Misak Tunçboyacı… Yara!


  • Gündem
  • 13 Eki 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

SurucYaralar dökülüp saçılıyor şimdilerde. Zamanın bir iyileştirici olarak savunulmasını tastamam boşa çıkartırcasına birdenbire görünmezlikten görünürlüğün en sert noktasına intikal ediyor o yaralar, sahiplendiğimiz. İntikal ettiği noktada, afişe yükseldiği andan itibaren deneyim sahibi olunmasına rağmen halen acıtmaya devam ediyor hepsi. Önemsenmeyen şeylerin tözünde kan ve gözyaşı daima birbirinin peşini bırakmazken ortaya dökülen yaraların tamamına kayıtsızlık bildiriliyor. Susun bir baskın yönetim anlayışıyla zikrediliyor aralıksız. Erk, muktedir, iktidar kendi diline doladığı şekillendirme gayretkeşliğinde tüm yaraların daha da kalıcılaştırılmasını sağlıyor. Genellendirilen ve toplumun tüm katmanlarında bütünleştirilmiş basbayağı yaralarla yaşam vaadin ta kendisi oluyor.

 

Yaşam bir rutinde hemen tüm acılara kayıtsız şartsız uymaları bildiren bir erkâna teslim ediliyor. Rehin ediliyor işin doğrusu konu ötekisi olarak bildirilenler olduğunda bu tavırdan zerre ayrılmıyor o akıl o düzenek. Yaşam vaatlerden kurtulalı çok uzun zaman oluyor oysaki. Verili bir şey olarak bilinmesinin yolu çok uzun zaman önce aşılmış hep aynı noktalarda kendi ezberinden başkasını duymayan akıla karşı hayat, kendi rotasını bulmak konusunda insanların kendisi yol göstermekteydi. Denk getirilenler, bunu da sineye çekersiniz diye atfedilenler kimisi dünden kimisi yıllar öncesinden kimisi şimdi türetilenle birlikte ve bir arada yıkımı mübalağasız kesin sonuca dönüştürüyor. Yaraların ‘yazgı’ haline dönüştürülmesi bu noktadan sonra devreye konulan hamlelerle beraber geleneksel devlet aklına tekabül ediyor haddizatında.

 

Yorgun düşen beden değil sadece tekinsiz bir inatla ve ısrarla yıkıma götürülen, acıları ortaya çıkartan akılların meydandaki kalıcılığıdır. Fenalıkların altındaki imzalar hemen hiç değişmezken durmak yok yola devam seçeneğidir inatla sürdürülmeye çalışılan. Her şekil ve şemalı göz önüne getirirken yazgı diye dayatılanların var olan yaraları daha derinleştirmeyi amaç edindiği kesindir. Yok etmelerin bu düzeninde hayata hiçbir zaman sıranın gelmeyeceği yinelenmektedir avaz avaz. Yaşamın rastlantısallığı yaralara göğüs gererek, daha büyük, daha derin açılacak olanlara karşı mütemadiyen ses etmeyerek mümkün olacağı muştulanmaktadır. Gizliden açığa alınan tavırların birlikteliği hep bunun içindir. Hamleler, devlet kademesinden tabana indikçe bu zorlu halin yaraları deşen tavrın tıpkı bir ‘virüs’ gibi yaygınlaştığı meydana çıkacaktır.

 

Bir virüs gibi çoğaltılmaya devam eden nefretin aralıksız deneyim haline evriminin sonsuzluğudur. Yollar, günler, zaman mefhumu akıp gitmeye devam ederken kalıcılaştırılanla ona çalışılan, çabalanılan hep daha büyük yaralardır onulmaz bir biçimde. Akıl diye bildirilen, yok etmenin ikliminde daha fazla acı yüklenişidir. Yaranın müsebbibi değişmezken kalanların tamamı değişirken mağdur edilmesine çabalanılanlar hep aynıdır her dem ötekisi denilenlerdir bu menzilde. Akıl diye bildirilen o devşirilen hudutların pekliğidir. Sınırlar çoğaltılırken nefes almak bile mümkün kılınmamaktadır. Yaşadığımız yerin dönüşümü biteviye alınan tedbirlerle şekillendirilirken hep bundan yola çıkılırken vahamet örtbas edilmektedir. Vahim olan, örtbas çabasının sürekliliğidir.

 

Vahim olan Kobane’nin de uzaklardaki bir mesele dönüştürülmesi gayretidir. Görülmeyen, bilinmeyen hiçbir zaman anlaşılmayacak nedenleri sorgulanmayacak, aslı astarı hiçbir surette araştırılmayacak bir kaosun yaratılmasıdır aslında düşünülen. Tasavvur edilenin birilerinin yaralarını önemsemek adına olmadığı bilakis daha fazla kanırtmak için uğraşın hep kendisi olduğu meydana çıkmaktadır bir kez daha. Yaşadığımız zamanın cehennemleri böyle bina edilmektedir. Sözün anlaşılabilirliği değildir mesele, birkaç yazı öncesinde değindiğimiz hemen her şeyi bir yazgı gibi insanlara pay ettirme güdüsüdür esas dert. Budur layığınız daimi olarak çekeceğiniz dile getirilmektedir. Akıl ve fikir, doğru uzamı bulabilme gayreti adına bir yöntemken bizim yaşadığımız bu yerde prangaların temellendirildiği bir satıhtır asıl olan.

 

Her şey siyah ile beyaz arasına sıkıştırılmaktadır. Hemen hiçbir konuda asla ilerlenemeyen, çözüm bahsinin yok sayıldığı bu zamanda yaşama şansı salt ve tek başına devletlû tespitlerine, kaide diye öne sürdüklerine riayet etmekten geçmektedir. Kaideler birer pranga olsa da, kafaya tamı tamına düşecek bir giyotin gibi şekillendirilse de itirazsız riayet yinelenmektedir hala halka ve kendilerine göre yola ve hizaya sokulması gereken herkese. Bildirilen sorgusuzluğun “ehven” ilan edilmesidir. Yanımız, yöremiz, günümüz ve geleceğimiz açıktan, toptan bir seferde rehin edilirken, gelecek diye bir tahayyüle yer bıraktırılmazken acıların çoğalması adınadır, yapılan ve edilenler bu menzilde yinelenmeye devam edilen. Ezberlenmiş olan tahakküm kodlarıyla yıllar yılıdır süre giden nefret yeni yaralara dönüştürülmektedir.

 

Çaba bu bahisleri devam ettirme adına yinelenenlerden mülhemdir. Ezberden okunanların handiyse tamamında ırkçılığın utanç vesikaları kendisine yer bulmaktadır. Yönlendirilmeye gayret edilen sınırın bir yanında edilen vahşetin, yapılan kırımın, dehşete düşmekten bir adım ötesi; cehennemi dünyada var etmenin yolunun yönteminin buralarda da filizlendirilmesidir gaye ve çabanın yekûnu. Yaraların artık kabuk bağlamasına da müsaade edilmeden üzerine yapılan taarruzlarla hepsi kalıcılaştırılıyor. Alışılageldik nefret kalıpları bu defasında canları daha çok yakabilmeye vesile teşkil ediliyor. Sessiz ve onaylayan kitlenin çoğaltımı ve ilave ettikleriyle birlikte bütün bu anlata geldiğimiz cehennem platosu kalıcılaştırılıyor. Dış mesele diye bildirilen yara! için konuşulanların bütün halindeki özeti olarak bir halka nefret kusulmaya devam ediliyor. An be an ve bitmeyecek ve asla sonlanmayacak bir kurgunun gerçekliğine doğrudan yollanıyoruz.

 

Gidişatımız körlüğü bu kadar kolayca sineye çekilebilen bir mesel olarak içselleştiren bir ülke oluyor. Suretler boyuna birikiyor acının gözlere yer etmiş halleri bünyeleri sarıyor gel gelelim gidişatın, kör karanlığın azap çukuruna karşı ses bütünleştirilmiyor. Devletin aklı, kendi iktidarının devamlılığından da gayrisini bilmiyor halen. Her şeyi komplo olarak değerlendiren akıl bir yönetim anlayışı tümü bu hayattaki yaralara karşı yaşayabilmek umudunu yıkmak adına yinelenip duruluyor. Kobane düştü düşecek sayıklamasının ve resmi açıklamalardaki; Ayn El Arab isminin zikredilmesinin çıkışı daha da büyük nefretle insanları birbirlerine karşı kırdırmak adına atılan adımlar olduğu aynalanıyor. Sorun yoktur bahisleri toptan nadasa bırakılıp Işid de PKK’de aynıdır veçhesinin sınırlarında tur atılıyor. Cumhurbaşbakan olan zatın dilinden dökülenler, başbakancılık yapanı egale eden, aşan betimleler ile beraber sonsuz bir gayya kuyusunda tükenmesi zor bir faşizmi burada bu sınırlarda kalıcılaştırma gayretine dönüşüyor. Sonun ne olduğu biline biline.

 

Hayatı savunan ile hayatı lime lime edenin birbirleri arasında bir tercih dile getiriliyor. Taraf olmaları bir fişleme, bir biçimde suskunlaştırma, ötekisi olduğunun ilanı olarak değerlendiren akılla ve fikirle bu döngü dönüştürülüyor her dem. Devlet aklı için Kobane demenin, geleneksel tehdit unsuru olduğu yineleniyor. Son otuz dört yıldır hemen her türden felaketin Kürdistan illerinde temellendiricisi dahası bizatihi insanlarına karşı vermiş olduğu değeri zorla ve azapla ve daha büyük kırımlarla dillerini unutturmak için engellemelerle yapmış devlet kendini ve kaidelerini tekrarlamakta bir beis görmüyor. Hiçbir suçluluk duymuyor asla. Barış için çabalar sürerken o kör topal yürüyen hatta bile mayınlar döşenmeye çalışılıyor. Barış dillendirilirken hala aynı değişmez tavır ile hayata karşı tahakkümünü yineliyor devlet.

 

Zoru inat ve ısrarla bir halkı bu toprakların bağları arasından, simyasındaki yerinden uzaklaştırmak için; tam karşılığı asimile etmek, tekilliğin parçası etmek için çabalar ölümler ile beraber şekillendiriliyor. Ölüm bahsini yineleyip sıtmaya razı getirmek gayretkeşliğine düşülüyor. Amed’den tescilli bir ‘faşist’ zatın dâhiliye nazırlığı koltuğunda kendisini kanıtlamasının yolu daha derin, büyük zulümleri tekrar ettirmekten geçiyor. Sırf hatadan mürekkep bir ülkede düzenin tertibin, tek ve yegâne teminatı çocuk mu, kadın mı, erkek mi bilinmeden, gerek olmadan vur emrinin hayata geçirilmesinden şekillendiriliyor. Biyopolitik dönüştürme çabası son kertede o anladıkları dilden konuşacağız sözünü kendilerine düstur edinen bir ustaya göre yineleniyor. Aralıksız boşluklar yaratılıyor o bahisler şekillendirilirken söz naçarlaştırılıyor. Söz yok sayılıyor varsa yok kin varsa yoksa bu ülkeye biat etmeyenlere yaftalar çeşitlendiriliyor.

 

Hayata karşı kurulan tahakküm ve doğrudan müdahalenin sonu ölüm eyleniyor bir kez daha. Mal mülk bahisleri ediliyor bir yandan da kısa adamın değindiği -çözüm sürecini vandalizme terk edemeyiz geliyor sonrasından. Sürecin her neresinde insana değer verilecektir bunca, mal mülk sevdasındayken hala o yanıtsızdır. Süreç sözüm ona devam ederken alanlara inen insanların hepsine Kürd illerinde gerçek kurşunlar ile saldırılmasının dehşetengizliği sokağı tanklar ve askerlerle zapt etmenin vahimliğine yanıt her neredir, her nedir? HDP şımarık bir düzen partisidir sokağa çıkanlar teröristtir yine cumhurun başına göre. Katledilen canlar necidir sorusu gümbürtüye konulmaktadır. Üç günde kırk insan katledilmişken yanıtsızlıktır yaraları derinleştiren. Devletle uyumluluk bildirisi yayınlayan bir parti, tüm bileşenlerine karşı tahakkümün zıvanadan çıkmışlığına binaen sözünü sakınmadan tehditin yinelenmesi midir barış süreci?

 

Savaşa hayır demenin, Kobane gibi yalnızlaştırıldıkça direngenliği artan hayatın tüm bu pejmürde hallerine karşı bu ülkenin gösterdiği yegâne şey o uzattığı el bu mudur? Bu bahislerle beraber toplumsal dönüşüm çabasının da son dönemeçleri hızlıca aşılmaktadır. Hayata değerin değil betona mala bağlılığın her şeyin maddiyatla ölçülüp biçildiği uzam kalıcılaştırılmaktadır. Canlar katledilmiştir, ama mal daha mühim olarak anılıp, bu budur diye bildirilip zıvanadan çıkmışlık kalıcılaştırılmaktadır. İnsana verilen değerin hala ne hallerde olduğu görünmektedir bildirilmektedir işte. Maddi tıp şeytandır bir babanın dediği bugünün körlüğünün, vurdumduymazlığının, hemen her şeyi komplo olarak görmenin yekten ez cümlesidir karşılaşılan dert budur ve dert ortadadır. Dert koca bir ülkede yok sayılmaktır o bahsin nihayetlenmemesidir.

 

Erkânın bir numarasından, en alt düzeyindeki bürokratına kadar siyaset sahnesinin mikropluğu tavizsiz savunuşu hemen her konudaki düşman edimini yılların ezberleriyle birlikte kotarmasıdır dert budur işte. Düzenin dizginlerini elinde tuttuğunu iddia edenlerin birer istatistiğe dönüştürdüğü hayatlardır, hayatlarımızdır aslen. Tezkere kararından, tampon bölgesi diplomasisine vurdumduymazlığın dik alası kabilinden kontrgerilla, Hizbullah gibi karanlık yapılar ile yapılan işbirliklerinden, çetelere verilen tavizlere, eylemlerin bölünme paranoyası adına kullanılmasından misliyle yanıt verilecektir cümlesine hepsi birlikte asıl dert nedir bunu bildirmektedir. Bir masal ülkesinde, anlatılan medeniyet beşiği, misafirperverliğin dillere destan edildiği bir ülkede yaşamıyoruz bu artık belirgindir.  Bir film platosundan daha sahte olan bir yerde, bu ülkede her kurgunun arkasının “ölüm” olduğu bir kez daha meydana çıkıyor.

 

Siyasal uzamın dönüştürdüğü, tam da merkezinden duyurmaya devam ettiği İslam bir kardeşlik hukukunun önüne bilmiyoruz kaçıncı kezdir geçiyor bunu görüyoruz. Dini motifleri saldırıyorlar kardeşlerimize vatan hainleri düzleminden aksettiren, Gezi Direnişi güncesindeki gibi Camilere saldırdılar seslendirilmesine başvurulmasının hazanlığıdır dikkatlerinize özenle paylaşmaya çalıştığımız. Dinin kullanımının son otuz dört senede nereden nereye yükseltildiği nasıl bir toplum yaratımının evreleri gün be gün kendini belirginleştirirken her şey ortadayken halen bu seçeneğin yeterli gelmemesidir düşündürücü olan. Düşman yaratımındaki sonsuzluk adına bir eşik daha aşılmaktadır, şehir şehir mitinglerine devam eden herkesin cumhurbaşkanı olan zatın dilinden dökülenler. Dünün yinelenmesi gayretkeşliği, dünü ezber olmuş hiddetinin tekrarlanmasında yeni cümleler kuruluyor ne ki çürüyoruz.

 

Ne ki burnumuzun dibinde kırılan hayatlara karşı elimiz kolumuz bağlanmaya çalışıyor. Susmamız salık veriliyor. Önümüzdeki Salı gününe randevular veriliyor. Kolluk kuvveti olarak atanmış -katil sürüsünün- yetkilerini daha da arttırabilmek için düzenlemelerin getirileceği bildiriliyor. Ne ki, bir kez olsun kırım henüz uğramadan jeton düşmüyor bu toprakların birlikteliğinin böyle sağlanmayacağına kafa yorulmuyor. Ne ki hayatta yaralar yüklenmeye devam edilirken bir “hepimiz insanız” bahsine sıra getirilmiyor. Ne ki mal mülk, götürülenlerin yanında, iç edilmiş olanların yanında hiçbir şey iken halen bundan söylem geliştiriliyor. Karanlık buradadır. Yaralar sonsuzluk girdabında şekillendirilmektedir. Yinelenen zulüm ve öldürme ve yıldırma çabaları bu hayatın mahvı için yapılan edilenler oluyor bir biçimde biteviye aralıksız.

 

Kesintisizleştirilen hayata kast etmenin türlü çeşit örneklerini ihtiva ediyor hala. Kesintisiz olan ölüm vaadi oluyor. Bu toprakların hiç bitmeyen meseline bir kat daha çıkılıyor. Eşikler aşılıyor “sözüm ona” modernleşme nutukları atılıyor. Asrın zamanı durmuş gibi tarihi tekerrür ettirme gayreti kırımlardan yol alıyor burada hep oradan yol alınmaya devam ediliyor. Yaralar önemsizmiş gibi yenilerinin açılmasına el ve ayak olunuyor. Ön tahliller gerçekliğe dönüştürülüyor. Bir On İki Eylül güncesi daha yeniden gümbür gümbür şekillendiriliyor her yerde. Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ülkenin vatan hainlerinin resmen tespitine çalışılacağı bildirilir ajanslardan düşen haberlerde bir yandan da. Bugün yaşadığımız yerde hayat için çığlıklar atılıyor. Her şeyden azade her bahisten öte hayat çağrısı yineleniyor halen.

 

Onca hiddete, bir dolu saldırıya, pogrom provasına, sonsuz bir ağıda dönüşmesi için çabalanılmasına rağmen Kobane’den göç edenlerin de dâhil oldukları “hayat” çağrısı var. Sınırdan geçmelerine müsaade edilen insanların Suruç’taki Fen Lisesi’nde hayata tutunma mücadelelerine bir de gözaltı eşlik ederken bir söz var, hayata dair çağrı var halen ve halen. Güneşi zapt edemeyeceksiniz diye yükselen! Yaralarımız derinleştirilirken birbirimizin sözünü Kobane’nin bu imdadını duyacak mıyız? Duyuyor muyuz halklar direniyor ve görüyor muyuz? Hiç ama ve fakata gerek duymadan cümle inşa edebiliyor muyuz devlete, o devletlere karşı hayatı bir başka perspektiften kurabiliyor muyuz Kobane’deki gibi direnebiliyor muyuz?

 

Anlıyor muyuz Kürd, Alevi, Süryani, Ezidi, Ermeni, Türkmen birbirinden ayrı değil bir arada olduğunda başarabilecek bunu idrak edebiliyor muyuz burada, şimdi. Bütün bu heyula güncesinde tam da vaktinde anlayabiliyor muyuz, kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz cidden bu meselin farkına erebiliyor muyuz? Faşizme karşı sözümüz ortadadır bunlar meselemizdir, arz-i halimizdir. Sonsöz kabilinde; “Kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıklıdır.”.Hrant Dink’den hepimize bir ders daha. Bunlardır meselemiz ve arz-i halimiz..

 

Misak TUNÇBOYACI İstan’2014

 

Resim – Aris Messinis – AFP

http://www.stern.de/bdt/bilder-des-tages-die-schoensten-bilder-aus-dem-stern-kampf-gegen-den-is-1501450-4512c97813e8d651.html

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler