Misak Tunçboyacı yazdı/ Ülkemizde Hayat Milkporttur Abiler, Ablalar!


  • Gündem
  • 01 Mar 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

DemocracySınırlandırılan, ayrıştırılan, bölük pörçük paramparça eylenen birincisinde denilenin ikinci defasında yok sayıldığı, umursanmadığının ilan olunduğu her gününün ayrı kahırlanası dertle hemhal ettirilip tıka basa lebalep doldurulduğu, dünün anlamsızlıklarının bugünün karanlığının teminatı bellendiği bir yerde hayat üstün körü okunup geçilecek bir mesele değildir. Hesaplı kitaplı olan tahakküm, bu benzerlerine daha önceleri tanık olduğumuz hamlelerin hemen hepsini dünden daha fena bir hayata sahip olmamız için kullanagelmektedir. Sağlam iradenin tek başına kotardığı devletlû erkânının tastamam gerisinin onu takip ettiği, yıkıma el verdiği, ortak olduğu bu yerde hayat basbayağı ters yüz edilmektedir. Alışkın olduğumuz hamlelerin, sözlerin değil; duyulmamış, denenmemiş yeni hizalamaların kotarıldığı handiyse herkesin ama herkesin fişlendiği, yaftalandığı, cephelerinin her neresi olduğunun yüzlerine çemkirildiği, gerektiğinde hadlerinin bildirildiği bir döngü kalıcılaştırılmaktadır. Hayat sınırları erk tarafından belirlenebilen bir edime dönüştürülmektedir, tüm düzeneğin esas ‘belagati’ gösteregeldiği. Boşuna değil bunca hınç, boşuna değil onca itham birbirinin aynısı sözcük eskinin kalıtı üzerinden onu sahiplenerek yükselen bir yeni için gayretkeşlik çabasıdır karşılaştığımız. Her hamle yeni bir noksanlığın ve onarılmayacak bir tahribatın habercisidir.

 

Günden güne arttırılan baskı oncu yahut da buncu olarak sınıflandırmalarının, ifşaatlarının beraberinde taşıdığı fecaati de kalıcılaştırmak içindir. Bugün yaşadığımız günce, karanlığın egemenliği ve daimiliği adına devam ettirilen hamlelerin cirit attığı bir sahnelemedir. Trajedinin ise bizatihi kendisidir. Her sekans daha vahim olanla donatılarak daha beterine teşvik edilerek ulaşılan, katledilen simgeleri ihtiva etmektedir. Demosun sözü olduğu gibi yok sayılmakta, yöneten olarak kendini konumlandıranların, her iki erkin de iktidar savaşında halk / beden / biyopolitik uzamda tam anlamıyla dönüştürülmektedir. Hikâye değil icraat, boşa laf değil işin karşılığı inşaat ya resullallah’ı slogan etmiş muktedir ve avenesi eliyle işbirliğiyle kotardığı bu dönüşüm içindir. Her şey hayırhah içindir, hep öyle tanımlandırılmaktadır. Gel gelelim yapılıp edilenleri sadece göz ucuyla tahlil ettiğimizde meydana çıkan bütün bunları alaşağı edecek bir vesikadır.Her fenalığın neredeyse sıradan bir şey gibi uluorta ve aralıksız yinelenmesini gösteren bir teşebbüs toplamıdır.

 

Yaşam bu sınırlar dâhilinde hemen hiç kolay olmamışken onu en çok zorlayanın, o sıkıntılarla sınanmış ve bugün milletim iradesi, temsilcisi olduğunun altını çizenler olmasıdır manidar. Manidar olan, daha fazla demokrasi diye yola çıkanların bugün bütün o sözleri yutarak otokratizmi kalıcı kılma hevesleridir. Birbiri içerisinde gelişen, düğümlenen ve neticede soluksuz ve geleceksiz bırakılan bir ülkedir gördüğümüz. Pıtrak gibi bitiveren yolsuzluk, hırsızlık, yağma şeceresinden; sadece yirmi dört saate sığdırılan bir dolu ahkâm, bu ahkâmlardan yola çıkılarak oluşturulan önleyici yahut ta örtbas edici kararlara varan ya da ulaşan bir ülke bina olunmaktadır. Vesikanın tamamı olabildiğince açık ve yalın bir biçimde kral çıplak derken hala muasırlık türküsünün medeniyet treninin son katarını yakalamakta olduğumuz muştulanmaktadır. Gerçekte olan bitense ayakkabı kutularındaki paraların, evlerden deyim yerindeyse fışkıran meblağların karşılığını TL cinsinden bulamadığımız rüşvet bedellerinin ve ahbap çavuş ilişkileri dahilinde ortaya dökülüp saçılan mekan takaslarının, el değiştirmelerin, iş bitirmelerin, satılan televizyonlar, gazeteler, yargının, istihbaratın hamiliğini üstlenmeler ve her şeyin bir kez daha tek adama bağlanacağı o doksan yıllık tekerrürün başlangıcına geri dönmektir. Bunca rezillik olup biterken ve hala sürmekteyken dolu dizgin bihaber konulan kitlenin sandık ile demokrasi dersi vereceğinin yumurtlanmasıdır! Sandıkta manşeti bu millet atacak seslenişidir, bihaber. Zorunlu haraçların, mecburi desteklerin, hatır gönül işlerinin hengâmesi yanında kömür makarna ilişkisine sıkıştırılan bir tahayyülün kepazeliğidir söylenip durulan. Ya biat edeceksiniz ve göz yumacak yahut ta başınıza gelecekleri çekeceksiniz. Elimizden dilimizden, yargımız,  yaftamız ve belagatimizden hedef göstermemizden demenin türlü çeşit yolları arşınlatılmaktadır. İçi boş, kof bir dağ gibi dimdik duranların yaydıkları korku imparatorluğunun vesile olduklarıdır.

 

Boyutunun derinliğinin gün be gün ve artık saklanamayacak bir gerçekliğe dönüştüğü bu yerde bunca ifşaat hayatın her neye dönüştürüldüğünü, devamının her ne olabileceği ihtimallerini göz önünde bulundurduğumuzda kelimenin tam karşılığıyla yıkımdır. Bu ne tapelerde, ihale kovalayan iş adamının “bu milletin a. koyacağız” veçhesidir, ne bir medya bölüştürme girişiminde yine yeniden sahneye çıkan ahretliğini garantilemiş dünyalığına dert yanan iş adamının sözüdür, ne de gün aşırı isimleri cisimleri açık açık yapılan ve çalınan yağmalanan yerlerde adı anılanların ifşasıdır. Ne hırsızlığın normalleştirilme gayretidir, ne de tapelerde bile konuşurken sözün oralara denk getirilmemesidir. Yıkım, bunca şey ortadayken her şeyin muallâkta bir belirsizlik sisi ardına sıkıştırılmasının ta kendisidir. İfşaata karşı savunuş yok, sinkafların nedeni yok, yağmanın tek bir yerden olmadığı meydanda ama tek bir aykırı ses söz konusu bile edilemiyor; esas sorun budur. Bizatihi baba-oğul yaptıkları görüşme kaydı için “Montaj bu montaj!” replikasını uygun görenin, kendilerini haklı çıkartmak için Amerikalarda olan bitenden hiç haberdar dahi olmayan iki şirkete tüm bu kaset kaydının sahteliği için rapor tutturmalarının akıbetini sorgulayan yoktur. Ne de olsa baş vezir herkes yerine en doğrusunu beyan etmektedir, Bilal yerine, milli damat yerine, onun yerine ve bunun yerine. Anayasa profesörü’nün ağzından dökülenlere göre tapeler gerçek olsa bile bunu kale alacak seçmen yok, güvenini yitirecek yandaş yok ama oy verecek insan çok heyulasını da eklemek farzdır bu satırlara.

 

Bugünlerde gerçekten insan hayret ediyor. Kentler alenen yağmalanabilir her yer delik deşik edilip beton ormana dönüştürülebilir bittabi tık yok. Arhavi’den, Ahmet’lere Hesler kondurulabilir, temelleri atılabilir karışan da yok, görüşen de. Piknik alanı oluşturmak için Hevsel Bahçelerinde on bin ağacın kesimine başlanabilir ne de olsa sorgulayan yok. Her şeyi muamma bir TOKİ gerçeği var uğraşmak bir yana kapısının ardında ne kararlar alınıyor, hangi işlemlerle yıkımlara ve kentsel dönüşümlere onaylar çıkartılıyor hep muamma, hep muallâkta hiç soranı yok. Akçeli işler kovalanıp didik didik, yağma talan edilmemiş bir kulak arkası kalıyor ama durmak yok yola devam! Millete hizmet olarak savunulanların aslında iç etmekten / götürmekten ötesi olmadığının devamlılığına çabalanmaktır her fırsatta her sahne almada aslında düşünülen. Enikonu deşifre olan belediye başkanları, yedikleri haltlar için değil özür dilemek yeniden aday gösterebilirler göz yumdukları, eyvallah ettikleri her şey için aldıkları her kuruş adına teşekkür niyetine. Vicdan isyan eder, Adaletin kantarı çoktan firar edendir ama yüzler kızarmaz ve her şey sütlimandır. Erkler arasındaki güç bende, hayır en çok bende ve bittabi en kudretli benim savaşının her gün pıtrak gibi biten tapesinden atama ve sürgünlere hiyerarşinin her derecesinde hamleler eylenir ve yapılır. Bütün bunlar sıradandır, olağanın karşılığıdır artık yerseniz. Her şey şeffaflaşmıştır bu ülkede sözüm ona, her bir şey konuşulabilir gel gelelim hırsızlık, yağma, talan üzerine kelam eylemek fişlenmek, internette görüş bildirmek yasaklanmak, ses çıkartmak bölücülük zilletine teslim olmak demektir devletlûnun lügatinde. Her adım devam ettirdiği bunca kıyım sürerken susmak tavsiye olunmaktadır. Derinlemesine çok da dibine girmeye, ve eşelemeye gerek olmadan ucundan kıyısından görünen, aklın bir köşesine kazınması gereken asıl Türkiye Anonim Şirketi’nin bekası için her şeyin mutlak bir süreklilik dâhilinde yapılacağıdır.

 

Boğuntuya götürülenler kalem oyunlarına ya da anlamlı bir kelime arayışına gerek olmaksızın meydandadır, alenidir ve cismanileşmiştir. Türlü çeşit tirad atılırken, hemen her gün avaz avaz bağırılırken asıl dert cebin doldurulmasıdır. Dibi görünmeyen cüzdanların hiç dolmayacağı sanılan küfelerin / kasaların / ayakkabı kutularında paraların, modern zaman ganimetlerinin istif edilmesidir. Gözlerimizin içine baka baka yalanın, talanın da devam ettirileceğinin bildirilmesidir. Bunca kepazelik yapılırken hemen hiçbir şey yokmuş gibi davranılması o sıfatlarına çalınan hırsızlığı daha önceki katilliği, kindarlığı, ayrımcılığı, faşistliği söylemlerinde sahip çıktıkları her ne fenalık, bedlik varsa onun da bir kez daha sağlamasıdır. Yok denilince yok olmadığı, ifşa edilip yaftalamak için bir süreğenlikten daha ağır bir yıkım olduğu siyasanın her gününden hayatlarımıza karışmaktadır. Çalmanın çırpmanın lobilerle cenk etmelerin, dış mihrak, iç mihrakların faizciden caizciye koşturmanın bir dolu kadük, eğrelti söylem yekunuysa gerçek sanılmayacak şeylerin akla nüfuz ettirilmesidir. Bunun için aklın itlaf edilmesi gayretidir. Siyasanın kepazeliğinin dışavurumudur behemehâl gerçeklikte vuku bulan! Sonuca dönüşen. Hayatın kendisiyle bağlantısızlık, hemen her yerde vuku bulmaya devam eden tahakkümün, rıza dayatımının, algı yönetiminin ve hep bildiğini zorla olur belletmenin örnekleri birbiri ardına gerçek kılınmakta, ayrıştırılmazımız belletilmektedir.

 

17 Aralık Hırsızlık ve Talan süreci, soruşturması kapsamında tahliyelerine karar verilen Reza Zarrab, Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan, Cezaevi’nden çıkmasından pay biçilebilir ilaveten. Mazeretlerin sıralandığı, nasıl olsa kaçmazlar bunlar iyi çocuklar(!) kabilinden bir uydur kaydır karar ile hayatlarına normal olarak devam etmelerinin yolunun açılmasıdır. Her şey sıfırlanmıştır böylelikle. Evlerde sıfırlanmaya çabalanan rakamlar gibi bu yeni güncelliğin elit hırsızları için de bir çıkış yolu bulunmuştur. Bir adet HSYK düzenlemesi, bir adet Adalet Bakanı ve bir adet Baş vezir görüşü ile hırsızlıklarından arınmış tekrar beyefendiliklerine kavuşmuşlardır. Görünen köy kılavuz istemese de hırsız hala hırsızdır amma velakin devletin hem çabası hem gayreti bu arkadaşlar için ivedilikle işletilmiş tutsak edilmiş gazeteciler, öğrenciler, siyasetçiler için işlemeyen karine / görüş burada devreye girmiştir. Düşündürücü olan budur işin bu kısmıdır. Herkes eşittir sözüm ona bazıları hem eşit hem de üstündür. Talan düzeninin sonrasını sorgulamamak için tapelerin silinmesi talimatı verildiği de beyan olacaktır bu tahliyelere paralel bir biçimde. Bütün bu hengâmede yeni yasalar ve yasaklar da peyda edilmektedir. Yasadışı olan asıl erkânın ve hasmının yaptıkları yağmalarken, birbiri ardına davaların, somut tedbirlerin hep bunun konuşulmaması için yeni engellemelerin icat olunduğu bir yerdeyiz. Rosa Luxembourg’dan Clara Zetkin’e ulaşmış olan (elbette ki) saçma sapan davaların açılması gibi hamlelerin vuku buldurulması, tecelli ettirilmesidir. Aleniyette bu sansürün yukarıdan aşağıya dökümünü vermeye çalıştığımız birbirinin tamamlayıcısı olan şeylerin yağma düzeneğindeki ülkede aslında her ne oluyorsa bunu bilmememiz için geliştirilmeye devam edilen bir kurtarıcı olarak değerlendirildiğini yinelemek farzdır. Öyle bir kurtarıcı ki hemen her durumda bilginin önüne çekilebilecek sis perdesinin tam vaktinde devreye konulmasından bunu irdeleyebilmek mümkündür. Hayat sıradan olan için değişkenlerin gün aşırı değiştirilip, yadsınıp, yıkılıp bu olmaz, bu hiç olmaz, şu sınırları da daraltmak lazım denilerek enikonu sığ bir alana mahkûm edilmektedir. Yazgı, keder sayıklaması yeniden gösterime sokulurken şakacıktan fenayı eyleyenlerin, birbirlerinin pisliklerini yüzlerine çarpanların güncelliğinde hemen hiçbir şeyin rastlantısal olmadığı meydana serilmektedir. Boylu boyunca ifşanın sınırlarından görünen erkânın oburluğudur ve aç gözlülüğüdür hiçbir türlü doymak bilmezliğidir. Yarınlara karşı olan sorumluluğun üzerine basa basa yinelenirken muktedirce, bugünden her şeyin çarçur edilmesi, boyuna rant devşirilmesi, geleceğin sadece çıkara göre düşünüldüğünün acı kanıtıdır. Önünde yatıldığı zikredilen Rıza Sarraf gibi memleketin yeni kurtarıcılarının (!) inisiyatifine teslimiyettir. Bakan oğullarının, iş adamlarının, makam mevkilerini halkın doğrusu için değil kendi çıkarları adına eğip büken, maddiyata çevirenlerin ruhlarına peşkeş çekilmesidir. Bugün her şey bu kadar kesin ve nettir. Bilindik ezberlerin mütemadiyen inanılmış tekrarların sağaltımında hayat artık geri dönüşü olmayacak bir biçimde tahrif edilmektedir.

 

Muktedirleşen, onunla benzeşen, özdeşleşen dünyanın insanlığı linçi, yok edişi ağır çekimde bir kez daha arz olmaktadır. Susturmaların, yergilerin, yaftaların,  had bildirme gayretkeşliğinin maksadı hep bundandır ve hep bunun içindir. Neden yok edildiğinde, yapılanlara karşı söz hakkı, sorgu hakkı hiçe sayıldığında, Roboski’nin ismi, Hrant Dink’in mizacı, Gezi’nin tanımı ya da yağmanın kendisi, Demokrasinin abc’si ve bilumum meselin sorgusuz kılınması, karanlık dehlizlere terk edilmesi çürümeyi sonumuz kılacak, kalıcılaştıracaktır. Bugünün ülkesinin en ufak şüphe taşıtmaksızın varlığına teslim edildiği erkan bu çürümenin has müsebbibi, bizatihi zeminin oluşturandır. Utanç duyalım basit ve yalın. Hicap duyalım bakar kör sanılmamıza ithafen. Öfke duyalım sorumsuzluların sandık sandık diye söylediklerinin de bu oyun düzeninin bir başka kurmaca bileşeni olduğunu yutmadığımızı ifşa için. Yemiyoruz artık! Ve yenilmeyeceğiz. Sırf şu son dokuz aylık süreçte yaşadıklarımızı, hayatımızdan çalınanları, hayatlarına kast edilenleri, her yerde kendisinden gayrı doğru olmadığını zikredip duran bu düzeni sorguluyoruz.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler