Misak Tunçboyacı’nın kaleminden / AĞIT


  • Gündem
  • 04 Oca 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

 

downloadDakikalarca, saatlerce, günlerce, aylarca bomboş, istemsizce bir ekrana bakakalmak, bir ekrandan görünenin her ne olduğunu idrak edebilmek, söz konusu bir ağıtsa, bir yassa, bir elemse, bildiğin kıyametse onun nasıl yapıldığına akıl sır erdirememek. Akıl erse de toz konduramamak. Bildiğinden pek farklı, işittiğinden çok uzak, gösterilenden hep apayrı çok daha fenasına, çok daha beterine ulaşmak. Acıların belli başlı kıstaslara göre şekillendirilen bir mefhum olduğu yanılgısına saplanıp kalmak. Dakikalarca, saatlerce, günlerce aylarca bomboş, istemsizce bir ekrana bakakalmak. Durmaksızın aynı belagatin başka yerlerde daha önceden aklına kazınmış olan tezahürlerinin bir başkası daha fenasına hemhal olmak. Gözün gördüğünün insan eliyle, insana ait olan bir komutla, mekanik-yapay bir bilgisayardan çıkan bir hamle ile şekillendirildiğini anlamlandıramamak. Anlamlandırsak da toz konduramamak. Bunca fenası, bunca ağırına mı kalmıştır hayat, bu kadar berbat bir şey midir? İnsan eliyle kotarılanın nihai bir cehennem haline tam ve eksiksiz ulaştırılması mıdır hayat.

 

 

 

Nicedir gözün gördüğü, kulağın duyduğu ile bir bilgisayar ya da televizyon ya da bir gazetenin manşetinden görünenler ile gerçek birbirinden tamamen zıt odakları işaret etmekte. Nicedir hep o sanılan, hep doğrudur bilinen ama aslında hiçte öyle olmayan hiçte atfedildiği gibi bir karşılığı bulunmayan bir mesele haline dönüştürülmekte hayat. Dakikalarca, saatlerce, günlerce, aylarca bomboş, istemsizce bir ekrana bakıp kalakalmaktır hepimize bırakılan. Karanlığın nasıl başladığından, nasıl sürdürüldüğünden nasıl sündürüldüğünden ve nasıl bugünlerde her yeri kapsadığından bir kere daha haberdar olmamızı sağlayan bir bileşkedir anlatmak için çaba sarf ettiğimiz.

 

 

 

Birbirimizde ortaya çıkan derin yaraların kimlerin elinden nasıl ve hangi zalimane tasavvurlar ile kotarıldığını bildiğimizden bu yana, kimselerin tekil acısı değil hepimizin ortak elemi-yası haline evirilen ve bu mertebeye ulaştırılan vakıalara uyanıyoruz. O yaşatılanlardan arta kalan her ne varsa onlarla soluk alabilmek için makul bir sebebi arayıp duruyoruz: Adaleti(!) Şekillendirilmiş doğrusu budur diye bildirilmiş, çoktan resmi söylemle hemhalın yolları arşınlatılmış, bir yerde de unutturulmuş olan kıyamların nasıl da içimizi kavurduğunu ( kelimenin tastamam karşılığı) yeterince açık bir biçimde ortaya çıkartandır Adalet beklentisi. Dakikalarca, saatlerce, günlerce ve aylarca bomboş, elden bir şey gelmeden ekrana bakakalmaktan bir adım ötesine geçebilmek ve sorgulayabilmek için elzem olandır Adalet. Yası, elemi başkalarına denk geldiği için değil hepimizi ortak yaralarda bir etmeyi sürdüren bir tahakkümün hıncı olduğunu bildiğimizden bu yana baştan kestirilemeyecek, sonrasında anlaşıldığında ise vicdani bir mesel haline dönüştürmekten alıkoyacak hakkaniyet için can simidimiz olandır adalet, adalet beklentisi.

 

 

 

Yılın sonuna ramak kalmış bir gün o 365 günden birisi daha. 28 Aralık 2011 kimselerin bilmediği bir yer, Roboski!. Ne konumu ne nerede olduğu ve ne de hangi koşullarda insanlarının yaşadığından bihaber kalınan bir köy / bir sınır / koca bir dünya!. Aralık 28, bilinmeyen bir yerde, karanlık ellerin dillerinden dökülenlere göre terörist oldukları bildirilen insanlar. Yılın da sonuna ramak kalmış günlerden bir gün daha. 28 Aralık 2011 kaçağa giderek hayatta kalmanın savaşında olanların hiçbir şeyden haberdar olmadıkları bir zaman dilimi. Denetleyen, gözetleyen her anı takip eden mekanizmaların çoktan harekete geçtiği, bir infazın! daha altına imza attıkları bir gün daha Aralık ayının 28’i. Koca bir ülkenin, her şeye kadir olduğundan, herkesin yurdu olduğundan dem vurulan bir yer yurt vatan bahsinin masal olduğunu bir kez daha idrak ettiren bir kıyama sahne olan bir yer Roboski!. Acının başka bir tezahürü değil, başkaca bir anlamlandırması değil dosdoğru katliamın / devlet eliyle kotarılanın belirgin olup gözümüzün önünde cereyan ettiği bir yer Roboski!. İnsanların yaşamlarının pamuk ipliğinde, eşek sırtına sığdırdığı kadarıyla bir manasının / geleceğinin olduğu bir yerde kaçağa gidenlerin katledildikleri bir gün 28 Aralık 2011!. Vicdanın pespaye bir tavır haline dönüştürüldüğü daha dakikasında görmedik, duymadık, bilmiyoruz tam Türkçesi ile sansürün devreye konulduğu, örtbas etmeye girişilen bir kıyam gerçekleştirilir. 28 Aralık 2011! taşından toprağına her yerde kendisi gibi olmayana her an asıl gözetilenin yaşatmamak olduğunu bir kere daha kanıtlayan bir katliamla yüz yüze kalırız. Silahlı kuvvetlere ait olan savaş uçaklarının aldıkları istihbarata göre yerdeki kendi yurttaşı! Olduğunu bile bile, yerde kendi komutasındaki askeri erkânın bile bilgisi dâhilinde olan bir sınırda hayatın yine yeni yeniden çalınmasının bir başka elem verici örneğidir karşılaştığımız. Nasır tutmuş akılların, hiçbir vicdani emare göstermeden, bir bilgisayar simülasyonunu yönetir gibi, Roboski’li kardeşlerimizi katlettikleri bir yer ve zaman 28 Aralık 2011!. Her şey ortada olmasına rağmen, her şey kendiliğinden bir kaç kullanıcının haberdar etmesi ile çığ gibi yayılarak bilinmesiyle geçmişte olanlar gibi saklanamayacak bir yaranın kendisine dönüşen ve halen şu anda şimdi kanamaya devam eden bir yaranın kendisi Roboski!. İnceleme raporları, istihbarat bilgileri, koordineler bir dolu devlet erkanının sözcükleri, raporlar, ara bağlaçlar bir sürü lafı güzaf!. Kıyam eden, katletmeyi bayağı bir gelenek haline dönüştüren, öldürdükçe, yaşamı yok ettikçe daha fenalarına el uzatmaktan kaçınmayan bir ülkenin ta kendisinin kotarıldığı bir ülkedir yaşadığımız. Geçmişin izleriyle, kıyamlarıyla yüzleşmek konusunda çaba sarf edildiğini duyuranların ellerine kan bulaştırdıkları bir tekrarın kendisidir Roboski!. Otuz dört insanın yaşamları söz konusu bile edilmeksizin, hiçbir mantıklı yanıtın verilmediği, onca komisyon bunca görüşme epeyce mülakat, bir o kadar toplantı hatta hatta başbakan ile görüşmenin ardından bile sabırlı olunması salık verilen bir kıyamdır uluorta, Şirnex’in, Qilaban ilçesine bağlı Uludere’nin bir bucağı nahiyesi sokağı Roboski’de eylenenler.

 

 

 

Günler günleri kovalarken otuz dört yurttaşın! / çocuğun / gencin / yetişkinin, babanın, dayının, yeğen, kardeşin, hepsinin ve her birinin davaları yüz üstü bırakılmaya, Acı, elem, yas bilinmezden gelinmeye, adalet uzaklarda bir mesel haline sınırlandırılıyor, sabitleniyor. Bu ülkede yaşamanın kıyamlardan arta kalabilmekle onca hınçtan sonra yeniden adaleti isteyerek mümkün olabileceğini bilenlerin / ona erenlerin bir aradalığında yaramız kanamaya devam ediyor! Üzeri örtbas edilmesi çabasına rağmen her gün bir başka ayrıntısının, her an başka bir hayattan arta kalan bilinmesi gereken detayın ortaya çıktığı, içeriğine vakıf olundukça yaşamanın daha da ağırlaştığı bir yerde her an her gün Roboski kendini hatırlatmaya devam ediyor. Katledilen otuz dört can hiçbiri birbirinden ayrıştırılamayacak tüm ezel ve ebed arasındaki, arafta bırakılmış olan, katillerinin bulunamadığı tüm kıyamlar gibi adaleti bekliyor. Adaleti(!). Ölüm ve yasın birbirinden hemen hiç ayrıştırılmadığı bir yerde Roboski içimize bakıyor, koca şehirlerde dört duvarlar arasında izole edilmiş olan bilinmezliğe, karanlığa terk edilmiş olan dosyaların tümü gibi ses edip, söz alıyor. Yaralarımızı unutmamak için, yaralandığımız yerlerde adaleti sağlayabilmek için Roboski’ can evizimden vurulduğumuz bilmiyoruz kaçıncı yerdir! Deyr-el Zor gibi, Dersim gibi, Sivas gibi, Maraş gibi, Halepçe gibi. Hepsi ve hepsinin değdiği dokunduğu gibi açılmış olan yaralarımızı iyileştireceksek Adalet talebimizi yükselterek, daha çok seslenerek, unutmadığımızı bildirerek sağlayabileceğiz. Unutmayacağımızı bildirerek… her gün…

 

Misak TUNÇBOYACI
Activist / Radio Programmer / Persona Non-Grata / Libertarian
http://www.deuss-makina.blogspot.com
http://seslimeram.tumblr.com/
http://www.twitter.com/dRWarp
http://www.jiyan.org/
http://www.muhalifyazilar.com/

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler