Misak Tunçboyacı yazdı/ Eksiltmelere Rağmen Hala, Buradayız Ahparig!


  • Gündem
  • 19 Oca 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Buraday─▒z AhparigDurağan olmayan, sürekli güncellendikçe yeni vahametlere yön belirlenen, bunların tümü için menziller geliştirilen, aralıksız ve kesintisiz tahakkümün yinelene geldiği bir yerde eksiltmeler hayatımızın merkezini kapsamaktadır. Eksiltebildikçe vahim olana rehin edildikçe; bellek, düş kırımlarının güncellenebildiği bir saha bina edilmektedir bugün. Tekerrür ettirilenler yinelenip dönüştürülürken ağrıyı ve acıyı güncelleyen buna göre hamleler yapılan bir ülkedir tasarlanan. Dünün yaraları önemsizleştirilirken, sorunumuz değildir bahisleriyle geçiştirilirken, günün ve şimdinin hali, şemaili onun kadar sert bir iklimi yineleye gelmektedir. Tekrarlanan şey düşünü yok etmek adınadır. Tekerrür eden olgu nefes almayı imkânsız kılmak adınadır. Hal ve gidişat fenalardayken normalin böyle bir şey olduğu savunulmaktadır. Hal ve gidişat yıkımları, ehven olarak görenlerin tahayyüllerine göre şekillendirilendir ülkede.

 

Yalanlardan el alınarak, ikame edilip topyekûn cerahate dönüştürülen irinlerin ülke temelinin yapıtaşı olarak değerlendirildiği bir menzildir sorun edilmeyen. Reçeteye yazılanların ilaç niyetine bildirilenlerin kötürümlüğü kalıcılaştıran, eksiltmeleri hayatın ayrışmazı ilan ettiği bir yerdir işte, dönüşe dönüşe sonunda varılan. Didaktik söylemin, biyopolitik edimin hemen tüm şartlanmışlıklarını hep bir biçimde savuna geldiği yerde ötesi beklentilenebilir miydi? Burası bunun gibi nice sorunun mabedidir. Meramın anlaşılmak bir yana oluşturulan ‘mağdur’ kültüne göre, ona tehdit olup olmamasına göre değerlendirildiği, her sözün, eylemin buna göre biçiminin kazandırıldığı menzilde sözün kıymetsizliği ilan edilmektedir. Eksiltmelerin birinci hamlesi sözcüklere karşı gerçekleştirilen çabalar ile sağlanmaktadır bu eskimeyen yeni içerisinde.

 

Yeni diye anılan hep nutku tutturan, soluksuzluğumuzu ve ne oluyor, nereye eviriliyoruz kısasını güncelleye duran bir yer olduğu aleniyettedir. Açık, seçik belirgindir. Kesinti, önce şifahen daha sonra hamleler kastetmek için yinelene gelenlerdedir. Eksiltmek işin sınırlarını tanımlandıran yapımın kendisidir. Gündelik olanın taarruzlara karşı bir başına bırakıldığı varsa yoksa bir heyulanın içerisinde küçük tefek seslenişlerin hasbelkader denk getirilebildiği bir yerde bunların bile akıldan ötelenmesi gerektiğinin eyleme dönüştürüldüğü, kısıtlandırıldığı bir menzildir bina olunan. Ezberlerle beraber yapılan eksiltme çabasının başlangıcı, seslenişlere, kelimelere, düşünceye yapılanlarla belirginleştirilenlerdir. Aklın fikrin dimağına menziline karşı bu eylemin artık bir tehditten öte gerçek kılındığı, ayrışmazımız bildirildiği bir güncellikte yaşamaktayız.

 

Sözün, anlamın, karşı istikametini yanıtını duvarlar ile çevrelemek bu yapımın halini anlatandır. Bu mefhumda denk getirilenleri belirginleştirendir. Eksiltmeler önce sözden başlayarak temellendirilendir. Hayat, her ne anlama tekabül etmektedir hep o yanıtsız konulmayı sürdürülendir. Genellendirmelerin güncesindeki bu hamleler, kırımları güncellemektedir. Söze karşı girişilen çaba dönüp dolaşıp bedene tahakküme dönüştürülür. Menzildeki erk muktedir ve iktidar çabası bunun içindir, hep buna dairdir. Kesintisizleştirilen tahakküm etap etap yinelenirken, bir öncesinde, icra olunanın yenilenmiş hali çok daha büyük kırılmaları beraberinde getirmektedir. Anlamın tükendiği yer böyle meydana çıkmaktadır. Hayatın belirgin bir biçimde müdahalelere, kayıtsız şartsız teslim edildiği bir alan, form haline dönüşümü noktasından virgülüne tüm bu hamlelerin refakatinde gerçek kılınmaktadır burada.

 

Eksiltilmek, düşünce sisteminin çeşitliliğini sınırlandırma ve tek tipleştirmenin yolunu arşınlatan hamleler bütünüdür. Taarruzlar sürdürülürken, yıkım biteviye tekrarlanandır, sürekli sınırı geliştirilmeye devam denilendir işte. Yeni diye kotarılan, eskinin adımlarını hem muhafaza eden, hem restore eden hem de kalıcılaştırılmasına çabalanan her ne varsa onu önemseyen bir bütünün şekillendirildiği çatının adıdır. Eksiltmeler buradan itibaren şekillendirilmektedir. Durağan olmayan sürekli güncellendikçe daha derin büyük hezimetlerin yolunun arşınlandığı bir menzildir eksiltmeler ile kotarılan. Bir biçimde toptan bir tehdidin tek seferde diri tutulduğu hamlelerin bunun doğrultusunda daha ağırlarına yol ve zemin sağlanan bir güncelliğin haletiruhiyesidir eksiltmelerden kasıt.

 

Didaktik o ezberlerin, aşılamaz tabuların yine, yeni ve yeniden kutsal diye ortaya çıkartılan devletlû normunun bariz en tehlike arz eden öğelerine destek çıkılan, bunları hayatın normalleri olarak aksettiren bir bütündür, eksiltmeler menzilinden dökülenler ve görünenler. Bir manşetin, bir demecin, bir suretin tek bir kelimenin yahut da hamlenin başlangıç için yeterli görülebildiği bir menzildir bu eksiltmeler. Hiddeti bir norm olarak değerlendiren, bununla yol alınabileceğini ve günün kotarılabileceğini düşünen aklın hemen her an şekillendirdiği tehditlerin çatısıdır o eksiltmeler. Hayata doğrudan tehdit, tahakküm, tecrit üçlemesinin ayrıştırılmazlığının tescil edildiği hamle bütünüdür eksiltmeler. Ne ki pek çok durumda ancak yapılanların, fecaatlerin, üzerinden bir zaman geçtikten sonra farkına ayılabilen bir sahadır işte.

 

Günümüz bunca kolay zapt edilebilirken geleceğimizin ön gösteriminde daha büyük ve kalıcı tahakkümün yol vereceği yıkımların her neyi eksilteceği yinelenmektedir görebilene. Yeni konuşun, yeni düşünün, yeni ülke olarak tanımlandırıldığı yerdeki hali meali bu çabaların dönüşümünü ve aslen neyi sakladığını, asıl neyi hedeflediğini bildirmektedir. En başta sözdür rehin alınan. Tereddütsüz olarak her bir çabanın önüne çıkan engellemelerinin bir yerdeki sualin, sorgunun mahvedilmesidir eksiltme meseli. Biteviye gün zapt edilirken en başta yağmalananın hayatiyet bahsini oluşturan söz olduğu, hepimiz için bu engelleme ve eksiltmelerin aslında neyi yok ettiğini de anlaşılır kılınmaktadır. Eksiltilmek her bir kelime ile anlatılması ve anlaşılması gerekenin yine yeniden görmezden gelindiği bir günü tesis edilmektedir. Yıkım bu hamlelerin ardından çıka gelenlerdir.

 

Sözlerle ve sual edilenlerin, bahsedilenlerin, anılanların dile getirilen hemen her şeyin kör karanlığın kuşatmasıyla hemhal ettirilmesidir esas bozgun. Her bozgunun ardından türetilen tehditler, kural ve kaide ve nizam öne sürülerek her dem tekrarlananlar yıkımların acısını anlamlandırmaktadır. Yıkımların aslen ne olduğunu bildirmektedir. Her tecrübe o deney sahasında başımıza örülecek yeni bir çorabın aslında neyi örselediğini bildirendir. Behemehal eksiltilen sıradanın kendi aklıdır. Behemehal devrede olan üst akıl diye icat olunanın hayatın normaline karşı taarruzlarıdır. Hemen her şey aynı bağıntıyı göstere gelirken her durumda, daha gidilmedik yol, -daha yapılmadık hamlenin bırakılmadığı bunca belirgin bir biçimde ifşa olunmaktadır. Cahil cesareti denile gelen tam da budur. Cüretin cürüme dönüştüğü, tahakküme ulaştığı, zorluk ve zorbalık sınavlarına evirilen cehaletin siyasetidir en kestirmeden.

 

Hemen asla ve hiçbir biçimde olan bitenin tam olarak anlaşılmadığı bir iklimin ta kendisidir cahil siyasetinin menzili, sınırı. Cehalet tahsille alakası, kültürle ilintisi olmayan bu sürümü düzenlemelerin bir biçimde yokluğa rehin, aklın, fikrin en önemlisi tözün esemesinin okunmayacağı, alaşağı edileceği bir menzilin bina edilmesidir işte asıl mesele. Topyekûn gericilik nüvelerinin ‘muhafaza’ altına alındığı, bütün bunlara kutsiyet anlamı yüklenmeye çalışıldığı, bir yandan da kutsal olanın ‘insan’ olduğu bahsinin örselendiği bir yerdir cehaletin siyasetinde ortaya dökülenler. Menzil bina edilirken “yüz yıllık” bir temel eğreltiliği, doksan bir yıllık bir görmeme hali, son elli beş seneklik kayıtsızlık, otuz dört yıllık çözümsüzlük fiiliyatlarının da buraya dâhil edildiği yinelenmelidir. Ne birisi, ne salt bir köşesi kıyısı, sonucun toplumsal düzlemin tarumar edilerek dönüşümüne çıktığı her hamle, cehaletin siyaseti bağlamını özet geçmektedir.

 

Cehaletin siyaseti kesintisiz taarruz akdidir iş bu ülkenin gerçekliğinde. Ortaya çıkan bütünlük ve form alışıla geldik kimi zaman da kanıksanmış çokça deneyim sahibi olunduğu zikrolunsa da ataletin her günkü cüretini de yinelemektedir. Anlam, meydandadır. Bir ülkenin yaşatandan ziyade, zulmüyle çürümeyi sağaltan, güncelleyen bir yer haline dönüştürülmesi kolaylanmaktadır. Her adımda, her evrede bizatihi eksiltmelerle birlikte bu yıkım sınırsızlaştırılmaktadır. Hepsi birbiriyle bağlı tüm hayata karşı taarruzların ahvalinde yaşayanlarız. Bir yaşam sahasıdır ki her gün çürümenin güncellenmesi, öte yandan her gün bir yanımızın, yöremizin eksiltildiği bir güncelliğin payandalarıyız işte. Her hamlenin, bir uyanışı beraberinde bir sorguyu getirmesini beklentilerken daha sessizleşen daha fazla ‘biat’ eden bir ülkeye dönüşüyoruz hep birlikte azalıp bir yandan eksiltilerek.

 

Hep birlikte tükenip bir yandan da çürümeye devam ederek ötekisi, ötesine karşı geliştirilen her hamlenin bütünü, aslı tarumar ettiğini, bir fecaate sürüklediğini görerek ve bilerek ilerliyoruz. Dün günümüzü mahvederken, şimdimiz yarınımızı tehdit etmeye devam ediyor hala. Her şeyin birbirini bulduğu bir uzamın tarumar edilmesi bunu bildirendir. Eksiltmelerin ikliminde birisi bitmeden bir başka yağmaya hem tanık hem de vurgunu yiyenler olarak yazılıyoruz. Hangi fecaat yapılacaksa tüm bunların denendiği bir hır gürün ortasına terk ediliyoruz. Eksiltiliyor o cümlelerimiz derdimizin her ne olduğu işitilmiyor artık. Yekten makbul olanın tanımlandırıldığı, gerisinin tefe konulduğu bir menzil bina olunuyor. Gerisi hep teferruat bildiriliyor. Gerisi hep ‘sorgulanamaz’ kılınıyor. Ahval dönüştürülürken ne gerek var ki den girilip laf etmeyin artıklara, sürekli, süresiz bir tahakküm devreye sokuluyor.

 

Resmin tüm parçaları birbirinden apayrı rotalara dağıtılıyor. Kendimize bile doğruyu söyleyemeyeceğimiz bir haletiruhiyeye terk ediliyoruz, koştur koştur yönlendiriliyoruz. Eksiltmelere dur demek ne zamandır sorgusu hep aklımızdan uzaklara bir bilinmezliğe terk ediliyor. Gözümüzün ucunda, bir yüzyıl önce yaşatılanlar tekrarlanıyor hiç mi hiç istif bozulmadan. Hiç mi hiç amaya, fakata sığınılmadan bu ülke bizim nidası yükselip duruyor. Söz bununla kurulurken sizler dış kapının mandalısınız, vatan hainisiniz, dış mihrak ve dahasısınız diye eksiltilmek güncelleniyor. Bir yüzyıl öncesinden bahis açılırken onun da unutturulduğu, üzerinin örtüldüğü meydana çıkıyor. Resmi olan söylem öylesine bir taarruzu yineliyor, öylesine kendinden emin ki bir buçuk milyon insanın nereye gittiği duyumsanmıyor bu bahse sıra hiç getirilmiyor. Ne ki eksiltmeler güncelleniyor.

 

Sekiz sene olmuş bir can kırığı bir nar tanesine karşı devletlûnun tezgâhladığı kırımın hesabı verilmeden duruyor. Dahası hep dile getirilen karanlık dehlizlere terk edilmeyecektir sözü havada bırakılıyor. Her yapılan yine yeniden tekrar edilen bir ortaoyununda anlatılan masallar oluyor. Her masalda bir hakikatin ol menzilde bir gerçeğin yattığı bilinirken, kendi sözleriyle zehirli kan mecazından başkasını, tek bir sözü etmemiş, bu ülkeyle bağ kurmaya çalışan bir insanın katli unutturulmaya çalışılıyor. Karanlık gösterime konulan trajik kırımın ardındaki esas isimlere bir türlü denk getirilmiyor o hesap bir türlü görülmüyor. Daha cinayet işlendiğinde “gebermişse gebermiş” diyebilenlerden dönemin Trabzon Emniyetinde İstihbarat Şubede görevli polislerden Muhittin Zenit’le, Özkan Mumcu’nun tutuklanması ancak sekiz sene sonraya denk geliyor.

 

Herkesin bildiği, hemen her gün bir yanının yöresinin bildirildiği gösterildiği ve görüldüğü eksiltmek dediğimizi toptan bir defada anlamlandıran bir kırım yurdunda katillere sıra gelecek midir halen yanıtsız olan budur bu bahistir. Üstü kalabalıkların, sırtı peklerin, makam koltuklarında Vatan Millet Sakarya için kaykılıp duranların, bu yerin yaşatabilirliğini sıfırlamak için giriştikleri bu kırımın bir hesabı sorulacak mıdır? Yanıtsız bırakılmaya devam edilen, kimisi vekil, kimisi vali, kimisi bürokrat olarak hayatlarına devam eden, tetikçiler dışında, şu geçtiğimiz dönemde yaşanan ‘güç savaşı’ olmasa yine kimsenin görülmeyeceği, anılmayacağı dahası bulunmayacağı, adalet önünde hiç hesap vermeye zorlanmayacağı bir ülkede bir gün hesabı sorulacak mıdır? Eksiltme dediğimiz bu bahislerin yekûnudur işte bir kez daha.

 

Hrant Dink, sadece bir isim bir anlam değildir kesin olarak görebildiğimiz ve bildiğimiz haliyle bu ülkede kaleme tutunma çabamızdır. Söze sahip çıkmak için yol gösterenimizdir. Herkesin mitleştiği bir dünyada sıradanın sözünün bir gün ve elbet bir gelecekte bu ülkede hakikati konuşturabileceğini bildiren bir dimağdır. Hrant Dink, tam da eksiltmelerin menzilindeki çoğalmanın karşılığıdır. Yüz sadece bir rakam değil, Hrant Dink sadece bir isim değildir. Can kırığımızdır özümüzdeki çığlığımızdır. Vardık varız ve yok olmayacağız demektir bunca eksik gediğin olduğu yerde, tükenmeyeceğiz demektir. Bugün ve şimdi bir kez daha tüm satırlarımız cümlelerimiz anlamak içindir. Anlatmaktan yorulmayanlar olarak buradayız diyebilmek içindir. Güvercin tedirginliğinde de olsak, korkuyu bir başımıza yaşıyor olsak da buradayız diyebilmek içindir. Hala buradayız.

 

Sekiz yıldır. 1894-6’dan, 1915 ile 1920 Aralığından, 1937’den, 1954’den, daha düne 2007’ye, 2012’ye, 2015’e buradayız ki hala bu uzamdayız yaşıyoruz diyebilmek içindir. Hrant Dink’den Sevag Balıkçı’ya, Maritsa Küçük’den, Ceylan Önkol’a, Uğur Kaymaz’a, Ali İsmail Korkmaz’dan, Berkin Elvan’a, Ümit Kurt’a, Nihat Kazanhan’a saydığımız kadar pek çok sayamadıklarımızla özlemin ta kendisini anlatmak, eksiltmenin ne olduğunu bildirmek için yarın yollarda olacağız. Bir yerlerde sözden uzakta, karanlığın daim kılınması adına yinelenen insanlık suçlarına karşı ses edeceğiz. Eksile eksile Buradayız Ahparig, Հոս ենք ախբարիկ (Hos Enk Akhparig) diyeceğiz. Bir kez daha olmasın diye. Hiçbir nar bir kez daha dağıtılamasın diye yaşayalım diye – Buradayız Ahparig sekiz ve üzerimizdeki yüzyılın ağırlığı ve ağrısıyla beraber. Artık eksilmemek için; vaktinde işitmeniz temennisiyle…

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

Resim – FotoAkbaba – Hrant Dink Anmasından Bir Kare…

https://fotoakbaba.wordpress.com/92-hrant-buradayiz-ahparig-19-ocak-2013/

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler