Misak Tunçboyacı yazdı… Hayat


  • Gündem
  • 25 Eyl 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Suruc-The Associated PressDevlete alternatiflerimiz hakkında düşünürken reddimiz bir kilit noktası olmalı. Reddedişimiz farklı bir dünyanın, yeni ortaklıkların ve işlerin yürütülmesinin farklı bir tarzının yaratılması ile el ele gitmeli. Reddimizin burada ve şu andalığının arkasında başka bir zamansallık, farklı bir dünyanın sabırla kuruluşu olmalı. Sorun iktidarın ele geçirilmesi değil, kendi gücümüzü, işlerimizi farklı bir biçimde yapabilme gücümüzü, başka bir dünya yaratabilme gücümüzü kurmaktır.” “Devlet, Egemenlik ve İktidar – John HOLLOWAY”

 

Basitin hepten zora koşturulduğu icat olunan kural ve kaidenin bu kördüğüm hali güncellediği dahası içinden çıkılamaz kıldığı bir ‘kuşatma’ halinde güncelliği idame ettiriyoruz bir yerlerde hep bir telaşla. Anlatmak istediklerimiz basit birer cümleden, tek seferde görülebilecek mesele ya da sorunlar değildir artık. Kısaltılmış olan sorgu aralıklarının zamanında bu uzun cümlelere yer yok bu görünümde. Her şeyin muallâkta bırakıldığı sorgunun değil bir kabulün, biat edişin önemsendiği, önerildiği bir güncelliği yaşıyoruz. Her durumda kendini hep ön plana çeken bir iktidar ve onun takip ededuran muhalefetin peşi sıra koşturdukları halkın sorununun ise daima kendisine kaldığı bir zamandan bildiriyoruz. Sözümüzün, anlatımlarımızın, atfedişlerimiz için yola çıka geldiğimiz, kendiliğimizden eyleyebilmemizin sınırları daraltılmışken yanıtların işte o cenahtan değil içimizden çıkacağını artık biliyoruz. Bugün her şartta her koşut karşısında bir kez daha ikrar ediyoruz.

 

Biz sıradan olanlar birleşemesek birbirimizi duyamasak hiçbirisinden hiç ama hiçbir surette, kaile alınacak bir karşılık gelmeyecek. Sorunlar dağ gibi yığılmaya bir an olsun anılıp, ertesinde de unutturulmaya devam edilecek. Duyulması gerekenleri kendinize saklayın o bildiklerinizi diye sayıklanıp durulan şeylerin esasında, hayatiyet bahsini biliyoruz.

Kuşatmalar düzeni, devletin zorbalığının her neye dönüştüğünü hemen hiçbir eklemeye gerek bırakmadan göstermektedir. Bilinenlerin kapsamı bu görünümde asıl neyin önemsendiğini de yinelemektedir. Her şeyin salt bir kurgu olarak bildirildiği yerde gerçekler, sorunlar olan biten tüm bu kapsamlı heyula dâhilinde yansımaktadır. Basitin tanımsızlaştırıldığı bir dönüşümden çok daha büyük, vahim tahrifatların yolunun temellendirildiği bir ülkede önem arz eden şeyler istimlâk edilmektedir.

 

Dönüşüm temellendirilirken, aklın ve mantığın beşeri sıradana dair olmadığı yinelenmektedir. Bilen bir avucun, bunu çevreleyen bir azınlığın ve onun etrafında seçimden seçime hatırlanan hali vakti değil geleceklerini bu düzene oynayarak güvence altına aldığının iddiasındakilerin birlikteliğidir mevzubahis. Bir ülke gerçekten gümbürtüde eylenen, biçimlendirilen bir al gülüm ver gülüm sahnelemesinde bölüştürülmektedir. Paramparça edilip üzerinde tepişilip durulan, aklı nobran bir tahakküme rehin eden bir kurgu değildir artık sırada daha büyük yıkımlar vardır çünkü. Neticenin her ne olacağı bilinmeden, anlaşılmadan, gidilen ve inatla o yolun tavsiye edilebildiği tavırdır düşündürücü olan. Kendini hep tekrar edip duran tahakküm için ortaklık bahsi bu dar alanda hapsolmaktadır. Hapsedilen geleceğe dair tespitleri ve tereddütleri paylaşarak bir ortak uzam inşasını değil aksine bu çukurun içinde kalmanın bir biçimde sağlamasıdır, sağlama alınmasıdır.

 

Müşterekin yaratımından dönüştürülmesinden çok zümrelerin bekası adına uğraşının ta kendisidir karşılaştığımız. “Dün” asla dünde kalmamıştır mamafih dünün eksik koyduğu yeni günün temellerindedir. “Yeni” olarak zikredilenin harcı o dünün fecaatinden türetilmektedir hala. Günün kendi aksi içinden herhangi bir sorguya yer ve yönü kazandırması, ihtimaldir ki tartıştırması daha bu, erkenden yok edilmeye çalışılmaktadır. Hafazanallah bir şeylerin farkına varılırsa, bu nasıl yenidir diye sorulursa foya ortaya çıkacak ve şapka düştüğünde kel görünecektir. Hiçbir kılavuza ihtiyaç duyulmadan görünen köyün ta kendisi anlatacaktır her şeyi. Yön tayinleri vurgulamalarda kendini göstere gelen büyüklükler, bir dolu bahisler ve çağrışımlar restore edilen yeni diye buyur edilenin halini, mealini de, asıl derdini de ortaya çıkartmaktadır.

 

Yaşamı zora koşturmanın hemen her tür edimden daha fazla benimsendiği karanlığın bir timsalden mizansen olmaktan ileriye hamle eden kalıcı vahametin tam karşılığına ulaştırıldığı bir döngüdür karşı karşıya olduğumuz. Öylesine bir döngüdür o ki hayatın çarklarına karşı girişilen her müdahale ile yarınlar daha bir biçimsizleştirilmekte bahsi restore etmek olarak dillendirilen ülke tahayyülünün bildik bir ucubeye doğru evrimi sağlama alınmaktadır. Sözün naçarlaştığı hiç kimsenin kimseyi duymadığı, görmediği dahası anlamaya çabalanmadığı heyula kalıcılaştırılmaktadır böyle böyle. Erkânın tahayyülü diye çıka gelenler birer ikişer kalıcılaştırılmaktadır. Sorgulanamaz, ayrıştırılamaz, üzerine tek bir söz bile ilave olunamaz tabulardır güncelliğin eğrileri. Tabulaştırılan bir meseledir ‘yeni ülke’ formu. Bütün yekpareleştirilmiştir artık. Bütün asla hiçbir sorguya geçit vermemek için daraltılmıştır.

 

Bütün artık düne dair değil sadece güne dâhil yıkımların güncellendiği bir mefhumdur. Basitin zora koşulması her şeyin akışından alıkonulabilir olarak bilinmesi ise daha büyük ve derin yaraları beraberinde getirmektedir. Devlet denilen mekanizmanın bireylere hamlelerinin tamamı bu kuşatma çabasını meydana sermektedir. İfşa olunan her kare ile anlamını hiç de ötelemeden bulmaktadır. Bugünün ülkesi kendi sınırları içinde ve dışında şiddete meyyal edendir. Hiçbir surette sorgulanmayacak büyük bir güç istenci içerisinde şiddeti sıradanlaştıran, faşizmi iyice kanıksanabilir bir mesele olarak değerlendiren bir akıldır ulaşılan. Şiddet yeniden gündeme bu kuşatma menzilinden içeriye buyur edildiğinde döngünün her neye ulaştığı, nasıl bir gaile için şekillendirildiği anlaşılacaktır kısadan. Kısacık bahisler, bazen bir satırlık demeçler ya da TV ekranlarından, gazete sütunlarından bildirilenler hep bu düzeni normalleştirmek adınadır arka arkaya.

 

Her anlatılan doğrudur diye kestirmeden gösterilenlerin ardı büyük bir pespayeliktir iş bu güncellikte. Gerçekleri örtbas edebilmek için kullanılagelen dilden “otuz dört” yıldır aşina olunanın bir adım ötesinde olmadığımız yüzümüze çarpılmaktadır bir kez daha. Her şey aynı, her şey bildiğiniz gibi kendini tekrar eden, sığlıkla hemhal halde daha büyük delirtmeler adına yinelenmektedir. Algının üstünde iradenin karşısında, sıradana, halka rağmen kurgulanan şey ise bu şiddet ikliminde kuşatmalar ile yeni ülkeyi sorgulanamaz kıldırmaktadır. Doksan yılın her dönemecinde, halk hareketleri ivme kazandığında çıkagelen darbeler, müdahaleler dünün mağdurları eliyle yinelenmektedir. Bugün darbe değildir artık yapılan, bugün bizatihi, suskun ve sessizleştirilen yığınlar yaratmaktır o işkence halini sürdürmeye talip. Kesin ve kural haline dönüştürülen dakik olunan bir zamanlamayla, her bir şeyin ipotek edilip, derdest edilebileceği güncelliğin bina olunmasıdır.

 

Her konunun mutlak, tek ve değiştirilemez bir doğru üzerinden şekillendirilip ötesinin tarumar edilmesidir amaç. Her günün böylesine bir tahammülsüzlük ile birlikteliği, rehin ettirilmesidir mesele. Neticede varılmak istenen yerse sığlıktır ve sessizliktir hiç uzağa gitmeden bir kez daha. Demokrasi mefhumunun içeriği hepten boşaltılırken bomboş bir mesele kıvamında ismi var cismi var etkinliği ve geçerliliği yok halidir dönüştükçe varılan ulaşılan. Menzil bir an değil her gün böyle çabalarla, tarumar edilip içi yağmalanmaya devam edilmektedir. İleri, yenileşme, dönüşüm, modernizm tanımlarının göreceliliği bir yanda artık sadece bir tabela olarak yer edinmesinin yolu bina edilmektedir düzenin güncesinde. Yanlışın yanlışlığını düzenleyebilmek, doğruya varabilmek için çabalanmak bu döngünün yaratıcıları tarafından üzerinde düşünülmeyen bir meseledir.

 

Gözümüzün önünde açıkça yapılandırılan her hamle bizatihi yönün dönüşümünü sağlamlaştırmak içindir. Hazin olanı kıyımıza tam ve eksiksiz yerleştirmek adınadır. Öyle bir devinimdir ki acının karşılığına hep daha fazla zulüm çıkartıla gelmektedir. Standart’ın Türkçe karşılığı yahut da bir uzamdaki yankısının, ne olması gerektiği hep kadraj dışıdır hep dışarıda. Standart diye bir bildirim-söz konusu değildir azami, zorun sınırsızlığı, hiddetin çokluğunu yedi gün yirmi dört saat hep tekrar eden bir ülkedir tamı tamına karşı karşıya kaldığımız. Sistemin belagati dün atfettiklerimizi, daha dün bir dolu suale giriştiklerimizi, ses etmelerimizi istisnasız boğabilmek adınadır. Şeklin şemalın estetikten hep yoksun bırakılmış hali o eğreltiliği düzayak bu sınırdan bile görünmektedir. Taraflar arasında bölüşülen bir ülkede, tarafsız olanın, sıradan olanın kendisi olmaya çalışanların halen bedeller ödemekle yükümlü oldukları yinelenmektedir.

 

Ezberden bildirilenler bu her şeyin ‘tozpembe’ olarak dillendirildiği hülyalar ülkesinde gerçekliğin kötülüğünü ispat etmektedir. Bir standart vardır elbette bu dile, eyleme, edime, kurala ve nizama hakka, hürriyete ve hüviyete kesintisiz bir saldırı retoriğidir. Bir standart vardır daha fazla sessizleştirebilmek için. Yinelenip durulan binlerce düzen oyununda sıradana karşı yinelenen hamlelerdir standart. Mühim olan tek şey ise erkin, tahakkümü kesintisiz bir biçimde yapa geldiklerini hiç ara vermeden sürdürmesidir. Herkesin detaya dönüştürüldüğü bir yerde ön plana çekilenlerin tamamı bunca pragmatik, bir örnekleştirilmiş bir yekpareliktir. Sığlık içerisinde kahramanlık hikâyelerinde çürüme bahsidir karşılaştığımız. Büyük vecizler dökülürken, büyük millet miti, milletin adamı hikâyeleri eksik gedik olmadan tekrar edilirken karşı karşıya kalınan zulümdür. Asıl dertler, konuşulmayan ve unutturulanlardır.

 

Ezber edilmiş konuşmalarla bugünün nasıl olduğunu, yarına nasıl bir halde ilerlediğimizi gösterimdedir. Hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği ve dostluğu politik doğrucu değil hayatiyet için seslenişleri neden önemsememiz gerektiğini yinelemektedir. Erkin her çabası bir sağaltım için değil bu duyumsamalara karşı duvar örebilmek adınadır. Kuşatmalar sınırın içinde olduğu kadar da sınırın hem üzerinde, hem ötesinde ve berisindedir. Aynı zamanda ve aynı anda yinelene gelmektedir hala. Devlet kendi eylediği şiddetiyle kâh adliye sarayındadır, kâh meclis nam temsilin tükendiği bu sıra düzeninde yer edinen beton grisi makamda. Devlet kâh asansörün çalışıp çalışmadığının asla kontrol bile edilmediği tescilli inşaatlarda, kâh bir gecede düzenlenip yüzlerce emekçiyi kapının önünde bırakan torba yasadadır. Hep oradadır. Devlet kâh Roboski’nin müsebbibi kâh Reyhanlı’nın gözlemcisi, kâh Irak ile Suriye sınırında, üzerinde Radikal İslamcılarca gerçekleştirilen kırımlara el verendir.

 

Devlet bugün Suruç’tadır. Devlet bugün can havliyle, canını kurtarma ümidiyle kendi kapısına akrabalarına ulaşmak için sığınan Kürd halkına, Kobane direnişine karşı geliştirilen bir zulüm aktörüdür. Hiçbir sözlükte karşılığı bulunmayacak bir ayrımcılığın, ivedilikle tekrar edildiği, daha çok değil bir on beş ay önce ikrar edilmiş olan biz bu doğu’yu, Kürdistan’ı bu haberlerden mi işitmiştik bahsindeki o yerlerde yine yeniden sergilenen şiddete kayıtsızlıktır. Türkiye Halklarının ortak olduğu kendi namına yaralarının kanatılmasına tanık olduğu bir güncelliktedir Devlet dediğimiz. Her fırsatı daha büyük yıkımlar için kullana gelen bir aklın tezgâhladığı hayata kastetmenin bir oyundan gerçeğe evirildiği bir güncelliktedir devlet. Suruç sınırında, Kesab’dan, Şengal’den, Maxmur ve daha pek çok yerden göç etmek zorunda kalmış insanlara karşı zalimliğin gösterimindedir, bunun cakasını satmaya çalışandır Devlet.

 

Kanıksatılmaya çalışılan, uzaklarda, çok uzaklarda olduğu zikredilen şeyin, kırımın bizatihi can evimizden vurmaya devam ettiğinin göz önünden uzağa taşınmasına vesiledir Devlet. Her şey sınırda olup bitmektedir apaçık, elli bin altmış bin yetmiş bin sayılar mütemadiyen güncellenmektedir. Bir istatistik olarak değerlendirilen sınırın dışından teröristler geliyor diye kirli propaganda yapılmasının bile yollarının arandığı kırımdır karşılaştığımız. Tehciri, zulmü yüz yıl öncesinden bilenler için bir tekrardır, canlı canlı ülkeye neler edildiğinin, insanların canları için neleri göze alabildiklerinin bir sağlamasıdır hepsi tek bir şey için hayat adınadır. Öylesine değil, kestirmeden değil işte, yaşamak için sırtlanan insan sırtlanan, yük edilen candır. Kimi yaralıdır, kimi sakat, kimi son nefesini barış içinde vermeye hazır ve nazır olandır. Ekranlarda bir heyula içerisinde PKK yandaşları saldırıyor diye kısadan bahsedilen, kestirilip atılan şeyin o sınıra daha yaklaşmadan devletin askeriyle yaptığı ‘saldırı’ hamlesine karşı sessizce bir direniştir karşı karşıya olduğumuz.

 

Görmezden gelmelerin amalar ve fakatların, onlar da böyle, bunlar da şöyle diye bahislerin açılıp durulduğu menzilde gerçek katiller ile masaya oturulan bir devletin varlığıdır daha fazla düşünmemize sebep. Gerçeklerin üzerini örtebilmek için fasaryadan bir ilgileniyoruz bahsinin cismanileştirildiği Suruç’ta, halk kendiliğinden bir hayat mücadelesi vermeye devam ediyor bir yandan. Batı yakasında benzeş, bir tornadan çıkan hikâyeler anlatılırken, hep aynı masallara tav olunurken gerçekler karelerle gerçek toz bulutu, devletin gaz bombaları, gerçek kurşunları, arkalarında bıraktıkları kentlerde İslam Devleti nam şebekenin katliam fermanlarıyla gerçeğe dönüşüyor. Hayat için devletlere, çetelere karşı bir mücadele sergileniyor. Her unutulduğunda o mekanizmaların aslında nelerin nasıl kıyametlerin tedarikçisi, mimarı olduklarını göstere geliyor.

 

Anlatmak istediklerimiz için hemen her şey bir vakıa, mesken, olay örgüsü ya da tasavvur olmaktan ötede insaniyete kastın ta kendisidir artık. Devletin eylemselliği nobran bir mesele, hamura şekil vermek gibi yeni bir ülkeye dair tasvirlerden ibaret değildir. Yeni ülke her anında her gününde zulmü çeşitlendiren bir meselenin failidir artık. Devlet kalıplarını yenilerken sözünü eylemini güncellerken yaralar çoğalmaktadır. Her aldığımız yara ise umudun, tözün, fikriyatın her ne hale dönüştürüldüğünü göstere gelmektedir. Suruç sınırında da bunun teyidi vardır. Görmek isteyenler için, bir halkın var oluş mücadelesi, hayat için çabalanışı mevcudiyettedir. Yaşamak soluk almaktan öteye bir bahse dönüşecekse ancak birbirimizin acılarına, yaralarına tam ve zamanında ses ederek, adını ne koyarsak koyalım şiddetin baş müsebbiplerinden hesap sormayı bilerek, çabalayarak ancak söz konusu olacaktır.

 

Hayat bu menzilde, bu coğrafyada, bu sınırlarda, bu yerde hep anlatılan, hep atfedilenden bir adım daha derinden yürüyen, önemsenmesi gereken bir meseledir. Ülkeyi sorgularken, bugün neden kırımlar ile yan yana yaşadığımız gerçekliğine kafa yorduğumuz vakit, devletin neyi temsil ettiğini idrak edebildiğimiz vakit bir şeyler değişecektir gerçekten hakikaten. Can için çabalayanların, barış için uğraşanların, demokrasinin, hürriyetin her neye tekabül ettiğinin çırılçıplak gerçekliğine vakıf olabilmek için Kobane özelinde sesler işitilirse, duyabilirsek. Suruç’u görebilirsek, ses edebilirsek bir şeyler değişecektir gerçekten hakikaten. Yaşadığımız coğrafya bambaşka değil, hep aynı ezberlerle zulmün, mahvın mükerrerliğinden yeni rotalar belirlerken, o kırımlar ile düzen oluştururken halkların söz birliği için çabalandığımız an bir şeyler değişecektir, gerçekten!

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler