Misak Tunçboyacı/ Unutmamak Meseli


  • Gündem
  • 13 Nis 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Shin Kwangho - UntitledUnutmamak için mütemadiyen hatırlatma komutlarına sahip çıkan, bununla yol almaya gayret eden bir güncelliği bölüşüyoruz hep birlikte. Dün olanın, dünde kalmadığı muhakkakken artık onu hatırdan çıkartmamanın yollarını arıyoruz. El birliğiyle, hafızamızdan kazınanların, şimdi sırası değil diye geçiştirilenlerin sofrasında; yarınlar için, umut için hatırlama gayretini su gibi paylaşıyoruz. Biçimsizliğin, tahrip gücü yüksek taarruzlarında yediğimiz ekmek kadar bilinçle neyin nereye konumlandırıldığını görüyoruz. Eksikliğin, yıkımlara dönüştüğünü artık enikonu fark ediyoruz. Resim ortaya çıktığında, resmiyetin yaldızı döküldüğünde halimizin perişanlığı yansıyor bir kez daha günümüze, içimize. Unutmamak, bu fecaat ikliminde anlamanın yolunu sağlama alan bir mefhuma eviriliyor. Dayanmanın ve direnmenin her teşebbüste ola ki duvara çarpılsa da yılmadan yeniden yola koyulmanın menzilini cisimleştiriyor.

 

Tükenmişliğin “pay” edildiği yerde geriye sadece ve sadece okunanların hakikati kalıyor. Bugünün şekillendirildiği menzilde tükenmişlik hızar gibi dörtnala koşturulurken bir sonraki adımda çıka gelecekler onu tamamlayacak birer nüveye dönüştürülüyor. Resim paramparçadır artık olduğu gibi. Resmiyet unutturulanın üzerine, bu tahrif edilmiş olan resme, taarruzların güncesidir. Yazılmış olanların altından çıka gelenlerdir hakikatimiz. Örtbas edilenlerin dibinden köşesinden görünenler esas mesellerdir bir yerde, bu uzamda bile hakikatten. Hakikatimiz unutmamaya tüm benliğimiz ile birlikte sahip çıktığımızdır. Tükenmişlik vazolunurken, teslimiyet nakşolunurken, arta kalan o silinenlerde meydana çıkanlardır. Durumun esef vericiliği, gerisini tamamlayan ‘hiddetin’ hali karşılaştığımızda kalıcılaşır.

 

Reel politika, dün neye kastettiyse bugün de onu hiç sekmeksizin yerine getirmektedir. Ne ki artık hiçbir teşebbüs, çaba, alaya alınabilecek, gülüp geçilebilecek değerlendirmeler değildir. Tahayyül, tahakküme, tahakküm tehdit ve yok edişe evirilendir. Bu cehennemî menzilin dört yanı düşmanlarla değil, uçurumlarla çevirilidir. Demirbaş olmuş asal dertlerin hemen hemen hiç konuşulmadığı, adlarının dahi anılmadığı ülkede, hiç olmayanların olmuş bildirildiği yerde, örtbas etmelerin menzilinde derin yarlardır kuşatıldığımız. “Düşman” algısı tükenmezken payımıza düşürülen; tüm o uçurumların kıyısında cambazlıktır. Düşmeden ayakta kalabilmek aşağıya hiç bakmadan oradan hayata tutunabilmek, tüm bunu çabalayanlara karşı şiddeti öven, sahip çıkan -aklın tezahürü karşılaştığımızdır. Yıkımsa her yerdedir. Tehdit kalıcılaştırılıp dönüştürülendir.

 

Yüzleşmeye konu edilenlerin, kıyısında dahi olmadığımız hiç yakınına varamadığımız bugün alenidir. Unutturmanın kalıcılaştırıldığı yerde yıkım çıka gelir böyle birbirini takip eden bir süreklilikte. Bir güftenin, bir dizenin, bir notun kıyısı, köşesinde kaldığı imlenen bahislerin, geçmişte, geçip gittiği zikrolunanların, nasıl da gün içinde olduğu meydana çıkmaktadır. Dermansızlık yaygınlaştırılandır bir kez daha. Çöküntüler, ötesine dair sorgulamaların önünü almalar, soruların önüne duvarlar bina etmeler mümkün mertebe, halin gidişatını, ülkenin durumunu da anlaşılır kılacaktır. Yıkım bu meydandadır artık. Çürümekse hepimizin paylaştığıdır. Bu kalıcılaştırılan tehdit coğrafyasına karşı atılan her adımın ardında çıkartılanları unutmamak adınadır sözcüklere sığınışımız. Çürümek bir noktada gerçekliğin ta kendisine dönüştürülürken şu andan sonrasında ne gelecektir bahsidir hepimizin dertlerini çok daha fazla arttıran.

 

Yarınsızlığımız bir gerçeklik haline dönüştürülmüşken bir de unutulanların peyderpey yinelenebilirliği tüm bu kalıcı kılınan çürümenin menzilini, aldığı yolu gösterir. Bir ülke bahsinden, bir deney sahasına varılmasının mihenk taşları dizilmeye devam edilmektedir. Bir deney sahasının ülke diye bildirimi sürdürülendir. Umutsuzluğun onca viraneliğe terkin ve çürümenin nihayetinde gerçekten gerçek kılındığı, ayrıştırılmazımız ilam edildiği bir “ülkede” yaşıyoruz. Dertlerimiz çoğunlukla, anlaşılmayan ve hiçbir zaman, hiçbir bahiste tartışılmayan, konuşulmayan ve anılmayan mesellerin izlerinin üzerinde geliştirilendir. Tekinsiz bir karanlık girdap şimdi bu yerdedir. Mütemadiyen tehdide konu edilenlerden, düşman mitinden ve sözün yağmasına uzanan bir süreklilik halinden bunu, teyit edebilmek mümkündür. Unutmamak için yinelene gelen bir sayıklama değildir.

 

Bunca kayıtsızlığa rağmen buradayız ve vardık varız ve yok olmayacağız nidasını alaşağı etme gayretidir. Girdap dertlerin ol karanlığındır. Cümlelere dökülen anlam bütünlüğü anlatmak için varılmış menzildir. Eşikler yıkım için güncellenirken, geriye kalanın salt ah ve tühü barındıran bir simya olmadığı tam aksine acının bizatihi kendisi olduğu meydana çıkacaktır. Kırmızıçizgiler durmaksızın güncellenirken geriye kalan, hep ağudur, Kilikya’dan Dersim’e, Dersim’den Roboski’ye. Mukadderat olarak bölüştürülenler, unutulanın ardından çıkagelenler yıkımdır nesiller boyu. Bir mizansen, dipnot olmaktan öteye geçen bahisler tanımlandırılırken her harfe özen gösterirken, acıların denk getirilme sıklığıdır unutturulmak istenip durulan.

 

Akıldan çıkıp gittiğinde acı da, ağrı da bunca mezbelelikte yok olacak diye savunulandır. Oysa her defasında, her görmezden gelme ve her yok sayma ve her unutturma çabasının birlikteliğinde meydana çıkan yegâne şey, artık vücut bulan kanıksanmış acının kesintisizliğidir. Kanıksatılmış kötülüğün artık zıvanadan çıkmış tehditlerini yinelerken yarını zapturapt altına alacağını ilan etmesidir ol acı meseli. Unuttuğumuz yerde başımız yeni bir kırımla bir başına kalacaktır. Bunun ağrısıdır hayatımızı henüz yaşarken dar etmeyi olduğu gibi başaran. Yarınsızlığımız tescillenirken, dün olduğu gibi gün de aynı hezimetlerin insafına terk edilmektedir. Müşterek talan edilirken, geleceğe dönük her sözün, sesin üzeri çizilir. Acı, elem ve ağrının kalıcılaştırılması için onu sessizliğin bir payandası eylemek için birbiri ardına yapılanlar bir rutine dönüştürülür.

 

Yarınımız kalmamıştır bugünümüz ne haldedir bunların her biri yanıtsızlığını muhafaza etmeye devam etmektedir. Unutmamak için gerisin geriye gitmeyi zorunlu kılan bir sınanışa gerek yoktur. Tek başına olduğu gibi günü ele aldığımızda yahut da bir güne denk getirilenleri sorguladığımızda bu bahsin her nasıl şekillendirildiği çözümlemeyi mümkün kılacaktır. Yaşadığımız yer, bu menzil cehennemin ta kendisidir. İç çürüten aklı fikri yerle bir eden, dahası yetmez çok daha beterine yol verilen, umudu mahveden her meseleyi en üst makamdan sahiplenenlerin yeridir. En üstten en aşağıya bildirilen, ezenlerin, muktedirliğin en kudretli oyuncularının rol olarak değil canı gönülden söylediklerinin birimizden birilerinin hayatlarına karşı taarruzların başlangıcı olduğu gerçekliğidir. Her sözün ardı kırımdır bir defa daha tüm gayret bunun içindir.

 

Genellendirme sınırlarını çoktan aşarak bir hakikate ulaşmış ol bahsi görünür kılan karşılaşmaların vakıa diye geçiştirildiği menzildir iş bu yer. Yalova Valisi Selim Cebiroğlu’nun öğretmen Halil Serkan Öz’e Termal Fen Lisesi’ni ziyareti sırada, Bu saç sakal ne? Sen ne biçim öğretmensin? İnsanlar dışarıda görseler dilenci zannedip para verirler” hakaretini eyleyebildiği cümleden okuyabilmek mümkündür ol menzili. Anarşisti bir hakarete evirerek onu da iki cümlesinin arasında sıkıştırmayı başaran Cebiroğlu’nun dilinin hiddetinin, asıl neye yol verdiği birkaç gün sonra Halil Serkan Öz’ün kalp krizinden hayattan göçmesi ile karşımıza çıkar. Devletin, onun yolunda ilerleyenlerin sözcükleri hayatı onarılmayacak bir hal dâhiline sıkıştırmaktır. Halil Serkan Öz’ün canı böyle çalınabilmektedir.

 

Unuttuğumuz yer her aklına geleni söyleyebilen, köşe kadıları, valiler, bakanlar, başbakan danışmanları, amirler, üst ya da alt düzey bürokratlar vekiller, başbakan ve cumhurbaşkanı’na kadar uzanan bir sarmalın sahnesidir. Hüküm verildi diye anıla gelen, durmaksızın tekrar olunan, şifrelerin çözümü iş bu hayatın tılsımına dair bir okuma, anlama gayreti değildir hep tersi istikametteki can kırıklarını çoğaltmak adınadır. Hüküm, kural kaidenin tamamlayıcısı olan bir bahistir. Demokrasi meseli ve bahsinin halen en olumsuz tahayyüllere rehin bırakıldığının nişanesi olan edimlerdendir. Hüküm diye savunula gelen yepyeni fecaatlerin ön izlemesidir, tanımıdır ne eksik ne de fazla. Yaşayabilme iradesine karşı kurulan setler canı bir hiçliğin düzeyine gerisin geriye yollar. Ne yaparsak yapalım hüküm diye anılan erkin tahlili artık olur bildirilendir. Vahamet bu karanlık, kapkaranlık güncenin sonsuz tekrarıdır.

 

Vahamet artık bir valinin dahi can alma hüviyetine sahip olmasıdır. Tüm kameralar canlı yayında. Hakaretamizlik bir kademe sonra tehdide en sonunda da can almaya böyle böyle ilerletilir iş bu menzilde. Düşlere vurulan ket hayata karşı kasıt, geleceğe yönelik tehdit hepsi birlikte yaşam kodlarına dönüştürülür. Yaşamın tanımdan çıkartılması artık bahsi edilmeyecek bir mesel olarak değerlendirilmesi yavaştan emin adımlar ile sağlama alınır. Unutuşun ardı yıkımdır. Teferruat olarak tanımlanan bu bağlantısız gibi görünen tehditler birleştiğinde sıradanın mahvı kaçınılmaz sonu göstere gelmektedir. Unutuş bahsinin arkası hezimettir. Sokak ortasında infaz edilen hepimizin tanıdığı “Berkin Elvan”ın, birçoğumuzun bildiği katillerinin isimlerinin ilam olunmasını talep eden iki insanın, isminde Adalet geçen binada katledilmesinden sonra yaşananlardır hezimetin bir yüzü.

 

Yüz elli kurşun isabet ettirilen bir odadan naşı çıkan Şafak Yayla’nın katilleri, Berkin Elvan’ı katledenlerle aynı seviyenin, aynı yozluğun şiddetle hayatı dönüştürenlerin ta kendisidir. Yayla’nın naşına bu cüretle saldırırız, mezarından çıkartıp dereye atarız sayıklaması bunu teyit eden katletmeye doyulmayan bir menzilde asıl hali faş eden bir meseldir. Her bir durumda tahakküm ve tehdit ölümcüldür. Ölümle kapı kapıya sırt sırta, tehditlerin aileye kadar uzandığı yerde, naaş ancak beton dökülerek muhafaza altına alınır. Hal ve ahval “unutuş” bahsinde yıkılıp yağmalanan az buz değil basbayağı kindarlığa rehin edilmiş olandır. Kindarlığın at koşturduğu, kurban istemi ile yola devam edilen bir menzildir. Kin gütmenin, yeni yıkımlara yol ve zemin sağlamanın yolları arşınlanmaktadır dört bir yanda hemen her fırsatta. Artık sözün değil hiddetin, şiddetin, konuşacağı ilan edilmektedir.

 

Bir çeşit yazgı haline indirgenen tükeniş ve mahvın bu menzildeki varlığı her vakıada bir kez daha perçinlenmektedir. Tasvirin bunca satırın özü eğer kalacaksa meram olarak tek bir cümlesi hayatın yağmalara terk edildiği bahsidir. Esirgenen, çalınan, yok edilen otuz iki kısım tekmili birden olan biten hayatın tükettirilmesidir. Prangalar ile bağlanıp, zincirlenen, betonlara gömülüp unutturulmaya çalışılan azar görünümlü cümleler ile halen yorun tarifi gerçekleştirilen, müşterekin altının oyulduğu bir menzildir özetin özeti. Dermanın değil yara vermenin menzildir geliştirilen. On dördünde katledilen Berkin Elvan’ın cezasızlığını sorgulayan Sıla Abalay’ın tutsak edilmesidir yaraya yara katan. Berkin Elvan’ın tıpkı devlet dersinde katledilen tüm çocuklar gibi faili meşhur davaları meçhul bırakılmasında tüme, bütüne ol müştereke gözdağı verilmesinin örneklemi gerçekleştirilmektedir.

 

İç Güvenlik Yasası boşuna değildir asla. Tanımlanmaya ve tamamlanmaya çalışılan yaşatan değil yok eden bir ülkenin artık kanıksatılmasıdır. Sıla Abalay henüz çok genç bir tutsaktır. Tarihin tekerrürü, yeniden işleme koyulan şey zapt etmektir sorguyu bir kez daha. Bunu da sineye çekilebilir bir mesel olarak addedilmesi gayretidir bir kez daha. Müseccel markası ‘zulüm’ olan memlekette dipsizlikten el bularak ilerlenmektedir hala, hala. Biyopolitik tehditse güncellenen her adımda yeni bir yıkımı beraberinde getirmektedir. Olan biten az biraz değil, basbayağı budur. Hayatın mahvı bu sınırın her günündedir. Bir zorbalık düzenidir dünden devir alınan yarınlara çıkması için çaba sarf edilen. Dahası da vardır ol güncelliğin ve şimdiye yansıyanın.

 

Her neye çabanın sarf edildiği meydana çıkmaktadır kestirmeden. Kobane Direnişini selamlamak için 6–7 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen eş zamanlı eylemlerde, Gaziosmanpaşa’ya bağlı -Karayolları’nda polis tarafından atılan gaz kapsülünün kafasına isabet etmesi sonucu yaralanan 17 yaşındaki Serhat Savaş yaşamını yitirdi. Ajanslara düşen tek satırlık haberlerden, devlet dersinde kırımı bir kez daha hatırlatan, sadece Kobane Direnişini destek eylemlerinde katledilen on üçüncü çocuktur Serhat Savaş. Birileri hayat derken, birileri aralıksız barış derken, birileri onca küfre rağmen hala bu ülkeye inanmak isterken, devlete değil insanına güvenmek isterken bir çocuk daha toprağa düşürülür. Bir çocuk daha, sırtı pışpışlanan, yüreklendirilen ve teşekkür edilip durulan kolluk kuvveti elinden katledilir.

 

Kırımları alkışlayan, ‘bu ülkenin muhtarıyım ben’ diye avaza tutunurken, teröristler bahsinden kaçınmayan bir zata yakışacak bir ülkenin gücü çocuklara yetmektedir bir kez daha. Bir kez daha yukarıda saymaya çalıştığımız gibi yaşları büyük ya da küçük, henüz kundakta ya da her şeyin başında insanların canlarını almaktan bir beis görmeyendir işte mesel edilmesi gereken ülkeye dair anlaşılması elzem olan. Unutmalar bir sonraki seviyede yeni bir tehdidi beraberinde getirmektedir. Yaşadığımız yerde “umudun” mahvı böylelikle şekillendirilmektedir. Takvim yaprağına sığanlar kadar üzerine eklenenlerle birlikte bu menzilin hayat emaresi de tüketilmektedir. Yoksunlaştığımız yer insaniyet bahsidir ne eksik ne fazla. Yoksunlaştığımız yer dur artık diyemediğimiz nicesinde daha fenalarına, en olmadık kırımlara girişebilecek bir ülkenin artık topyekûn bina edilmiş olmasıdır.

 

Yüz bin kez tekrar edilmiş olsa da yaşamak hep pamuk ipliğine mi bağlı kalacaktır. Yetmemiş midir artık, hiç mi kâfi gelmemektedir bunca gözyaşı, elem, keder. Karanlığın simyası, devletin görevlisi olan bir isim tarafından “devlet bazen hukukla çözemediğini hukuk dışı yollarla çözer” vecizi içerisinde bildirilendir açık açık, ulu orta. Unutmaya devam ettiğimizde o unutursak kalbimiz kurusun lahzasını düşünmeden yinelediğimizde, olanı biteni sorgulayıp, yüzleşmek için çaba ve istenci göstermediğimizde bu menzilin dört yanında, her gün kırımlar sürdürülmeye devam edilecek olandır.

 

Dosdoğru bedenler üzerinden yükseltilen, her yanından kan akmayı sürdüren bir menzil kalıcı kılınacaktır. Yetmemiş midir, kâfi gelmemiş midir? Kurban seçiminin sonsuz kılınmasından sonra hayat için en ufak bir ümit kalmış mıdır, bırakılmış mıdır? Sayaç insanlık için gerisin geriye ilerlerken, her gün bir bedene daha kast eden, bir canı daha çalana karşı söz eyleyecek miyiz, birlikte eyleyebilecek miyiz? Meselemizdir. Ömür dâhilinde sorguladığımız, her gün yeniden yola koyulurken aklımızın bir köşesinde tutmaya devam ettiğimizdir. Yaşamı geri kazanacak mıyız? Barış bu topraklarda, ama, acaba ve fakatsız olabilecek midir? Bir gün bu bahisler layığını bulacak mıdır? Meselemizdir, unutmadan zikrettiğimizdir.

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

Desen – Shin Kwangho – Untitled http://scopeartshow.tumblr.com/post/64995531191/red-lipstick-shin-kwangho-south-korea-top

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler