Misak Tunçboyacı yazdı…Yol Nereye?


  • Gündem
  • 06 Ağu 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

'No Handcuffs Only A Leash (Modern Democracy)' Mark Powell“…Ve bana öyle geliyor ki düşünmeme hali -gaflet içindeki bir umursamazlık ya da dumura uğramış bir zihin ya da koflaşmış ‘doğrular’ı tasasızca terennüm eden bu hal – zamanımızın en bariz özellikleri arasındadır. O nedenle önerdiğim şey aslında çok basittir: hiçbir şey yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.” Hannah Arendt – İnsanlık Durumu’ndan…

 

 

Ayrıştırmanın kesintisiz olarak dilden başlayarak vurgularla şekillendirilerek, tavırlarla genişletilerek ve ezber olunan kekremsi tekrarlarla yinelendiği yanlışlardan doğruların arandığı halen bunun sürdürüldüğü bir güncelliği idame ediyoruz. Dönüyoruz, dolaşıyoruz menzilde tek adamın, tekilliklerden mülhem olanın tahayyülünde sırada ne olacak, her ne kaldı ki başa getirilecek bütün bunları düşünürken buluyoruz. İdame ettiğimiz hayat akışında hepimizin yerine sözü tapulayanların, bu tiyatral olmayan piyesten mürekkep kurgudaki hemen her fenalığı nasıl cevval bir biçimde sahiplenip korumaya çalıştığını gözlemliyoruz. Gördüğümüz vakıf olduğumuz duyumsadıklarımızdan kerhen tanık olduklarımız, sehven yazgımız diye dayatılanlardan değil, haddizatında nasıl ölçülüp biçilerek oluşturulduğunu göstere gelen, idrak ettiren karşılaşmalarla ilerliyoruz.

 

Her detay başka bir fenalığın başlangıcı, her başlangıçsa yeni bir yıkımın temellendiricisi haline dönüştürülüyor. Kesintisizleştirilen ayrıştırma çabası halen sürdürülmeye devam edilen büyük güç mitinin, güçlü lider profilinin dolayımlarında bu yıkımlar sıradanlaştırılıyor el birliğiyle. Gündelik olarak zikredilenler, bugün geçip gitmiştir bahsinde aksettirilenler hepimizin hayatının ortalık yeri, tam da merkezini işgal etmeye devam ediyor biteviye. Kurgu gibi görünen tedbirlerin, bir yerlerde okunup, anlatılıp, dile getirilip unutuşa terk edilenlerin, öyle bildirilenlerin nasıl da hayatlarımızı kapsadığı meydana çıkıyor. Erkan-ı devletlû için sınırlar yıkılmak, daha büyük ve kesintisiz olan zorbalığı kanıksatmak için yeniden düzenleniyor behemehal. Birlikte yapılanlar, sunulanlar ortak uzamı yok etmek için sık ve aralıksız tekrarlanıyor.

 

Küçük kıyametler buradan el bulunarak, bu ümitle beraber şekillendiriliyor. Her sokağın, işitilmeyen görülmez bilinmez zannedilen her yerin, meskenin azabı böylelikle çoğaltılıyor. Her küçük kıyamet bir başkasını tetikleyerek ‘demokrasi bahsinin’ üzerini sorgulanamaz kılacak bir yara olarak cismaniliğini koruyor. İyi niyetli bir okuma şu raddede söz konusu bile değil, bildiğiniz adını ve sanını düzgün koymamız gereken bir azrail mümessilliği şekillendiriliyor biteviye. Koşullandırılmış olan aklın eyledikleri bir gün bir şeye başka bir gün bir mevkiine, bir görünüme ve bir algıya diğer bir gün hepsinden el bulan, bunları bütünleştiren bir meseleye böylelikle tam, eksiksiz bir küçük kıyamete dönüştürülüyor. Küçük kıyametler bir süreklilik içerisinde, hayatımızın rutinlerinden birisi olarak peyderpey bir biçimde denk getiriliyor.

 

Toplumu delirtmek bir yan unsur olmaktan çıkıp, yalın söylersek esas amaca eviriliyor. Ciddiyetle kotarılan bu bilinçle gayya kuyusu halindeki bu ülkeden çıkış olmadığını kanıksatılmaya çalışılıyor. İşlenen her cümlede kaçarın olmadığı bu kurtlar sofrasında yem edileceğimiz gerçekliği yüzümüze bildiriliyor. Kerhen değil, sahici olan yıkım bütün bu tedbirli hamlelerle beraber, birlikte bütünlüklü bir menzil oluşturuyor. Dün güncellenirken, bugün bütün o kalıtlaştırılıp keskinleştirilmiş olan tahayyülün arta kalanlarıyla daha zor, daha vahim daha ağır sınavların kucağına itiliyoruz hepimiz. İnsaniyet bahsini heder eden çoktandır unutan bir aklın, deneyimletmeye tabi olduğu, ısrarla sürdürdüğü ateşini sürekli kolaçan ettiği yıkım güncesi oluyor. Memleketi kurtarma tiratları, büyük, güçlü ülke sözleri samimiyet söylemleri alttan alta hükümranlık ağızları ve daha fazlasıyla şekillendiriliyor.

Biliyorsunuz bunlar bahsinin modası, -affedersiniz Rum, Ermeni laflarının miadı, lobiciler, kan emiciler, vandallar sözlerinin kullanım şartları geçtikten sonra paralel ile başlayan bu fiştekleme yaftalama merakı kimliklerinizi açık seçik söyleyin siz Alevisiniz’e demirleniyor. Birilerine had bildirilecekse bunu da en iyi usta yapmakta bildirmektedir kolaycılığında, dışarıya yapılan van minütler buranın kâbusu olarak sıradan, müesses nizam içerisinden seslendirilmeye her gün devam ediliyor. Durmak yok yola devam şayiası böylesine bir çırpıda geçilip durulan, unutulup ne var konjonktürsel gereklilik olarak zaman bunu gerektirmişti denilebilecek kadar kolay olmayacak sözlerin dillendirilmesini sağlama alıyor. Her yere akıl verilen bir ülkeden o ülkeyi yönetenlerin anladığı demokrasi bahsinin nefret ettirmek, daha fazla insanları birbirine düşürmek, kırdırmak, onuru ayaklar altına almak olduğu yineleniyor.

 

Bir seyirlik göstermelik bir kurgusal değil yalın ve çıplak gerçek vahametin derinliğini gösteriyor. Vahamet yok bahsini dillendirirken hizipçiliği, etnik ayrıştırmayı, devletin o sorgulanamaz bildirilen müesses nizamının tekçiliğini imal etmeyi sürdürüyor, büyük usta. Maya hep eksik gedik tutturulmaya çalışılan aşı daimi yalan yanlış ve sürekli acıdan mürekkep bir ülkeyi daha derin bir azap çukuru haline taşımak adına yineleniyor. Reçetelenen hep o oluyor. Delirtmek edimi, söylemden çıkartılıp bir gerçeğe doğru, adım adım ilerletiliyor. Sorunsallar dağ gibi yükselmeye devam ederken, dört yanımızdan sınırımızın içinden ya da dışından “barış” namına hiçbir şey bırakılmazken, bırakılmamışken kadınların kahkahalarına zihin yoran bir akıl peyda olunuyor bir yandan.

 

Bülent Arınç Bey’in gündeminin önceliği Gazze ya da Kobane veyahut da bugün olduğu gibi Şengal değil, sansasyonel olmayı artık aşmış olan basbayağı bir -saçmalama düzeyindeki- kadına tahakküm oluyor. Oysa büyük ustalarının tabiri ile kimsenin hayat tarzına karışılmayan bir ülkedeyizdir. Demokratik hakların masallarla şekillendirildiği hemen her durumda fikriyat özgürlük bahisleri edilirken sonuçların nasıl tam tersi olduğu muştulanıyor; hala. Genellendirmeler dâhilinden öne sürülen pejmürde sözler, sapla samanı karıştırmalar akım derken bile tüm karayı meydana seriyor. Her şey uluorta eylenen bir mizansenmiş gibiyken tüm bu laçkalık gerçek delirten etmen haline dönüştürülüyor. Delirtmek sözün gelişi bir tanımlandırma yahut da sonuç bahsinden öteye her gün denenen bir mesele dönüştürülüyor bu hudutta.

 

Esra Arsan’ın yorumuyla “Bunlar şöyle” “bunlar böyle” söylemi Kemalist hegemonyanın ötekileştirmesiydi, artık Tayyip Erdoğan’ın oldu. O artık asker. Yorumdan kendini göstere gelmektedir. Delirtmek fiiliyata bir adım daha yakınlaştırılırken kahkahalar arasında, dillendirilen nasıl bir toplumun oluşturulmasına çalışıldığıdır. Kadınların yerine söz eden, kadınların yerine karar alan, onlara yol gösteren, sözüm ona dertlerine ortak olan akıl tıpkı tüm diğer işitilenler gibi kayıtsız, fütursuz bir dönüştürme adına sergilenmektedir. Her şey bunun daimiliği nihayetinde o sonuca yaklaşabilmek adınadır. Ne ki tüm bu çıkarsamalar Kafkaesk bir vurgulama yahut da Bataille’in yazınından çıkma kara yazgı değildir hepsinden öğeler barındıran bunlardan öteye taşınan gerçekliğe kavuşturulan had bildirimi olarak şekillendirilmektedir. Haddizatında birbiri peşi sıra ileriye sürülenler hep bir heyulada rast getirilenler bunların bekası adınadır.

 

Konumlandırılmaya ve kalıcılaştırılmaya çalışılan şeyler, mahvımızın önünün alınması değil tüm bu kıyamet ikliminde her şeyin örtbas edilebilirliği içindir. Örtbas edilenler üst üste geldiğinde tartışılan o vahim şeyler elendiğinde mesele daha anlaşılır olmaktadır. Gaziantep’in, Beyazlar Mahallesi’nde “evi temizlemediği” gerekçesiyle bir kadın, eşi tarafından tabancayla bacağından vurulması gibi şiddet örnekleri o menzilde gerçeğin ta kendisini göstermektedir. Hiddet, şiddet gücünü gücü yettiğine uygulayan akıl, devletten milletine silsile halinde ilerletilmektedir bir kez daha. Hakkaniyetsizlik artık bir diskur olarak aleni ve resmen kalıcılaştırılırken yok etmeye kadar ilerleyen zapt-ı raptın evreleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Topyekûn olan bitenlerse meydandadır işte. Mahvedişi sorgusuz sualsiz kabul ettirme yolunun tercih edildiği bir ülkede gidişatın ondan da gayrisi olmayacağı halen göz önündedir. İnadı imtina etmeyi salt bir anlığına dahi olsa bir kenara koyduğumuzda devletlu aklından uzaklaştığımızda her şey apaçık meydana çıkmaktadır.

 

Ayrıştırma bir noktada belirli bir aralıkta veya düzlemde değil hemen her gün yinelenen bir unsura dönüştürülmektedir. Tüm acılar, yaralar, eksilmeler, yok edişler birlikteyken bir aradayken üstelik. Eksiği gediği bırakılmadan yapılmaya devam edilenler tüm rutin görünen döngü dâhilinde yarınları çalmaya devam etmektedir. Işid’in veya taraftarlarının İstanbul’un Gaziosmanpaşa semtinde icraatlarını sıralayarak başlamak mümkündür o çalınanlar bahsine. Belediyenin kendilerine tahsis ettikleri alanda yaptıkları toplantı sonrasında kendi vurgularıyla tekbirler getirerek, insanlara saldıran bir güruhun varlığına alıştırılmaktır gelecekten çalınan. Demokratikleşme bahsinin linçini sağlama aldıktan sonra, kendisi gibi görmediğine demediğini bırakmayan erkânın izini takip edenlerin, bir yerlerde şu anda bile kırımlarını sürdürenlerin, katliamlar gerçekleştiren faşist bir yapının sokaklarda ellerini kollarını sallayarak gezinebilmesinin haber değeri bile taşımaz bildirilmesidir gelecek bahsinde çalınan, yağmalanan.

 

Dur diyen olmadığından, ‘unsur’ İstanbul’u mesken edinmeye, örgütlenmeye devam ederken bunlar bir teferruat mıdır, her şey bir detay mıdır bahsi önümüze çıkmaktadır. Ol bahisten kırım yapanlar, katletmeyi onayanlar, bir biçimde İslam, din, iman vurgusunu yok etmek adına yineleyip duranların bilinçli saldırısının akıbeti her ne olacaktır. Büyük ülke böyle her şeyin kanıksatıldığı, umursanmadığı bir yer olarak mı şekillendirilendir, nedir nicedir?  Ehlibeyt Âlimler Derneği Genel Başkanı Hasan Kanaatlı’nın Cumhuriyet gazetesinden Sinan Tartanoğlu’na bildirdiği tanıklık konuşulması gereken değil midir? Karanlık yinelenirken “Bir akşam balkonda otururken, sokaktan cüppeli, sakallı, şalvarlı tipler ‘Suriye’de, Irak’ta Alevileri hamd olsun çok güzel gebertiyorlar. Burada da başlatabilsek’ diyerek geçtiler” vurgusunun ötesini berisini sorgulamak ne zaman mümkün olacaktır.

 

Gaziosmanpaşa’yı deney sahası eden, herkesi birbirine düşman belleten devletin elindeki son kozu bu kandan medet uman unsuru, bir gözdağı olarak kalıcılaştırıp yerleşik kılmak mıdır? Mesele, her defasında aynı şeyleri dile getirmekten ibaret değildir lakin giderek pespayeleşen bir zeminde, ülkede başka bir sözcüğe, tanıma yer bırakılmamaktadır, yolun sonu aydınlık görünmüyorken üstelik. Her şey ol nizamından ilerletilmeye devam edilirken asıl dertler kalıcılaştırılmayı başarır. Kesintisiz olan fiiliyattaki ayrıştırma dilden ve kelamdan çıkıp çoktan eyleme geçmiştir iş bu raddede. Bugün dün ‘olan biten’ meseleler halen en onulmaz yaraları kalıcılaştırıyorsa bu sonu hiçbir türlü gelmeyen hamleler bütününden ileri gelmektedir. Bir türlü kabul edilmeyen ortak uzamı hakir görüp bildiğini okumaktan şaşırmayan, müştereki yağmalayan her bir şeyi dönüşüm potasında kutuplaştırıp daha fazla ayrıştıran bir zalimanelik, sözün özü literatürdeki karşılığıyla otokratizm iklimi tüm bu döngüyü yinelemektedir

 

Yinelenmeye devam edilen bütünün paramparça edilmesi adına tüm siyasi ve sosyopolitik hamlelerin kırımın vd. başka bir türlü kabul edilmesi adına olduğu meydana çıkmaktadır. Ekranlar güncelliğin sınırlarının dâhilinde bu hınçla yapılanları, defaatle yinelenen örneklerle dopdoluyken söz naçarlaştırılırken erk tüm bunları tahakkümünü genişletmek için kullana gelmektedir. Bugün, yaşadığımız yer bütün bu hegemonik yapımın tezahürlerini yinelemektedir. Birbirini takip eden demeçler, nutuklar, değiniler, tüm bu belagati kalıcı kılmak adına yinelenmeye devam olunmaktadır. Söylenenler hedef gözetimleri uzamda istikrarlı bir biçimde yok etmelerin önünü açabilmek adına yinelenmektedir. Bugün derdin böylesine kalıcılaştığı demokrasi meselinin handiyse paldır küldür devre dışına itildiği, bunun önemsendiği yinelenen her hamlede bir delinin attığı taşların kuyudan çıkartılmasının sahnelendiği bir ülkeyizdir artık.

 

Kadınların, çocukların, gençlerin, erkeklerin, lgbti’ler ve tüm diğer azınlıkların, çoğunluk karşısında az olanların sesleri az çıkanların, sesi sözü işitilmeyenlerin “unsur” kadar önemsenmeyenlerin hiçbir surette anılmayanların cehennemi bina olunmaktadır. Nefret körlemesine bir hudut bildirici olarak aşina olunan o eskinin yenisi Türkiye’de kalıcılaştırılmaktadır. Hınçla dile getirilen sözler, hedef tahtasına bağlanacak bir başkası için, yinelenmektedir. Neredeyse yaftalanmamış bu dikenlerle kıyıdan köşeden bulaşmamış, ismi anılmamış, fişlenmemiş bir gün tehdit olduğunun ilan edildiğini duymayan kimse kalmamış bir ülke bina olunuyor. Her devrin adamları haricinde geriye kalan herkesi kapsayan bir ülke yükseliyor. Kesintisizleştirilen ayrışım çabası her birimiz için yeni bir fecaati de kapımızdan içeriye sınırlarımıza en nihai olarak bedenlerimize ve benliğimize karşı hızla güncellenmeye devam olunmaktadır hala. Erkan-ı devletlû teşebbüsleriyle, kurulu olan düzenin tüm defosunu muhafaza ederek, baskılamayı soluksuz bir deneyim, yaşamın ta kendisi eylemeye çalışmaktadır hala.

 

Kitap sattığı için örgüt üyesi olarak yargılanan Mülkiye Demir Kılınç’ın Özgür ve Lorin bebekleriyle beraber hapsedilmesinin yolunu açmaya çalışması bir yüzeyidir. Mülkiye’nin unutulmaya yüz tutan devletin hıncından nasibini nasıl alacağı mahpusluk muamma eylenirken bir Mülkiye daha sessiz, sedasız gazete satırlarından hayatımıza dahil edilir. Hürriyet Gazetesi’nde Burcu Purtul Uçar’ın haberinden aktaralım “Lübnan protestosuna katıldı, Gazze ile ilgili basın açıklamalarında yer aldı. Hakkında davalar açıldı. Bu arada evlendi, doğurdu. Ve 8 yıl sonra Yargıtay kararıyla şoke oldu. Hakkındaki 6 yıl 3 ay hapis onanmıştı. 17 Ağustos’ta Zeynep Simay bebeğiyle cezaevine girecek olan Arzu Ceylan Oral çaresiz.”

 

Anayasal hak olarak tanzim edilen her şeyin sınırlarını yekten yıkan, bunu derdest etmekten hiç gocunmayan erkân, adalet mekanizmasında da bu tavrı yinelemektedir. Eyleme katılmanın cezası bir biçimde mahpusluktur, henüz yeni anne olmuş olsanız dahi. Gerçeklik yıkımın ta kendisi eylenirken, bir kadının daha haddinin bildirilmesi için aklı kıt bu devlet nobranlığına, korku ülkesine kurban edilmesi için çabalar devam etmektedir hala ve hala. Tımarhane deyince alınan insanlar için bu ülkenin başka bir tanımı söz konusu olabilir mi sayın okur. Basit gibi görünen mesellerin arkasından kopartılan fırtınalarla ve itinalı senaryolar ile inlerine gireceğiz, dokunan yanar paraleller düzler hepsi birden, her yere mahalle kabadayılığı ile muameleler bu bütünlüklü olan biyopolitik hali özetleyecektir. Yaşadığımız ülkenin acılarının tükenmezliği adına çalışılmasını, bunun inatla sürdürülmesini de göstere gelmektedir hala ve hala.

 

Kalıcılaştırılan saldırılar, hayatın daha da içinden çıkılmaz kılınması adına yinelenmektedir haddizatında. Dünde kaldığı, geride olduğu söylenenlerin tümüyle nefretten, hınçtan, linçten, şiddetten ibaret bir toplum bina ediliyor şimdi. Ve şu anda hemen her şekilde muhafaza altına alınıyor her yerde her eşikte. Simsiyah bir uzam bina ediliyor her gün. Geriye dönüp de bakma şansımız bile bırakılmayacakken her şeye olur verilmesine, düzenin ucundan kıyısından yenilenmesine şahitlik ettiriliyor. Bu düzen harap düzen, harami düzen, katleden yok eden düzen. Bu düzen hakkın hukukun ayaklar altına alındığında birilerinin oh olsun dediği bir düzen hala. Bu düzen hepimizi sinir küpüne dönüştürendir, öyle bir düzen. Herkesi ve her şeyi ve her dert edileni her anlamda yağmalayan bir düzendir. Yok oluş kapımızda ve burnumuzun ucundayken erkan kendi bildiğini okumaya devam ederken sözü savunmak ne zamandır hangi zaman.

 

Gerçekliğin kıyısında bugün orada, burada yapılan fecaatler, küçük kıyametler yarın bir gün sizin de bizim de hepimizin yaşama tutunduğu mahalde kendi başına gelebileceğini bildiren bir düzen, halen farkında değil misiniz? Geleceksiz konulmak bir bahisten çok daha sarsıcı olan gerçekliğe hiçbir engel olmadan ulaşırken düşünmek ne zamandır? Çanlar hepimiz için çalmayı mütemadiyen sürdürürken kâbustan uyanmak ne zamandır, çabalanmak ne zamandır?

 

Resim: ‘No Handcuffs Only A Leash (Modern Democracy)’ Mark Powell https://www.flickr.com/photos/markpowellart/9593375538

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler