Misak Tunçboyacı/ Zamane Ruhu…


  • Gündem
  • 08 May 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

OLYMPUS DIGITAL CAMERAZamane ruhu diye belirginleştirilip kalıcılaştırılan dört başı sadece sorunlardan mürekkep olmasına rağmen her şeyin yolunda gittiğinin, hizada olduğunun nakledildiği bununla, bu kadarcık ifade ile hayatın devam ettirilmesinin salık verildiği bir uzamı paylaşmaktayız. Yekten, düzenin doğrusunun halkın eğrisi olduğunun idrakindeyiz. Düzene uyanın halkın karşısında nasıl yükseltildiğini bunca çok çeşitlendiğini teyit ettiğimiz zamanlardayız. Alışıla geldik devlet söyleminin dilinin ve uygulamalarının hiçbirimiz için alternatif oluşturmadığı ayan beyan meydana çıkmaktadır bugünlerde bir kez daha kestirmeden. Reel politik tahakkümünü, vurdulu kırdılını, ettiği zararı ziyanı kamufle edebilmek için günler boyu neden hep aynı noktalara çalıştığı onun da ekseriyetle halkın tahayyülü olduğu yeniden belirtilmelidir. Üzerine vurgulanması gereken kelam buradadır.

 

Erk, iktidar yahut ta muktedir kendi doğrusunu olur bildirmek adına her şeyi denemekten kaçınmayandır, teyitlidir bir kez daha. Her durumda bir şeylere mazhar olunmuş, hep yapılıp edilmiş, tanzim edilmiş gibi gönençleşip durulanlar durmaksızın tekrar edilen o yeni ülke gamının her neye tekabül ettiği özetleyendir reel politik. Halka dair halka ait olanın her nedense dosdoğru sumen altı edilip, unutturulması gayretindeki hız ivmesinde bunu teyit edebilmek mümkündür. Adaletin mülkün temeli değil talanın, yağmanın, erkçe har vurup harman savurmanın, birilerine istikbal temin etmenin, sadece bunun ve benzerlerinin garantörü olduğu meydana çıkmaktadır. Garanti altına alınan eyyamcılıktır, kayıtsızlıktır, sağırlıktır. Kayıtsız şartsız halk iradesinin saf dışına ötelenmesinin, yok sayılmasının suretini cismanileştirendir ‘reel politik’.

 

İktidarın oluru dışındaki olan herkesin, her bir kesimin dokunduğunda yandığı adım attığında suçlu ilan edildiği düşündüğünde ise linçinin yolunun temellendirildiği bir mefhumdur işte o reel politik. Dertlerin birbiri içerisinde zincirleme hemhallığı doğusu ya da batısı fark etmez denk gelme sıklığı ve çokluğu reel politiğin mizacını tüm o kalburüstü şecere dökümlerinden azade hakkaniyetle özetlemektedir. Kestirmeden özeti geçilen şey erkânı devletlûnun her şeyin son sahibi olduğunu kabul ettirme çabasının suretidir, ama zorla, ama darpla, ama usul usul, ama kitabına ya da kanununa göre uydurarak, ama öyle ama böyle sonucunu göz önüne getirdiğinizde reel politiğin her ne olduğunu cismanileştiren bir kurgudur.

 

Bugünün ülkesi! Dünün aymazlıklarıyla sözüm ona hesaplaşma sürecindeyken, yüzleşmeyi sıklıkla yinelemekteyken o bahislerin güncel icrasını bizatihi şimdi onu yönetenler eliyle yinelemektedir. Utanmadan utanmak nedir bilmeden tahakkümü kotarmaktadır. Yinelemekten kaçınılmayan ezberlenmiş olan tek’ten mürekkep, hiçbir değişken yahut uyaran, yahut sorgulayana nefes aldırmayacak bir sathı mahalin kalıcılaştırılmasıdır. Sınır ve hudut devşirilmesi bundandır. Her şeyin ve her vakıanın kriminalize edilerek tehdit – suç olarak değerlendirilmesi bundandır. Konjonktürel gereklilikler diye ortadan kestirmeden her şeye yakıştırılan bir kadüklüğün kapsadığıdır reel politik. Umursamaz bir har vurup harman savurma sürekliliğidir, reel politik.

 

Gündelik olanın gündem çıkartıp yaratıp onun peşinde bir yirmi dört saati heder ettirip ertesi gün her şeyin sözüm ona sil baştan yeniden başlatılmasıdır reel politik mefhumunun Türkiye ölçeğindeki durumu. Dünümüzde bırakıldığı yinelenenler nedense yanı başımızda dikilmeye devam ederken bize başka bir gündem oyalayıcı, dolgu malzemesi lazımdır söyleminin tezahürüdür reel politik dolayımlarında icra edilenler. Tüm suretler; birbirleri içerisine geçerken, karışırken her birleşen kesimde, dokusunda gündem sağanağının dibinde esas derdin hallerini görme şansımız söz konusudur. Tortu dipte birikmeye devam ederken kalıcılaşmaktadır. Her ne kadar reel politik unsurlarının üzerine hiç kafa yormadıkları, önemsemedikleri olsa da esas yüklendiklerimiz o menzildedir, tortunun kendisindedir. Daima kendimize saklamamız salık verilenler, üzerine çok kafa yormayın diye dile dökülenler, vurgusu hep hal yoluna koyulacaktır diye bahsedilenler o menzildedir o birikimde.

 

Bulunduğumuz şu bölgenin, ne doğuya ne batıya ne kuzeye ne güneye yaklaşamamış olması, hiçbir yere konumlandırılamamışlığı diledikleri kakofoniyi düzen bu diyerek öne sürenlerin elini güçlendirmektedir. Doksan yıllık korkunun, korku! için yeni olmadık şeylerin icat edilmesinin sonuçlarından ya da getirisi olarak değerlendirilebilecek bir durumdur işte. Düzen diye oluşturulan şey bir ucubenin kendisidir, Devlet resmiyetinin, kuralının, kitabının, yazılı olan kadar sözlü tasarrufunun da günden güne gerçek bir yokluğu izansızlık ile hemhal bir yoksunluğu icra ettiği dipnot olarak ilave edilmelidir bugünün reel politiğine dair söz söylenecekse. Bilinçli tercihlerle hayata kast ederken bunun için türlü çeşit yöntem denenirken, herkes denek edilirken hiç bir türlü bitmeyecek bir karabasan döngünün icrası eylenmektedir. Birbirini takip eden kararlar, hükümler, tavırlar, açılımlar süreçler vb pek çok hamlenin nasıl gölgelendirildiği, unutturulduğu kısmından bu değinimi okumak, derinleştirmek mümkündür.

 

Başlangıçların ardının hazin sonlara, hüsran mezarlığındaki nihayetlenmişlerine tanık olduğumuz zamandan bu yana şaşıracak ne var ki diye düşünenler vardır, olabilir. Hala afallatan ve düşündüren o bağışıklık tanımının bile isteye boşaltılmasıdır. Gücü elinde bulunduran, devleti yöneten, yönlendirenlerin, sıradan olanı hiçbir surette önemsememesidir. Bir konuyu ele alınması, düzenlenmesi ya da yapılanlara dair onay bekleniyorsa, ses çıkartılacaksa bunu da ancak eşit ya da denk olanlardan gelebilecek onamanın (itiraz değildir bu kesin bilgidir) olduğu yinelenmektedir ol bahiste. Toplumu paralize edenin, şiddeti bunca sık kullananın kim ne ya da hangi makam olduğu aleniyettedir. Bayramları ağıt yerine çevirmek ve dönüştürmek konusundaki çabaların tezahürüdür. Durmaksızın ezber olunan, ezberlerle dün anılanları bugün suçlu bildiren yarına mahpus etmeye namzet hamlelere girişilmesidir afallatan, acaba diye sorgulatan. Şaşırıyor muyuz diye kendi kendimizi sorgularken bulduran işte o kıssadır.

 

Bir Mayıs’ın yeniden toplum nezdinde yasa dışı, bölücü, yıkıcı aklınıza her ne geliyorsa onun günü olduğunu dikte ettirmeye çalışan bir vesikadır toparlanmaya çalışılan. İtiraz mı, dört günlük gözaltının kanunsuzluğu bir yana yandaş medyanın, ana akımın her şeyi çoktan sineye çekmiş köşelerinden bir kaç cümlecikle geçiştirilmesidir; -onlar da devlete baş kaldırmayacaktı canım cık cık allsen! —budur. Ehvenin yıkımı o şerri yükselterek çoğaltarak hedefe hep bir ötekisini koyarak, durmadan laf ve söz ve yaftayı çoğaltarak mümkün kılınmaktadır. Bugünün ülkesinin özetlerinden birisi bu devrik cümlelerde saklıdır. Her cümle eksik gedik de olsa yaşadığımız yerin durumuna dair çıkarsamamızdır. Bilinmez bir dilde söylemiyoruz derdimizi, dosdoğru ilettiğimizde malum Basın Kanunu’nda yapılan değişiklikler doğrultusunda hiçbir surette sorguya gerek bıraktırmadan ipimizin çekilebileceğini bilerek, o yola doğru koşar adım ilerlerken bu ülkede derdimizin her ne olduğunu anlamlandırmaya çalışıyoruz. Ucundan kıyısından değindiklerimizin hepimizin sorunu olduğunu yinelemektir gayretimiz. O kanunu sarı basın kartınız olacak, ne güzel diye alkışlayan zümrenin en ufak cümlelerine müdahale edildiğinde ortaya çıkartacakları vaveyla gelmeden hayat içinde hissederken sözü arıyoruz, başımızı devlet kapısının önüne çıkarttırmayacak, derde sokturmayacak…

Gündeliğe bağlanan bu tahakkümün suretten surete geçişteki hızı tam bir şeylerin bedliğine kafa yorarken bir başkasının icrası ortaya çıkışı sathı mahallimizin halka karşı tavrını, zamane ruhu bağlamında göstere gelmektedir. Sıkıyönetim uygulamalarını aratmayan çabalarla “Taksim” kalesini pardon semtinin müdafaasında! İş bu devletlûnun sergilediği şiddet-orantısız zulümden okunabilir zaten kestirmeden. Gözaltına alınmaya çalışılan, bir avuç marjinal denilen ama her fırsatta Gezi Direnişi’nin yeniden hatırlandığı anlara göndermelerin dillerine eksiği gediği olmadan yerleşmiş bulunan devletlu suretlerinin sıfatlarına yansıyan karanlıktan okunabilirdi kesintisiz. Ceylan Önkol’un katline dair olan dosyasının akıbetinin, savcılığın daimi arama kararından okunabilir. Kıyamı halının altına süpürerek, sorumluların kasten işlemediklerine iddia ederek failleri kurtarma çabasından özetlenebilir yinelersek tekrardan. Çocuklarına kıymaya doymayan bir iştahın! vurdum duymazlığını kepazeliğini, her defasında eyleyebildiklerinin sonsuzluğunu, hakaretamizliğin bitimsizliğini meydana serendir. Uluorta can kırıkları önümüzdedir bir kez daha, Uğur, Enes, Abdullah, Ethem, Muhammed en küçük ile en büyüğü arasında kim varsa işte ona kastedilmesinin akıbetlerinin sonuçsuzluğudur zamane ruhu’nun tasviri. Tuz ruhuna dönüşen ülkenin haleti ruhiyesidir, turnusol kâğıdıdır işte her davada.

 

Roboski’nin adı bunca sık yinelenirken bile üzerinin örtbas edilmesi gayretinden görünebilir hala. Ne dava vardır, ne ortada gizlilikten kurtarılmış tek bir soruşturma. Devletualiler, haşmetmeaplar sıkılmasınlar diye geri kalanların günleri saydıkları bir sayaç vardır adalet belki gelir diyerek: -Roboski 857. gününde. Hrant Dink davasındaki meşum kara kutunun geriliyorum seslenişindeki karanlığı cismanileştirirken, perinçekgillerin müesses nizamın eskisi gibi neferleri haline dönüşmesinden bu meydan okumalar özetlenebilmektedir ilaveten. Davalar yarım kalmamaktadır, devletimiz kendi bildiği yöntemlerle ne kadar eski yöntem varsa onların hepsi için varisliği kabul etmektedir. Ne ki dertler sadece bunlarla bitmez, bitmemektedir. Köşeye sıkıştırmaların, nefessiz ve dermansız koymanın her Allahın günü yeniden ele alınmasıdır dikkat edenin kaçırmayacağı detay. Ermeni halkının dini mensuplarından birisinin akla hayale gelmeyecek hakaretlere, bir dolu seslenişe, yetmiş üç millet sayılırken eksik gedik konulup, affedersin şudur budur! diye bahsedilmesine karşın bir taziye mesajına elinde beyaz bayrak koşturulmasıdır gözden kaçmayacak olan detaylarda dertlerden birisi. Yüz yıllık ceset kokuyor bahsindeki devletlûnun en iyi tebaası olduğunu vurgulama gayretidir pes artık dedirten. Kalantorların, tuzu kuruların el pençe divan durmaya hazır ve nazır olanların büyük adamcılık!, sorun çözücülük oynamaları buna ortak olmamızı beklentilemeleridir inatla, söz konusu yara ve bere.

 

Bir yaranın onarımı için değil yüz sene evveli, değil elli sene öncesi, değil o değil bu daha ikinci senesi dolmuş Roboski’ye karşı olan kayıtsızlık örtbas çabası tam ve eksiksiz kurgulanırken sorgulanasıdır yol nereye? Çocuklarına kıyılmaya devam edilen bir ülkede kimliğin, aidiyetin devletlû ağzına yakın durulursa bir şeyler kerhen düzelir yanılsamasıdır düşündürücülüğünü muhafaza eden. Ajanslara düşen haberlerde o kokan cesedin!, böylesi sığ ve yersiz bir tanımlamanın karşısında insanlara zulmün devam ettirildiği geçilmektedir oysa birinci elden dolambaçsız hiç o kadar meramın karmaşasına denk düşmeden, çat kapı. Adana’nın Ceyhan İlçesi’ndeki M Tipi Kapalı Cezaevi’nde mahpus edilen 15 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edilmesidir. Pozantı Cezaevi’nde yaşananların akıbeti belirsizliğini korumaktayken, bir çocuğun daha çığlıklarının! karşılığı yine sağırlıktır. Çürüyecek ceset bırakılmamışken herkesin yaşayan ölüler haline dönüştürülmesi ve neredeyse hiçbir yerde haber olmamasının utancıdır değinmek istediğimiz.

 

Tecrit edilen çocukları dört duvar arasında adam etmenin yolunun ne kadar düşkün, ne kadar aşağılık olduğu okunmaktadır. Bahsedilmesi gereken budur ve dahasıdır. Colemerg, Dersim ve Amed’de temeli atılmış olan kalekol inşaatlarını protesto için Wan’ın Xaçort Mahallesi’nde gösteri düzenleyenlerin arasındaki yedi yaşındaki bir çocuğa silah doğrultulmasıdır mesele bütün bu yazıdan daha önemli, ivedilikle konuşulması, tartışılması lazım olan.

Umudun elden kaçırılması hep o devletlûnun kaçak güreştiği alana kilitlenmesidir dert henüz Cumartesi Anneleri meydanlarda kayıplarını sorgularken, hatırlatırken. Dün olanların varsayılanların felaketlerin bugün çoktan defterlerinin dürüldüğünün, hesaplarının görüldüğünün yinelenmesidir esas dert. Çocuk, kadın, lgbti, ırksal nefretin, linçin kıyamın sonlandırılması adına öncelikli tedbirler alınması uzun vadeli yüzleşmelere ihtiyaç, bilgilendirmeye çaba sarf edilmesi gerekirken susun artık devletiniz çalışıyor şimdinin zikredilmesidir uluorta meydana serilen kepazelik.

 

Devlet sözcüsü Arınçbeyin etek boyları ile dizilerdeki kurmaca anlatımları birbiri karşısında denkleştirdiği, yirmi beş otuz kelimelik haznelerle konuşan çocuklardan bahsedildiği bir heyulanın kendisidir. Derdi uyarılma yaşı, etek boyunun endazesine takıp, maddi olanakları geliştirip maneviliği, esas önem verdiğimiz kısmı es geçtik kısmına hayıflanmaktır kepazelik. Sorumluluk böylesi bir şey değildir yahut ta bir bakanımızın bahsettiği gibi çocuklara çığlık atmayı öğretmekten ibaret değildir hayatlarımız. Kolluk kuvvetinden bir güruhun, bir genci gözaltına almak için poşiyi zorla başına dolayıp delil üretme karanlığı, kararlılığıdır dert henüz hiçbir şeyin anlaşılmadığını özetleyen. Dert ne sadece Roboski, ne sadece Dersim ne sadece Büyük Felaket, ne sadece kıyamlar, katliamlar, işkenceler, zulümlerdir hepsinden mürekkep hepsi ile sergilenen umursamazlıktır cehennemi sağırlığın yaygınlığıdır. Zamane ruhu dün denilenleri bugün unutturmak için çaba toplamına evirilmektedir.

 

Zamane ruhu kaybettiklerimizi, kayıp gidenlerimizi unutmamızı salık vermektedir. Zamane ruhu erkin karşısında el pençe divan ve her fermana uyan bireyler olmamızı dikte etmeyi sürdürmektedir. Zamane ruhu sınırları delik deşikken yüreğinin bir parçası oralarda çırpınmaya devam ederken yarınlarımız ne olacak sorusunu unutun buyurmaktadır. Zamane ruhu taziye bildirilirken bile bir yerden, gözün görmediği sanılan bir yerlerde yeni yıkımlar için çoktan düğmeye basılmasıdır. Ermeni için değil sadece, Kürd için, Alevi için, Türk için herkes için hepimiz için. Ne ki; gidecek, yer yoktur. Ses edilmesi elzem binlerce yaramız vardır. Zamane ruhu naftalinden, hep o geçmişten devir alınanların yeni biçimlendirmesine koşturulurken, tüm o eskinin kifayetsizliğinden uzakta bir başka çabanın yollarına düşmeliyiz Bugün ve şimdi klişeleri alaşağı edecek hakiki bir müşterekin, sorumluluk paylaşımının, derdi anlamlandırmanın arafındayız. İlerliyoruz. Nefes alıyoruz. Kaybedecek zamanımız ise yok. Düşünür müsünüz?

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler