Misak Tunçboyacı/ Yaşamak Bir İhtimale Varmaktır


  • Gündem
  • 29 Oca 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Behind The MaskBomboş bir kâğıda, bir boşluğa, belirli anlamlar ihtiva eden kelimeleri sıralayabilmek onlarla daha önce duyulmamış, anlaşılmamış, fark edilmemiş olan tüm detayları yakalayabilmek, tarif edebilmek hemen her şeyden daha zahmetli olan hayatı tasvir edebilmek yine yeni ve yeniden zora koşulandır. Sözcüklere sahip çıkılmasının yerine sessizliğe biat edilmesinin önemsendiği, öncelendiği, duyurulduğu bir yerde hayatın hallerini tek bir uzamda anlatabilmek, öncesini ve sonrasını bilmeden zordur. Haddizatında hemen her güne paylaştırılan bir ah’ın, bir ağıtın, bir can kırığının menzilinde bu tasvir daha da zor olandır zor olanı göstermektedir. Engellemeler, tenkitten tehdide uzanan çabalarla mani olmalar bir yana, bir de “tahakkümün” unutturdukları vardır. Kesintisiz olarak, bomboş kâğıda yazılması gereken şeyleri tüm o engellere takılmadan aksettirmek zora koyulandır.

 

Hemen hemen kolaycılığın süre giden gümbürtüsünde, her şeyin çabukça unutulabilir, pekâlâ tüketilebilir bildirilmesinden bu yana mana yağmalanandır. Günü birlik taarruzlar, her yandan seslene gelen muktedirin dili, yönlendirmeleri sıradanın kelamını yok etmektedir. Sınırlandırma çabası “derin boşlukları” meydana çıkartır. Dünün ağrısı bugün de işlevsel bugün de gözdağı için yeterliyken, haddizatında hemen her an başka bir vahametin başka bir can kırığının o yüke dâhil edilmesi söz konusudur. Sözlük güncellenirken, mihman daraltılırken ezberler ile hayat paramparça edilmektedir. Tek tipleştirilen düşünce, söz, dahası tahlil bu deney sahası kontenjanına haiz olan ülkede hiçbir şeyin kolaylıkla anlatılamamasına neden olmaktadır. Üzerinden kuşaklar da geçmiş olsa da yahut da şu anda eylenenler bile olsa acıların, ağrıların kâğıda dökülmesi zordur.

 

Kelimelerin birbirlerini bulabildiği, anlam-anlatım sahalarının yerle yeksan edilmesidir hep bir acıtan her defasında ağrıtan budur. Devinim harap ettirendir. Devinim harap viran olanlara yol etmektir. Akıl nobranlaştırılırken, nobranlaşan bir denetim mekanizmasının hayatın her anına apayrı kastedişini görebilmek pekâlâ mümkündür. Hemen tüm tahayyül elde olanın tükettirilmesi adına yinelene gelmektedir. Bugünü, en az dün kadar ağır kılmak yoksunlaştırmak yıkım ve daha beteri tahayyül edebilmelerle yarını daha da zora koymak adına yinelenenlerden mülhemdir. Zorlaştırma eksiltme bir manadan gerçekliğin ta kendisine dönüştürülmektedir. Her şeyin normalleştiği dile getirilip, her günün “yeni” nam ülkede olumlanması beklentilendiği bir tahayyüle sıkıştırıldığı güncellikte, esasen olan bitenin vahametini aksatmadan göstere gelmektedir.

 

Yeni diye bildirilen dünün eskisinin, o yüz yıllık mazinin, bugün doksan yıllık reklâm arası başladı-bitti çıkışına sıkıştırılanların halini, mealini ve mecalini bildirmektedir. Dünden devralınan, yarınlara ulaştırılmak istenen, hayata dair tüm detayların resmi tahayyüle – anlatıma göre şekillendirildiği bir uzamın kendisidir. Bu menzilin bu ülkenin hemen herkese vurgununun, kesintisiz sıradanlaştırılmasıdır. Zaman, ölçülebilir bir biçimden çıkartılarak genişleyerek gün mefhumu bu vakıaları ve olayları yutan bir kara deliğe dönüştürülmektedir. Karanlık güncellenebilen bir mesele dönüştürülmektedir. Zora koşturulan düşüncenin, anlamın, fikriyatın ve hikmetin sınırlarından uzak kılınmasıdır tüm ‘gayretkeşlik’ dört koldan bunun içindir. Devlet, onun nizamı, müessesi sıradan gibi görünürken, birebir bu tehdit etme, yok etme retoriklerine sahip çıka gelen kesimlerin varlığı ve eylemleriyle bu kara delik genişlemektedir. Sınırları büyütülmektedir hala.

 

Her gün bir dolu derdi yutan, onları bir daha işitilmez kılan bir miatla bellek sınanmaktadır. Miatlı bir yâd ediş bir hatırlama hali veya bilebilme eylemi söz konusu değildir ki bu deney sahası haline evirilen ülkede bile böylesidir. Kesintisiz tahakkümün hemen her güne sığdırılan fenalığın miatsızlığı, onların hemen her gün karşılaştığımız olmasından ileri gelmektedir. Her karşılaştığımız bir mahvetme hamlesinin en yeni, yepyeni bir halkasıdır. Her günün hepten ve sonsuz o yok etme istencine rehin edilmesi söz konusudur artık. Bütün sorular havada bırakılmaktadır. Nerede yaşadığımız nasıl hayatları idame ettiğimizin bir ehemmiyeti bırakılmamaktadır. Topyekûn tehditle dönüştürülen bir saha bugünün gerçekliği haline dönüştürülür. Bomboş kâğıda yazılacak anlamın yağmasıdır, geriye kalacak tek satırın bırakılmaması gayretinde yollandığımız yer ise “anlamın çölüdür”.

 

Dahası sınanırken bile kırılmaktayız, ayrışmaktayız. Bu her harfine aşina olduğumuz, zincirleme yok etme dert sahibi etmenin aslında ne olduğu idrak ettiğimiz yerde hayat çalınmaktadır. Hayatın çalınması sözden başlayarak, bedenler gasp edilerek ve katledilerek doğasına kıyılarak tabi bir yandan da yok edilerek, daha öncesinden beter bir medeniyet inkişafına kurban edilmektedir. Aklın normları düzeltilmek, düzenlenmek bir yana tahrip edilmektedir. Sözün yol göstericiliği mübalağasız bir kenara terk edilendir. Her gün bir kez daha bu tahakkümün kurduğu sahneler yeniden bir çukuru göstere gelmektedir. Her çukur “yepyeni” bir tuzaktır, bunca karşılaşılmış olmasına rağmen hala ve hala. Hayatın tanımlanabilir öngörülerden mürekkep, bir bütünleşik kurgu olmadığı dahası her günün bu sürpriz olarak anıla gelen, oysaki her birisinin apayrı bir dehşetengizliği muhteviyatında barındıran bir tekerrür yığınağı olduğu meydana çıkmaktadır.

 

Handiyse tüm cümlelere sirayet etmiş olan “sinizm” iş bu dehşetin karşısında çıkışların nasıl tıkandığını göstermektedir. Her çukur bir kırımdır. Ümit var olmanın değil, ümit kırıntılarının yağmalandığı güncellikte tehditlerin biteviyeliği akıllı olun bahislerinin tüm o güncellemeleri, dokunan yanar nidasının bir belirten olması, tanıklıklar, bu tıkanma halini cisimleştirir. Soyut kavramların deryasında değil, hepsine aşina olduğumuz neredeyse aklımızın bir köşesinde yer edinmiş somut hayat engelleyicilerinin neler olduğu o tıkıldığımız menzilden anlaşılmaktadır. Sıkıştırıldığımız saha anlamların ötesine varabilmenin, tüm arz-i hallerin her ne için olduğunu akıldan uzak tutmak adına deneyin sürdürüldüğünü bildirmektedir. Kelimeleri teferruat olarak ananların, öylesini anlatanların karşısında bu dar boğazın menzilindeki hallerimizin özetidir o çukur.

 

Çukur özetleyendir bir kere başlayabildiğimizde tanıma, gerisinin bu hayatın sayesinde gelebileceğini hep bildiğimizdir. Hakkaniyetin yerini hiddetin, hikmetin yerini zulmün ikame ettirilmeye çalışıldığı yerde elimizden gelen çığlıktır. Bu sözle aksettirilenler, söz dalaşlarının taşıyıcısı olduğu yerde belki hiç işitilmeyendir hiç anılmayandır. Yine de kapsam daraltılırken menzil karanlığa rehin edile durulurken bir ihtimaldir. Sözün hayatı tasvir etmenin yanında bir diğer önemli işlevi anlamı hatırlatan olmasıdır. Ancak hatırlayabildiğimizde, ancak sözü ikrar ettiğimizde malum gidişatın nasıl bir daraltımı, tükenişi göstere geldiğini anımsayacağız, ötesi değildir bu kadar açıktır ve alenidir. Muktedir tehditlerini hep yineleye dururken, her gün icat olunan, duyurulan yahut da müjde gibi paylaşılan hamleler bu ‘hayatı’ daha en başından rehin kılmaktadır.

 

Rehinelik şiddetin muhafazakârlıkla hemhal olduğu sahneden başlamaktadır. Hepimizin ortak hikâyesi buralardan başlamaktadır. Eksiltile, eksiltile en sonunda o boşluğa düşülmektedir, sayelerinde yapayalnız, uluorta. Sözün özü bu hamlelerin pekliğinde birbirimizi duyabilmemizin önü hep böylece alınmaktadır. Tüm bildirmeye, arz-i halimize katmaya çalıştığımız, ‘kudreti’ olmayan diye yaftalananlar olarak sualin sözün çukuru aşabilecek bir mefhum olmasına karşı taarruzun ta kendisidir. Bir teşebbüs, bir deneyim bu güncellikte o daraltmaların dibinde yeni değil belki ama hakkaniyeti yeniden özümseyebilmeyi mümkün kılacaktır. Ülke haletiruhiyesinin, bunca tedirgin kılınmasının müsebbipleri fark edilebilir bir ihtimal. Ötesi berisi olmadan düpedüz bir mahvın ortasında bırakıldığımız anlaşılabilir bir ihtimal, ne zamandan bu yana. Bu güncelliğin dönüşümü ezberlerin sıklıkla yinelene geldiği bir menzildir.

 

Oysa dünün sınırlarındaki yapılan her fenalığın hiç de boşa olmadığı sırf bu tekerrür edişten anlaşılabilir. ‘Komitas Vardapet’in, Yaşar Kemal’in, Didem Madak’ın yaza durdukları, yaşarken anlatmaya çalıştıkları bu hallerin birer örneklemidir. Henüz yaşarken fark edebileceğimiz o tehditlerin ne olduğu anlaşılacaktır her satırda, sözde, seslenişte musiki ile birlikte. Komitas Vardapet boşuna delirmemişti. İnsan diye bilinenin, kendi benzeşine kıyarken elini titretmemesini gördükten sonra. Boşuna değildi işte. Aziz Nesin boşuna kelama sığınmamıştı. Hallerimiz hal değil diye, boşuna dökülmemişti.  Ahvalimiz geldiğimiz yer katillerin memleketini ta o zaman gösterirken. Tezer Özlü çığlıklara boğulmadan çıkarmamıştı bu ülkeye dair en doğru cümlesini. Biz boğulduk sesimizi kendimiz bile duyamıyoruz artık.

 

Yaşar Kemal boşuna yazmamıştı ‘İnce Memed’i. Dert oradan, bugüne hala günceldir, dert ağrı ve acı hala aynıdır hiç duydunuz mu, hiç okudunuz mu? “Zulmün artsın, zulmün artsın ki

çabuk yıkılasın” o günlerden kalan bir emanetken hiç fark etmiş miydiniz? Hrant Dink boşuna dövünmemişti, yana yakıla bu ülke için. Bir tane cümle kurmak için. Bir kez olsun birbirimizi duyabilelim diye diye. Hayatı tasvir edebilmek onun içinden yeni ‘yolları’ bulabilmek giderek zora koşulmaktadır. Gün devinirken, her anımıza tekabül eden o tahakkümün belki en mühim kastedişlerinden birisidir bu bahis. Bu kadar yaşanmışlığa bir o kadar da tecrübe edişe rağmen henüz tam olarak neyin olduğu, neyin tükendiği anlaşılamamaktadır. İstekli bir çürüme halidir kanıksatılmaya çalışıldığımız. Yoksunuz ama daha da tükenmeniz için elden geleni yapacağız meydan okumasıdır daima karşılaştığımız.

 

Hayatı fark etmek, anlayabilmek sınavlardan fırsat bulabildiğimizde mümkündür. Üzerimizde kurulan deneylerden, başımızı kurtarabildiğimizde,  devletten feraha uzaklaşabildiğimiz yerde mümkündür. Muktedir tahayyülü, hepimize hemen günü dar ederken bir yaşam umudu ararız. Bir yerden yeniden başlayabilmek için hep burada olmamıza rağmen bir türlü fark edilmemize müsaade olunmayan menzilde, buradayız çığlığa dönüşür. Buradayız lalettayin bir beylik nida, laf olsun diye değildir. Gözlerimiz, kalplerimiz, vicdanlarımız azami müştereklerimiz hep bunun için seslenir. Değil bir gün değil bir yıl on yıl ya da yüzyıl zamandan bağımsız bağlantısız varlığın temsilidir o çığlıklar. Buradayız hala tüm bu hamlelere rağmen buralardayız. Tüm hain ilan etmelere rağmen mihrak bilip tüm soy kodu uygulamalarına rağmen tüm sessizliğe rağmen buradayız. Tüm fişleme gayretlerinin arkasının bir yıkım başlangıcı olduğu bilerek buralardayız.

 

Bildik genellendirmelerin, günlük söylemlerin bir hedefe koyuş olduğunun farkındalılığıyla buralardayız. Buradayız sözümüzün bu bomboş kâğıda dökülen her bir harfin hakkını verebilmek bir gün mutlaka diyebilmek için, buralardayız. Yaşayabilmenin bunca ağır koşullarla hemhal ettirildiği bir yerdeyken sözümüz tek çıkış olanağımızdır, tek ihtimalimizdir. Siyaseten değil hayatiyet için başkaca yolumuz da yönümüz de olmayacaktır, tüm yukarıda saymaya çalıştığımız referans isimler gibi hayatın ta kendisidir istediğimiz. Hepsinin anlata geldiği hakikat meselinin ta kendisi adına buradayız ki hala ses edebiliyoruz. Bu boş kâğıda birkaç satır da olsa dökülebiliyoruz. Ümit tırpanlanırken, sevinç yağmalanırken, geçmiş ve gün kırımlara rehin geleceğimizin de bu doğrultuda kara bir günceyi sağlaması için çalışılırken buralardayız. Sözümüz bu mahvetme düzenine karşıdır işte bu kesindir. Buralardayız ve bir gün mutlaka anlaşılacağız derdimiz, tasamız ile müştereklerin tesis edilebileceği bir yurda özlemle yaşıyoruz. Bir gün mutlaka… “İşler böyle yürüdüğünden dolayı, işler böyle yürümeye devam etmeyecektir.” Bertolt Brecht

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

 

Resim: Behind The Mask – Wenny Yap

http://www.wennyyap.com/2012/10/law-of-attraction-resist-insecurities.html

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler