra savmalarını ortaya çıkartan veçheler oluyor.

 

Yedeklendikçe derdi mevzu bahis edilmeyecek nüveler olarak gören bir akıl icat olunuyor. İcat olunan soluk almaksızın müesses nizamın yenilenmiş bir suretine dönüşüyor. İşte bu uzamın dönüşümü gerçekleştirilirken hayat ve insan mefhumu odağından artık enikonu şaşırtılan bir uzama yollanıyor. Söz kifayetsiz, olan biten karşısında tepkimeden, anlık bir seslenişten, bir adımdan öteye vardırılmıyor. Neden, ne için, ne hakla ve niye; kısa ve net olan sorgu hiçbiri olmazsa gazeteciliğin temel unsuru olan beş n bir k gibi kısa yollar bugünün ülkesinde geçersiz kılınıyor. Geçersizleştiriliyor adım adım çabayla beraber. Biteviye süre giden tepkisizleştirme, sıra neferliğinin çok rahat sineye çekilebilir bir mesele olarak değerlendirilmesinden bu yana istisnasız eksilmelerimizi göstere geliyor. Erkin karşısında hayat baştan mağlup ilan ediliyor.

 

Konu her ne olursa olsun kör karanlığın derinliğinde atılan adımlarla hayatın kendindenliği, durağan görünen rutinde hapsedilmiş olan sıradan olanın sözü geçiştirilip üzerine ölü toprağı serpiliyor. Biçimlendirme biyopolitiği hemen istisnasız bir zaptedici kalıp olarak değerlendiren erkânın sözünü, eylemini bütünleştiriyor bu ölü toprağıyla. Düşünme ediminin üstüne kurulan tahakküm mekanizması böylesine basit gibi görünen bir simyada herkese, özellikle kendisine dönüştüremediği herkese aynı tavırla karşı koyuyor. Dibine iyice çekilmeye çalışıldığımız o karanlık alanı yaşanabilir bir uzam tanımlaması bu belirgin ayrıştırmayı kalıcılaştırmak için ortaya atılıyor. Ehven olana dahil olmayan, sırasından çıkan herkes için bir zapt-ı raptın şekillendirileceği muştulanıyor. Her yer bu nizama göre dönüştürülürken, devşirilen düzlem hala sineye çekilebilir olarak tanımlanıyor.

 

Reklâma çıkartılan geleceğin ülkesi geçmişin ağır ve ağıt dolu tortusundan zerre uzağa ilerlememiş olsa da her şey mubah sayılıyor. Bizzat sineye çekilebilir diye kestirilip atılan gün aşırı tahakkümün başka bir suretinde yaşatılacaklar oluyor. Bir gün çocuklar darp edilirken, katledilirken, ertesi gün yetişkinlerin mahpuslukları artık tecride eviriliyor. Öldürmeyi küçükten daha en masum zamanlardan başlayan bir aklın ilerleyen dönemlerde oradan kurtulup yetişkin olanlar için hayatı dar edecekleri yeni meseleler icat olunuyor. Hınç diz boyuyken halen yeterli gelmiyor o derdest edişler, köşeye kıstırmalar, zorla sınayışlar, had bildirimleri vesaire. Mutlak son olarak bugün yaşayabilenleri yarın her ne bekliyorsa onun yazısı, yolu ve kurgusu sağlama alınıyor, temellendiriliyor. Bir gün emeğin önüne çekilen yeni standartlar oluyor ertesi gün torba yasa ile hakların hepsi birden boğuntuya nasıl konulacağı örnekleniyor.

 

Soma Cinayeti’nin takibatı, katliamın sorumlularına dair tahkikatların hepsi ‘gizlilik’ kararıyla gündemden düşürülüyor. Eline tebligat ulaştırılmış olan madenciler içinse yeniden ekmek için işte o ölümün kıyısında yolculuk mesaisi başlıyor. O yolculukta kaderine basbayağı terk edilenleri ise bu karanlık son bu sefer Şırnak’ta buluyor. Erkânın fıtratıyla bu işler hep böyle dönüyor. Geçtiğimiz günlerde üç işçi o mezar madenlere kurban ediliyorlar. Sonra birisi ve bir kişi daha o toprağa karışıyor. On beş gün içerisinde beş can daha eksiliyoruz. Nêrex (Dağkonak) köyünün yakınlarında bulunan kaçak bir kömür ocağında bir öğlen saatinde yaşanan göçükte hayatını kaybeden Musa Seven’in toprak altında kalan cenazesini de arkadaşları kendi olanakları ile çıkardılar. Tam tamına böyle yazıyor haber metni. Bir yerlerde yok edilişimiz sürekliliğe bağlanıyor.

 

Karanlık her yerde kırım mütemadiyen güncelleniyor. Yıkım, talan ve rant için daha büyük tahribatların önü, kâr için her şeyin canın bile bir bedelinin bulunduğu savunuşu o madenin şartlarında kendini gösteriyor Şırnak bir uzak mezar. Yerin altının sistemsizliği böyleyken, bu halde üstünde de o tahakkümperverliği sonuna kadar muhafaza etmeye ant içen aklın eylediği kırımlar sahnelenmeye devam ediliyor. Oluşturulan hegemonya düzeni kastetmekten, sindirmeye, yok saymaktan, had bildirmeye her evrede kendini çok daha açıktan ifşa eden bir mefhuma ulaşıyor. Büyük Ülke ustasının yönlendirmeleriyle, tenkitleriyle, had bildirimiyle öfkesinin sonsuzluğuyla ve aralıksız olan gözetimiyle beraber saymaya çalıştığımız meselelerdeki gibi bir sistemi önceleyen, yaşayanı hakir, mahpus ve prangalı mahkûm, Azrailine teslim olması gereken bireyler olarak bildiren bir akılla şekillendiriliyor.

 

Aralıksız istimlâk edildiği vaaz olunan askeri düzen, anayasasından o vesayetin sürekliliğine aralıksız güncellenirken bu ülkede, iki onursuz katilin, bu ülkeye ettiğinin hesabı gıyabında ‘müebbet hapisle’ geçiştiriliyor bu gürültüde, böyle. Sadede gelelim yüzleşme hazin bir çadır tiyatrosunda piyesle geçiştiriliyor böyle böyle. Evren ve Şahinkaya’nın müebbetlik oldukları halkın nezdinde afakîyken ve bir gerçek onların hesap vermelerinin önü her defasında mani olunan, alınan, korunup kollanan bina ettikleri o ülke algısı bugünü tarumar etmeye devam ediyor. Hemen hiç ara vermeksizin bir rutinde itinayla tahribat onlar varmış gibi sürdürülüyor. Katiller bu ülkede el üstünde tutulur bahsinin belki de en iç kıyan suretlerinden birisidir resmi pejmürdelikteki hesaplaşma güncesinden arta kalan bize. Bir yerinden başlanacaksa bugün anlatılmaya, bunun temellerinin nasıl atıldığını, her şeyin nasıl başladığını görebilmek mümkündür on iki eylül güncesinde, davasının şeceresinde, arta bıraktıklarında.

 

Bugün sürmeye devam eden o sistematiğin her neye tekabül ettiği anlaşılacaktır. Fikirlerinin mahkûm edildiği duyurulurken, bir devir kapandı gitti diye betimlenirken o düzen bir gölge gibi siyasal uzamı, sosyo-ekonomik güncelliği, hayatın merkezde olduğu her meselede kendini belli etmektedir. Bugünün yenisi, dünün eskisinin yarıda koyduklarını, tamamlayamadıklarını daha büyük değişimlere, dönüşümlere (menfi) ulaştırmak gayretinin suretidir, kopyasıdır. Her şey delik deşik edilirken insanlığa dair olanın sözü seslenişi bir ihtimal çözüm arayışı, çıkış çabası daha en başından linç edilmektedir halen durmaksızın. Devletin sabitlendiği uzamda yaşamı önemsemek yoktur çünkü. Yaşamı bedel ödeyecekler! ve her şeye biat edenler arasında paylaştıran algı bunun içindir hep buna dairdir.

 

Kanıksatılmaya çalışılan yabancılaştırıldığımız on iki eylül vahşetini, dehşetengizliğini bugünün sokaklarında, yaşadığımız mekânlarda, çalıştığımız iş yerlerinde adım attığımız her makamda sabık bir rutine, aralıksız bir denetime tabi olunarak yinelenmektedir hep usul usul. Muteber kılınan devletin gözünün kulağının kendi halkı üzerindeki bunlar ne yapar, nasıl yaşar ve neden halen biat etmezler isyan ederleri anlamak için değil daha fazla köşeye kıstırmak, yok etmek için vesileler yaratmak üzerinden şekillendirilmesidir devam olunan. Evet, iki katil bozuntusu yoktur artık sahnede ama fikriyatta uygulamaya vakit bulamadıkları her şey azar azar gerçeğe dönüştürülmektedir. Sonsuz bir çemberde devinim sürmektedir. Her bahiste komplo, terörist, çapulcu, vandal, ayyaş bunlar budur, biliyorsunuz şu işaret ve hedef belirlemeleriyle kimlikleri, aidiyetleri zulüm için bir vesile olarak gören, uygun bulan zihnin tezahürüdür bir gölge gibi takip ede duran.

Kanıksatılmaya çalışılan, hayatın böylesine dibinde faaliyet gerçekleştirilirken facianın ne zaman denk getirileceğinin belirsizliğidir. Bir belirsizlik uzamında insana kastın şekillendirilmesi gayretinin sonsuzluğudur. Kimi zaman “şaka” gibi görünen şeyler bu kasıt düzeneğinin ön izlemesidir oysa. Hakan Yaman’ın Gezi Direnişi günlerinde başına getirilenlerin; ateşin içine atılan bedeninin ve ona bu işkenceyi yapanların hesabının hiçbir zaman sorulmayacak bir merhaleye sıkıştırılmasıdır kasıt ve mesele! Selçuk Yıldız’a yakın mesafeden saldıran kolluk kuvvetinin onun tek gözünü çalmasından sonra verdiği hukuk mücadelesinde, valiliğin yanıtladığı tahkikata emniyetin envanterinde gaz bombası atacak teçhizat yok savunuşudur o kepazeliklerden bir başka örnek.

 

Polisin katlettiği Berkin Elvan’ın adaletsiz konulacağı artık muhakkak dava dosyasında olduğu gibi ezberini asıl vahim olanı bir çocuğun katlini neye dayanarak hangi neden gösterilerek gerçekleştirildiğini sorgulayan Berkin Elvan’ı, Ali İsmail Korkmaz’ı mezuniyet töreninde anan Işıtan Önder’e reva görülenlerdir bu ön izlemesi yapılanlar. Eskişehir

Osmangazi Üniversitesi’nden Tuncay Dil ve Nuriye Gülmen hakkında benzer gerekçelerle Berkin Elvan’dan dolayı açılan soruşturmadır kepazeliğin daniskası. Yuhalatmak, had bildirmek, terörist damgası için çabalanmak serbesttir, meydanlarda! ama anmak, neden diye sormak, ağıda ortak olmak yasaktır.

 

Leyla Alp’ten alıntı yaparak -milyon dolarların ayakkabı kutularında saklandığı ülkede, Roboski’de ‘kaçakçı’ diye öldürülen otuz dört kişinin katilleri korunması bahsidir rezalet, kepazelik. Roboski soruşturmasını takipsizlik, kovuşturmaya gerek görmemek itirazları reddetmek neden bahsini dışlamak, hangi hakla (akılla) bu zulüm sergilenmiştir diye sorgulamanın önüne yükseltilen bunca duvardır kepazelik. Örülen duvarların gani gani çokluğudur. Dert kepazeliğin daniskaları ile yaşamak hayal değildi beklentilenmeyendi şimdi birbiri ardına gerçek bütün bunlar tüm bu bahisler.

 

Hırsızın hırsız olduğunun bildirilmesi karşısında dayağın, hayırlı evlatlığı, ekranlardan propagandasının açıkça ilan olunduğu ‘sarrafbeyin’ emri altındakilerin saldırılarıyla savuşturulduğu, asıl terörün bunlar olduğu bir uzamdır bahsedilmesi gereken. Kepazeliğin daniskası hassas günlerden geçerken! Yaptığından hiç gocunmadan çoluk çocuğumun yanında bana hırsız diyorlar abuk sabuk sayıklamasıdır. Hassas günler ne demektir beyefendinin dilinden dökülen halen meçhul muhayyiledir. Kaçırılan işler midir halen anlaşılamamıştır mesel. Erkin ülkesinde her şey pay edilmiş herkesin konumu güncellenmiştir kepazelikler sürdürülürken!

 

“Radikal Gazetesi’nden İsmail Saymaz’ın haberine göre Adana, Mersin ve Hatay’da, ekonomik krizi ve Başbakan’ı protesto ettikleri, 1 Mayıs’a ve “Darbelere Karşı Demokrasi Mitingi”ne katıldıkları, Kahramanmaraş katliamını ve Hrant Dink’i andıkları için ‘Marksist Leninist Komünist Parti (MKLP) üyeliği iddiasıyla yargılanan 17 kişiden 13′ü hakkında verilen cezalar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanır.” Cezanın onandığı duyurulan haber metninde Deniz Gezmiş ve Che Guevera terörist, Hrant Dink’i anmak suç, zilli def örgüt üyeliğine başat delil olarak geçmekte halin her ne olduğunu göstermektedir. Kepazelikler diz boyu, sonsuz bir döngüde önümüze çıkmaktadır.

 

Hayat üzerindeki bunca kararın, tahakkümün, zorbalığın eylendiği; bütün bunlara rağmen devletlu konusunda herhangi bir bahsin daha en başından yok edildiği, sıfırlanmaya çalışıldığı bir uzamdır yaşadığımız şimdi görüyor musunuz? On üç yaşındaki çocuğa devletin ‘büyüklüğünü’ üç yıllık mahpusluk sınavı ile sorgulatan, yargılamaya çalışan akla nihayetinde kepazeliğin bir başka suretine erebiliyor musunuz? Devletin yok ediciliği, yıkıp geçerliği, zıvanadan çıkmışlığı meydanda görüyor, görüp de anlıyor musunuz? Karanlık, geniş bir kapsamı alanının ta kendisini tanımlandırmakta böylesi bir uzamı görünür kılmakta bu ülkede. Yaşadığımız güncellikte hemen her anın her karşılaşmanın bir kırıma dönüştüğü yere doğru evirilmektedir. Gözün görebildiği ya da fark edebildiği, ötekisine denk getirilenlerden ibaret değildir sadece.

 

Hemen her fırsatta olanakta olasılıkların zorlandığı aralıksız zapt edildiği, verili kimliklerin, dosdoğru tekilliklerin dünyasının vaaz olunduğu bir merhale, karanlık-karanlığımız cismanileştirilmektedir. Yaşadığımız yerin vahameti görünür kılınmakta bunca köreltmeye, suskunlaştırma gayretine, örtbas uğraşına rağmen. Biat etmeyecekler için yeni kırımlar tezgâhta işlenmekte haddizatında. Karanlık bir metafor olmaktan öteye hayatın merkezindeki bir aktöre, başat unsura dönüştürülürken nasıl bir yol seyredilmelidir? Akıl nasıl ortaklaştırılmalıdır, nasıl böylesi bir hızla insan eliyle kotarılmış olan bu cehennem tasvirinden daha fazla tükenmeden çıkılacaktır? Çıkış var mıdır? Rosa Luxemburg’un “Varım, varız, var olacağız meramının” sınırlarını dosdoğru layığıyla hakikate ulaştıracağız sorumuzdur. Dünyanın devrinin eskisinden çok hızlı aktığı zikredilirken, gidişatla, yok olmadan önce, kuytuların izbeliğine sürülüp, sürüklenip, çürümeden önce fark edecek miyiz, idrak edecek miyiz, görecek miyiz, direnecek miyiz? Sorular sonsuz da yanıtlar için çabalanacak mıyız?

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler