Misak Tunçboyacı yazdı/ Sahte Cennetlere Kanmadan Cehennemden Çıkış Var Mıdır?


  • Gündem
  • 14 Tem 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Devlet Propagandas─▒“Ben bir tek dev saniye içinde, hem fevkalade, hem korkunç olan binlerce eylem gördüm, hiçbiri de beni, hepsi mekânda aynı noktayı kapladıkları halde, birbirlerini gölgelememeleri, örtmemeleri kadar etkilemedi. Gözlerimin yakaladığı şey eşzamanlıydı. Ama şimdi yazacaklarım zaman içinde sıralanacak çünkü dil sınırlayıcıdır.” Jorge Luis Borges – Alef’ten bir kesit..

 

Bir yerlerden belirli-belirsiz pek çok uzamdan içli dışlı olduğumuz ya da hiç tanıyamadığımız, asla ulaşamadığımız menzillerden birilerinin her gününden, bir kısmımızın dününden, birçoğumuzun bugününden ve şimdisinden seslenişler kulağımıza çalınıp duruyor. Koca kalabalıkları barındıran betondan mamul ses yalıtkanlarıyla mürekkep, her köşesi işgal edilmiş kuru gürültüye teslim-rehin edilmiş kentlerden evet o sınırlandırılmış suretlerden; çağrılar yükseliyor avaz, avaz. Muktedirin gözetimi, denetimi ve dönüştürme çabası olanca hızlılığıyla devam ederken, hep bir şeylere mani olma seferberliği o malumu ilan ederken gerçekliğin aslında neleri kapsadığını ve nasıl da belirli bir şemaya oturtulmayacak, engel olunamayacak kadar derin ve ağır yıkımları beraberinde taşıdığını duyumsatmaktadır o seslenişler.

 

Basit kolaya kaçılıp bir cümle ile özetlenebilecek bir hayatı idame etmediğimizi göstere gelen ve bu kadar korku nüvesine rağmen, sese ses eklemeye devam eden çağrılardır bahsetmeye çalıştığımız. Birilerinin duyulmaması için elinden geleni ardına koymadığı bu yerde sıradanı görünür kıldıran bir teşebbüstür o seslenişler. Dünün ezberlerinin bugün kullanılarak yeni sınavlar için, basbayağı zemin teşkil ettirildiği bir yerde seslenişler kimi zaman sıkışık kaldığımız yerlerde, tüm o boğma çabalarının biteviyeliğine karşı nefes alma çabasıdır. Boğuntuya konulmak istenenlerin esas meselleri, esas konuşulması gerekenleri, esası suna geldiği bir merhaleyi tanımlandırandır seslenişler. Kısık ya da yüksek, bir başına ya da bir kaç kişi veya çok daha farklı etmenler, birliktelikler ile beraber buranın resmi! tahayyülleridir o seslenişler.

 

Resmiyeti devletin şekillendirdiği bir uzamda gerçekliğin gayri resmi hali üzerine eklenen kelamlardır bu seslenişler erkânın bizatihi duymadığıdır. Çabaları sayelerinde hemen hiç fark etmediğimiz sanılırken, esas her şeyin nasıl da birbirini takip eden bir süreklilik içerisinde deviniminin asla şansa bırakılmadığı bir yerde hayatın her ne hallere konulduğunu bildirmeye devam edendir işte ol seslenişler. Avaza dökülen yerde muktedir olanın tüm ört basına rağmen gerçeği haykırmaya, olanı biteni anlatmaya devam eden bahislerdir o seslenişler. Dünümüz ve günümüz bir biçimde bunca seslenişi, gözlemi, çıplak gerçeği, düpedüz hakikati, eksiksiz gediksiz, tanımlamaya, paylaşmaya devam ısrarcılığı ile sürdürülebilmektedir. Unuttuğumuz yerde yeni bir felaketin kapımızı çalacağını bildiğimizden bu yana seslenişler sadece durum bildiriminden ibaret olanı biteni yad eden bir ifşaat ya da felaketlerin açtığı tahribata dair bir gözlem paylaşımından ibaret değildir asla.

 

Bugünün dünyasındaki muktedir nesnelliğinde nasıl algılandığımızı, onların perspektifinde her nereye konumlandırıldığımızı yekten ve dolambaçsız bildirendir seslenişler ve tanıklıklar. Hiddetin en normal tavra belirgin bir halde sıkıştırıldığı, öylesinin bildirildiği bu oyun hepimiz için sonlar hazırlamaktadır. Nasıl olsa karışan görüşen olmadığından birsinin acısını diğerinden üstün tutmak ayrımını o hiddet ile bildirmek bu satıh dâhilinde deneyimlenmektedir behemehal gün be gün an be an her an. Acıları birilerine karşı çekiştirilecek, siyasi bir mesele haline dönüştürüp akıl okumalara girişilmesinin tanıklığıdır gözümüzün önünde cereyan eden. Büyük ağabeylikler, ülkenin içinde bulunduğu coğrafyanın en çok sözü geçen ülkesi olma vurgusu, inadı vesair çabaların denkliğinde nasıl da kıyametleri çağıran, onları önemseyen alkışlayan bir menzile dönüştüğü ortaya çıkmaktadır.

 

Bir yerlerin kırımının felaketinin oluşumunda ucundan kıyısından destek verilmesi gayreti yetmezken, bunlar gibi pek çok farklı menzilde de o teşvikler, el altından yönlendirmeler ve akıl yürütmelerle ırkçılığı yükseltme gayreti bütün bu hezeyanların iklimini daha da net bir biçimde özetlemektedir. Teşviklerin bir sonraki adımı tırlarla silah sevkiyatları, “unsur”ların Türkiye sınırları içerisinde tedavi edilmesi, Kürd özerk alanı ya da bölgelerine yapılan müdahalelerin görmezden gelinmesi, etnik ayrımcılığı kışkırtan bunu önemseyen her durumda bir ayrışım için eldeki tüm imkânları o sahada yeniden kurgulayan, destek bulan bir menzildir oluşturulmaya çalışılan. Acılar birbirinden bağımsız değil birbirleriyle birleşik, lehimlenmiş hallerde bu ülkede her güne paylaştırılmaktadır bir kez daha, yeter ki görece haklılık kazandırılacak, erkin mağdur olacağı şayiası çıkartılabilecek bir nüve el altında bulunsun.

 

Yeter ki insanlık bahsini önemsiz bir detaya indirgeyecek bir çıkar meseli ortaya çıksın. Her şey kaldığı yerden daha büyük vahametler adına bir inatla, ayrışmaz bir hışımla beraber sürdürülecektir. Düzenin bu sorgulanamaz yapısında üstten indirgemeci, emreden, biat isteyen tahakkümü çeşitlendiren davranış kodlarıyla toplumu nihai dönüşüme, sessizleştirmeye devam eden bir çabadır karşı karşıya olduğumuz. Bu tavırlar karşısında; her daim yengilerle, yaşamak zorunda bırakıldığımız bir ülkedir varılmak istenen. Erkan için doğru tecrübe edilebilir, sınanabilir olmasından çok, ne kadar işlevsellik taşıdığı ve nasıl büyük yıkımları ulaştıracağı mühimdir o mefhumun devamlılığında. Herkes için belirgin olanı tahlil edebilmenin önüne kurulan bu set, yığıntı iktidar için ömür-zaman kazandıran bir meselenin kendisidir.

 

Bütün donanımıyla daimi bir harp içinde olan akıl, bu ve benzeri pek çok çıkarsamayla kendini var eden o savaşlara borcunu ödemektedir. Çok daha fazla ezen, talimatlar yağdıran kurumlarının önceliğinin insanlar değil mekanizmalar olduğunu güncelleyen bir heyuladır sürdürülmeye devam edilen. Bugünün ülkesi dünün en bedbin tavırlarını ambalaj güncellemesiyle beraber yeniden takdim etmektedir. Kodlanmış patriarkal tavır bütünlüğü bunun için sürekli olarak güncellenmekte, zamane şartlarına uyumu sağlatılmaktadır. Otoritenin takdimini üstlenen lacivert takım elbiselilerden bir üniformaya ihtiyaç bile duymayarak sözleriyle bu devinime olur veren çağrılara destek veren kendiliğinden görevliler ve atanmamış klikler sayesinde gidişata dair seslenişler umursanmaz bir detay haline dönüştürülür acı tükenmeksizin bile isteye.

 

Düzenin bekası adına bugünün şartlarında bunca fenalığın sorgulanmasının, tahlilinin yeri yoktur çünkü her şey kanıksatılabilir. Her şeye yeter bir sandık bahsi, erkin kronikleşmiş olan sorun yumağına karşı yegâne çözüm önerisidir. Çözüm diye dayattığı; şiddet, hınç, hiza ve askeri nizamın en güncel halinin onaylanması beklentisidir otuz iki kısım tekmili birden. Bütün saflarda, kalıcılaşan yıkımı örtbas etmek ve aşmak salt alına oya ve bir sandığa bakar. Düzen oyunu alır alamazsa gasp eder, sündürürür, hatta çalar sonuçta bu demokrasi diye anılan edimin en pespaye piyesi tüm faturalandırmaları halka dönük olmak üzere yenilenir. Mesele oy kullanmak, seçmek değil seçeneksizliğe meşruluk kazandırmak, cumhurun başının saksı, bekçi, noter olunmadığını vurgulayan gerektiğinde de şantiye şantiye gezeceğini bildiren bir kimliğin, ustanın yolunu oluşturmaktır. Oyunun handiyse tüm kuralları bunun üzerinden şekillendirilmektedir gümbür gümbür.

 

Bir ülkenin gittikçe, atfedilmiş olan muhafazakârlık segmentinde yeni kırılmaları ve çok daha büyük sorgulanamayacak dönüşümleri için “sandık” temel bir başlangıç noktasıdır böylesine dönüştürülendir. Hepi topu bir balkon konuşması ile esasında her ne olacağının ilkin tatlı tatlı dillendirileceği ve o merhaleden sonra kopacak kıyametlerin de başlangıç vuruşudur. Devlet kendi alıştığı pratiği içerisinde bu alışılageldik rutini bir hamle olarak bellemekte ve eksiğin tamamlanacağı mesel olarak ele almaktadır. Oysa yalın gerçek, bu yıkım arzusunu göstere gelmektedir. Tükenen insanlıktır. Ezber olunmuş klişeler, vurgular ve çıkarsamalar bu dönüşümü nihai bir sona vardırana kadar güncellenecektir burada. Kinin her neye dönüştüğü, neye yol verdiği meydana çıkmaktadır azar azar, usul usul değil, birbiri peşi sıra hamlelere ev sahipliği yapılan bir güncellikte.

 

Keskin laik söyleminin bu ülke siyasetinde hala konuşulmayan yaptığı tahribat sözüm ona karşı yanıt olarak “milli” takısıyla endamını gösteren iş bu muhafazakâr dindarlık kuşağında da yinelenmektedir. Vesayetin hep lafta sonlandırıldığı şeklinin ve cisminin düzenlenerek, dönüştürülerek halka siz bizi yönlendiriyorsunuz bakın burada sandık ve oyunuz, yalnız geçen seçimlerdeki gibi trafolara kedinin girebileceği hazin vakıaların refakatinde sonuçlar duyurulabilecektir. Vesayet tüm bu kadroların en üstten en alta, tek bir faaliyet doğrultusunda bilumum kısıtlandırmayı devam ettirmektedir her şey ustanın yola devam etmesi içindir. Sorunların asla sorun olarak ele alınmadığı bir menzil hemen her şeyin bu yönetişim kastına yönelik bir fenalık, her sözün komplo, her eylemin darbe, bir ses ettiğimizde işittiğimiz o alarm zillerini çaldıran şeylerin iki katı çoğaltıldığı ‘dokunan yanar’ bahsinin sahici, kalıcı bir merhaleye evirildiği bir ülkedir.

 

Elitlerin vesayetinden, milli motifine haiz tabi bir oy potansiyelini kıllanarak gelişen, sivil bir vesayet böylelikle ortaya çıkmaktadır. Ne ki dert olan sadece bu doğrultunun güncellenmesi el değiştirmesi değildir. Devletin şeklen her zaman olduğundan daha derin, çok daha baskın, daha çok denetleyen, daima fişleyen ve fırsatını bulduğunda da yok eden bir mekanizma olarak kalıcılığını kutsal bir görevmiş gibi tabulaştırılarak sürdürülmektedir. Ezber olunmuş sözlerle dile getirilmiş, uygulamaya geçilmiş bahislerin daimi bir paranoya üstünden! fütuhatçı milliyetçilik, dini motifleri siyasi rant, mevzi kazanmak için kullanmaktan kaçınmayarak ve çok fazlasıyla bu tabulaştırmalar düzeneği devam olunmaktadır. Kemikleşmiş olan sabitlikler, birbiri ardına sabıkalı tahayyüllere evirilmektedir.

 

Her şey çözümlenebilmiş gibi bir vaveyladır kopup gidiyor. Kendi tekrarından sıkılmayan cenah yeni ayrıştırmaları yıkımları temellendiriyor. Ne ki artık sıradan olan için adım atacak menzil kalmamış durumda. Dört yan yağmaya peşkeş, rant için paylaşılmaya devam ediliyor. İstikbal için zulme olur vermeye devam eden bir zihne açıktan rehin edilmeye devam ediyor. Kıyametler kapıdan olmazsa bir biçimde bacadan buyur ediliyor, yeter ki düzenin bugünkü hali sürdürülebilsin. Yeter ki usta eylemeye, herkesin her şeyine karışmaya karar mercii olmaya devam edebilsin. Yeter ki usta akıl karışıklığından daima uzakta yazı akardan geçen o günkü hedefe konulacak kimler, hangi kimlikler varsa ona karşı söz edebilsin, iki satır o da linç için hedef gösterebilsin.

 

Daha yakın zamanda Gaziantep’de düzenlenen nümayişin bir benzeri, bugün unutsak da pek çok şeyini yaşadığımız ülke tarihinin unutmayacağımız yaralarından birisine mesken olan Kahramanmaraş’taki Suriye’li göçmen istemiyoruz kalkışmasında yinelenerek cismanileştirilebilsin. Hınç eninde sonunda linçe ve ötekisi olarak başta bulunanın dilinden, onun gözetiminde yayınlanan kitaplardan, gazetelerden ekranlar ve daha pek çok mecradan bangır bangır yayınlanan ırkçılık teşviklerinin cehennemî neticelerinden birisini göstere gelmektedir. Ortak yaşam iradesi veya çabalarının tamamına yakınına bu menzilden, daha önce pek çok kez bahsettiğimiz gibi bir öfke bilinçli bir biçimde yok etmek, def etmek, silmek adına ve için kullanıla gelmektedir bunca rahatlıkla.

 

İsrail dölü! lahzasının üzerinden çok zaman geçmeden bugünün sıra neferi olmayı bir başarı olarak değerlendiren makam ve mevkilerini, gelecek tahayyüllerini o doğrultudan ilerletenlerin bahislerine konu ettikleri bir devlet şiddetine karşı hemen tüm Yahudi nüfusuna karşılık gelecek seslenişler, yaftalamalar giderek bu düzenin her neye benzeştiğini fizandan değil, yakınımızdan duyurmaktadır. Seslendirilmesine müsamaha asla gösterilmeyen şeyler bu ülkenin yaralarını derinleştiren bir ayrıştırma çabası olduğunu göstere gelmektedir. Dert buralardadır, bunca kolaylıkla nefret, hınç ve soluk almaksızın ırkçılığın rahatlıkla siyasette malzeme edilebilmesidir. Kalıcılaştırılmak istenen bu düzeneğin cumhurbaşkanı seçiminde sonra devamlılığı için sürdürülmektedir.

 

Hiçbir sorun çözülmemişken, halen yaralar kanamaya devam ederken, davalar muallâkta konulmaya devam ederken, bir dolu soru halen yanıtlanmayı beklerken nefret dili, muktedir lügatini oluşturmaktadır hala. “Başbakanın kullandığı dil nefret ve düşmanlaştıran dildir. Akp’ye oy veren insanlara karşı biz bu dili kullanmayacağız. Sırf Akp’ye oy verdi diye bir grubu düşmanlaştırmayacağız. Ama Başbakan’a göre bu böyledir. Başbakan’a oy vermeyen herkes düşmandır, vatan hainidir. Bu dil, polisin kullandığı şiddetin nedenidir, Gezi’de gençlerin katledilmesinin nedenidir. Bu dilden vazgeçmediği sürece 76 milyon kişinin cumhurbaşkanıyım dememeli. Bütün Türkiye’yi kucaklayan bir mesaj vermediyse, Sivas katliamı ile yüzleşmediyse, Rojova’daki katliamlara dur demediyse, Roboski ailelerinden, Berkin Elvan’dan özür dilemediyse asla Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmayacaktır” Hdp’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş’ın dile döktüğü meramdaki gibi açıktadır her şey görebilene.

 

Seçim güncesinden bağımsız olarak başlı başına derdin büyüklüğünü göstere gelmektedir. Çünkü tahribat ve yıkım erke asla kâfi gelmemektedir. Toprağa ve yaşama yapılan yetmiyor bir de zihin bir hışımla, hızlı hızlı kötürüm eylenmeye çalışılmaktadır. Düşünce tam kapasite iğdiş edişler had bildirimleriyle sıfırlanmaya devam edilmektedir. Bütün bunlar için -bu daha başlangıç- bahsiyle bu günlerin arkasının geleceği biteviye yinelenmektedir. İçinde alenen kalakaldığımız cehennemî ortamdan “sahte cennetlere” kanmadan bir arada çıkmak mümkün müdür. Bir yol var mıdır? Yeni diye sunulan bu ülkenin hiç eskimeyen alışkanlıklarından kurtularak, nihayetinde, eksiği gediği olmadan, yüzleşerek ortak bir geleceği bina etmesi halen bir ütopya mıdır? Söz kesintisiz olarak bu nobran, tekçi, ırkçı ve dahası fenalıkları eylemekten hemen hiç kaçınmayan muktedir aklına karşı seslenmeye devam etmektedir. Önemser misiniz? İşitir misiniz? Kale alır mısınız?

 

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler