Misak Tunçboyacı yazdı… İtiraz


  • Gündem
  • 11 Nis 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Freedom By Yorickİtiraz…

 

Hayatta tutunabilmek, derman bulup düşülen yerden geri ayağa kalkabilmek, sunulanlar ile asıl olanın arasındaki derin boşluğu yıkıp, aşıp yeniden ümide kavuşabilmek için itiraz elimizde kalan yegâne tavırdır. Birbirine giderek benzeşen tahakküm suretlerinin dört yandan hep bir fırsat bulup kendini hatırlattığı, eylemin kendisini oluşturduğu, sözün önüne geçtiği bir yerde yegâne şansımızdır itiraz. Biteviye, daima aynı sözcüklerin sıralandığı, kendini tekrar etmekten yorgun düşen bedenler haline dönüşmemizin deney sahasında kaçarımız yok, istisna yahut ta tolere edilebilecek bir menzil değil, başlı başına bir deneyimdir itiraz. Gözetim ve denetim toplumunun hemen her saik, eldeki her imkân ve olasılık dâhilinde yeniden kurgulandığı, bir gün beceremediğini, ertesi gün daha da can yakıcı bir biçimde kotarabilmek üzerine şekli, şemalı tanımlandırılan bir ülkenin sahanlığında tek sığınılacak limanımızdır itiraz. Tekrar etmekten alıkoymayacak, kendini sunmak ve kabul ettirmek için eldeki tüm imkânları seferber etmeye devam eden bir mekanizma karşısında, çarka elimizi kolumuzu kaptırmışken geri kalanımızı yem etmemek, hiç değilse yok olmamak için itiraz edebilmek, direnmenin yolunu ve yordamını da hatırlatacaktır belki. Bir yoksunluk, iki mahrumiyet, üç dışlanmışlık, dört yaftalamanın sonsuz girdabında, bu tutulup kaldığımız yerde hiç olmadığımız kadar ağırın yükümüzden fazla olanın tepelemesine ağız dolusu üzerimize bindirildiği böylesi bir ülkede yaşayabilmenin daima sorgulamaktan geçtiğini hatırlatacak olandır itiraz.

 

Muktedirin gözetiminde behemehal devreye konulan usulsüzlükler talan ve yağmanın karşısında sandıktan çok daha güçlü bir edimdir itiraz. Denetlenirken ona göre şartların ayarlandığı, esnetildiği yahut ta iplerin daha fazla gerildiği böylesi bir ülkede dört yılda bir anılmaktan yeğ tutulasıdır itiraz. Günün getirdiklerini hiç amasız fakatsız gözlemleyebildiğimizde sandık bahsinin nasıl önemli bir enstrüman olarak bu demokrasi fukarası ülkeye mal edildiğini gördüğümüzde bu capcanlı ortaya çıkmaktadır. Bir kez daha teyitlenen ve kanıksatmak için her şeyin denendiği bir sualin merkezidir sandık. Koşulsuz şartsız, gereklilik biatten geçmekteyken sözü hatırlatandır itiraz. Kudreti olduğunu zikredenin, ancak gücü yetenin herkesi, her yapıyı, her an yerdiği, köşeye kıstırdığı, şartları yokladığı yerde itiraz hayatın bundan sonrasında elzem olandır. Gereksinimimiz salt bir kaç ‘cümle’ değildir. Bir nefeste tüketilen, kullanıp atılacak bir şey değil tam aksine uzun soluklu her an güncellenen bir deneyimin yoludur. Uzun uzadıya bir ihtimal olarak da karmakarışık ama günün siyaseten doğruculuğunun sığlığına bulaşmadan yol gösterecek olanı ihtiva etmektedir itiraz edimi.

 

Yaşadığımız yer biteviye sahnede, tekerrür eden zapturaptlar üzerinden yükselirken, menzili ayarlanırken bir nefeslik alanı geri kazanabilmenin yoludur itiraz. Gezi Direnişi sırasında hiçbir surette haberdar olamadığımız, belki de ilk defa tanışık olduğumuz birbirimizin seslerinin ve sözlerinin varlığının bileşkesinde ortaya çıkan büyük seslenişin, itiraz tanımına en uygun tasvir olduğunu da yinelemek lazımdır. Sonuçsuzluğun nihai sonuç olarak gösterildiği önünün ve ardının hep buna göre şekillendirildiği bir yönetişim tüm itirazları daha en başından def etmektedir. Muktedir topyekûn reddiye üzerinden kendi bildiğini dayatmaya devam edendir. Gidişat noksansız eksilmeyken burada, açılan yaraların üzerine tuz dökülmesinden gayrisi reva görülmemektedir. Hakkın, hukukun, çiğnenebilirliği meselenin erke dair, erke karşı olarak algılanan, düşünülen her şeyde kendini bir kez daha göstermektedir. Yıkım ve çürüme bir yorumdan anlatıdan vahim olan sonuçtaki gerçekliğe evirilmektedir. Bugünün ülkesi geçmişin tüm hatalarının restorasyonu diye atfedilerek yolu rotası dönüştürülürken daha fazla zapturapt ile hemhal edilmektedir. Zapturaptın açtığı yoldan bir ülke tasarlanmaktadır.

Tahayyül ve beyanat arasındaki çizgi silikleştirildikçe gerçek yarım yamalak bir vesikayı ortaya çıkartır tam anlamıyla sepyalaşmış, flu bir görüntü elde kalır. Her şeyin eksik gedik konulduğu bir ülkedir tazelenip durulan. Çoraklaştırılan ‘akıl’, ve ‘fikir’ ile devletlû karanlığın bu en fenasının gün yüzü bulduğu mıntıkada, lâl kalmayı, ama olmayı, sıradan hiç ayrışmamayı tavsiye edip durur. Erkin sözü bunu kalıcılaştırıp biat etmekten, boyun eğmekten gayrisini düşünmeyen bir yurttaş profilini oluşturmak üzerinde ilerler. Yurttaş dediğinin seçimden seçime hatırlanan, ancak o kısacık dönemde söz hakkı bulunan bireyler oldukları işlenmeye devam etmekte, her an yinelenmektedir. Ne eksik ne fazla. Bugünün güncesi ülkesi ve ahir zamanı siyasetinden sosyolojisine bu mübalağasız müdahaleler ile çevrelenmiş, sınırlandırılmış bir yerdir. Deyim yerindeyse gözün üzerinde kaş var bahsinden bile bir dolu hiddetin dillendirilebildiği hiç ya da asla şıklarının tenezzül dâhil edilmediği bir sorgusuzluk reçetelendirilmektedir. Dayatımlara göğüs germek sıradanın en birinci, asli görevi olarak yinelenmektedir. Dedik ya itiraz unutturuldu mu mevzunun geri kalanı müfredat olmasaydı maarif ne güzel idare edilirdi! ile kestirmeden derdini ortaya koyanların aklını ortaya çıkartmaktadır bir kez daha, pespayelik düzeni dediğimiz, itirazsızlığın menzilin tamı tamına göstere geldiği yer işte burasıdır.

 

Kessab’tan yola çıkartılarak, Lazkiye diye Vakıflı Köyü’ne düşürülen insanların hallerinden bunu bir kez daha denediklerini görebilmek mümkündür. Ülkenin iç siyasetinde benimsenmiş olan benim dediğim olurun Suriye’deki bir kasabayı komple tarumar etmesine yol veren, zemin teşkil eden bir muhalifliğin el üstünde tutulmasıdır. Bu seferkisi dini bir kurgu ve lehimleyici olarak kendisine benzeşmeyene karşı öç almak için kullanan bir dolu grubun resmen desteklendiği, arkalarının toplandığı bir yerde kollandığı coğrafyada, kabak yedi yirmi dört küfre servis edilen Ermenilerden, bu topraklarda yüz yıl evvel yaşadıklarını unutamamış olanlara denk getirilenler ile kendini yeniden bulur. Görünür kılınan aklın, fikrin değil, devlet dediğimizin yüz yıl evvelsiyle yüz yıl sonrasında hala aynı menfur, aynı bağnaz ve aynı tıynetsizliği kolaçan edip, önemseyip kendi siyaseti için kullanılıp, atılabilir bir mesele haline dönüştürmesinin aynalayıcısı, aynı zamanda kestirmeden özetleyicisidir.

 

Gösterilenler ile aksedenlerin, olan bitenle sunulanlarına arasındaki boşluklar, derin yarıklar ve izaha muhtaç hallerin tümü bunu daha bir pekiştirecektir. Devletin neler ettiğini sadece yüz yıl öncesinden değil daha yakın zamanlardan, Dersim’den, Sivas’tan, Maraş’tan, 6-7 Eylül’den Varlık vergisinden Aşkale sürgünlerinden, Mübadele ile bir koca kentin Rum nüfusunun sıfırlanmasından, otuz dört yıllık bir savaş sürecinde Kürd’e ettiğinden, Alevi’ye çektirdiğinden yetmez amma durmaksızın zulmünden her Allah’ın günü bir ayrıştırıcı öğe olarak bunu cümlelerinde kullanmasından tanıyoruz. Kıyamın her ne olduğunu Roboski’de 835 gün önce eylediği otuz dört insanın üzerine bomba yağdırmasından hatırlıyoruz. Unutmadığımızı yineliyoruz.

 

Yaralar üzerimizde, her yanımızdayken hala kem kümlerle hala yalan yanlış gün kurtarıcı cümlelerin kurulmasından insanlık bahsinin bir kenara çoktan atılmasından illallah deme gereğinin artık idrakindeyiz. Seymour Hersh’in makalesinde atfettiği Guta saldırısında kullanılan sarin gazının sevk edildiği bir ülke olarak ismi anılan bu yerin nasıl insanlığı çok ama çok uzağa konumlandırdığını, her şeyi kazanç ve kayba göre şekillendirdiğini artık görüyoruz. İtiraz dediğimiz her şeyi ve her konuyu her ne hikmetse, devletualinin yekpareliğine, dirliğine, düzenine karşı bir hamle, komplo, kumpas olarak ele alanların yukarıda sadece ve sadece isimlerini zikredebildiğimiz ve hemen hepsinde ayrı bir yazının, bir dolu ağıtın sıkıştırıldığı neredeyse lebalep dolu olduğu mesellerde bahsin asla insanlığa denk gelmemesinin karşısında içimiz kanamaya devam ediyor. Eksiği var fazlası yok. Suriye’de gerçekleştirilen şiddetin ucundan tutulan bir ülke olarak anılmaktan, ülkenin kendi sınırları dahilinde bir ihtimal göre göre Reyhanlı saldırısının El Kaide eliyle icra edilmesine!, elli iki insanın katledilmesine seyirci kalınmasına kadar bir vahamet tablosunun ta kendisidir iç kıyıcı olan. Niğde’de geçtiğimiz ay El Kaide militanlarının devlete! karşı gerçekleştirdikleri eylemin akıbetinin ve üzerinin kapatılmasıdır her birimizi korunaksız olduğumuz gerçeğiyle yüz yüze bırakan.

 

Bir ülkenin, tek bir noktadan, tek bir adamdan ve tek bir sözden, tek bir kanundan mürekkep, ona teslim olmuş her türlü bedeli ödeyip bu cehennemî ortamda yaşamın biatten ve sorgusuzluktan ötesi olmadığı gerçeğidir can yakıcı, can kırıklarıyla hemhal olmamızı sağlayan. Neler oluyor sorgusu, ne yapılmak isteniyor vurgusu hep taca atılıyor. Hep uzağımıza çekiliyor. Ceylanpınar’daki yerel seçimlerde iktidar partisi tarafından aday olarak gösterilen Menderes Atilla ve sonrasında yaşananlar, seçimin hemen ardından hakkın, hukukun gasp edilmesi, her şeyden üstün tutulan sandık bahsinin nasıl kenara, kıyıya atılabilir olmasıdır düşündürücü olan. Her şey eylenirken, Ceylanpınar’ın iradesi ortalardan silinip süpürülürken, kentin geleceğinin de meçhule terk edilmesidir üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken.

 

Yinelemekte fayda var pek çok şey söylenebilir mutlaktır ki eksiği ve gediği olan cümleler mevcuttur. Gel gelelim ki yaşamakta olduğumuz yerin dönüşümü dünden pek eskisinden de hızlı bir biçimde açık bir biçimde karanlığın yeni bir dönemine girdiğimizi göstere gelmektedir. Meclis çatısı altında görüşülmeye devam eden Mit Yasası eliyle bundan sonra burada okumuş olduğunuz notlar gibi içeriğiyle eleştiri söz hakkı da elimizden alınacak ve bu satır gibi nicelerinden bihaber kalmamız mümkün kılınacaktır. Sadece bihaber kalınsa iyidir denilebilecek, dahasının ise yasa tasarısının onayından sonra devletin izleyip, dinleyip, alıkoyabileceği hatta kendi halkına kıyabilmesinin yolunu, sorgusuzluğunu, kuralsızlığını alenen onaylayacak bir boyunduruğun icat olunması, gerçek kılınabilirliğidir. Yaşadığımız yer kendi içerisinde çelişkilerle, yanıtsızlıklarla, hatalarla, günahlarla, kıyamlarla el ele kol kola bir gayya kuyusuna dönüşüyor. Ses etmediğimiz, sesimizi, derdimizi ortaklaştıramadığımız vakit ki bundan, bugünlerden sonrası daha da bir zor olacaktır. Hepimiz için bir yaftanın, bir suçun, bir iftiranın, bir belanın, bir kıyamın, bir dolusunun, bir dolusunun yolunun tam ve eksiksizliği tescil olunacaktır.

 

https://www.flickr.com/photos/yorick/68615498/

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler