Misak Tunçboyacı’nın kaleminden /Kırık Cümle


  • Gündem
  • 17 Oca 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Oynam─▒yorum– Susacak Mıyız, Konuşacak Mıyız? –

 

Elimizde bir iki kırık dökük cümle ve bunları yazmaya çabaladığımız harfleri günler geçtikçe azala duran bir klavye, bütünü tanımlayan yaralı bereli bir kalemden gayri bir şey bırakılmadı hiç birimize. Sabit ve sabık aklın tezahürü olan; dayatmalar, zorunlu olmadıkça düşünme diye buyrulan her şeyin tek tek tarumar edildiği bir güncellikte bir iki devrik cümle kaldı hepimizin payına. Eksikliğin normalimiz olarak bildirildiği yerde sözlere ne gerek var ki buyruldu. Gücü elinde bulunduran muktedirin biz sizlerin yerinize düşünülmesi gerekeni vakitlice tasarlıyoruz diye kestirilip atmasına şahit yazıldık hepimiz. Cisim yok edilirken sözün kırımı da böylelikle katara eklemlendi bu menzilde bir kez daha. Düşüne kırım uygulanırken töze de, akla, fikre de gerekenin yapılacağı yinelendi iş bu menzilde. Şimdi geriye iki satır cümle kaldı, şimdi geriye bir tek düz anlam bırakıldı.

 

Şimdi geriye ancak bir kısmını hatırlayabildiğimiz bir ağrı, bir acı ve bir tereddüt yığını kaldı. Şimdi geriye iki satır, iki kırık dökük cümle diye koca bir çukurun boşluğu kaldı. Anlatmaya her dem çalışsak da o boşluğu imal edenlerin anlamazdan geldikleri derinliği, hacmi hepimizi derinlere çeken bir sarmalın yuttuğu kelimelerimiz kaldı. Dımdızlak bir başımıza bekleye dururken bu boşlukta halen geriye o kalan iki cümlenin de imhası için en olmadık tedbirlerin devreye konulduğu bir günce hâsıl oldu. Düşünmeyin ve hiç sorgulamayın hep korkun ömrünüzün her anında çekinerek yaşayın buyruldu iş bu sonsuz karanlık dâhilinde her gün yinelenen bizatihi bu oldu. Yıkımı çırılçıplak, olduğu gibi gösteren bir güncellik hâsıl oldu. Kanıksatılmaya çalışılanın öz karşılığı Deli Dumrul fablından hallice bir ülke yönetişimi olduğu aralıksız karşılaşılanlarla kanıtlanan oldu.

 

Her şeyin birbirinin devamı olarak, girdabın kapkaranlık yüzünü bildirdiği bir menzilde olduğumuz teyit olundu. Sözün en kestirmeden, en kısadan bildirimi ile elimizde kalan bu yıkık, dökük, viran cümleler gerçekliğimizin ta kendisi oldu. Yaşadığımızı varsayarken tastamam kötümserliğe teslim oluyoruz. Sinizm güncellemesi hayatlarımızın işletim sistemine paldır küldür dâhil edilirken yıkımımızı seyrediyoruz cümbür cemaat. Bir güncelleme bahsi ile yaşatılan bu şeylerden geriye hiçbir detayın bırakılmadığı bir uzama varıyoruz. Yaşadığımızı varsayarken tastamam eksikliğin menziline dâhil oluyoruz. Sır değil artık söze yer olmadığını işitip duruyoruz. Hiddet güncellenirken, sinizm için korkuların diri tutulması için yapılıp durulanların neleri kapsadığını anlamamıza fırsat bile verilmemesini görüyoruz.

 

Nefes alamıyoruz derken boşuna demiyoruz işte bizatihi böyle ardılı sıra yıkım bir uzamda var edilirken, güncellemelerin aslında neyi amaçladığı meydana çıkmaktadır. Kasvetli olanı çoktan aşmış gerçek bir yıkımın her ne olduğunu bildiren bir güncellik bina edilmektedir bu menzilde. Elimizde bırakılan bir iki kırık dökük cümle, bunları yazabilmeye çabaladığımız klavye veya kalem bu girdabın sınırlarında yok edilmektedir. Ağrı dediğimiz bizatihi bunu bir biçimde takipçisidir. Sözcüklerimiz yağmalanırken, bir şüpheye, bir amaya, bir fakata pek çok farklı ön yargıya hep birlikte, bir uzamda bu karanlığın nasıl oluşturulduğu her neye evirildiği anlaşılır kılınmaktadır. Düşündükçe, buna çabalandıkça gerisin geriye ilerlediğimiz zamandan geriye gittiğimiz aleniyettedir. Hiçbir surette adım atılmayacak, söze karışılmayacak, bahisleri neticeye getirmeye müsaade olunmayacak bir hayat şablonu oluşturulmaktadır.

 

Fenalıklar hep yinelenirken nereye gidiyoruz sorgusu engellenendir. Nereye yollandığımız bahsinin her neye tekabül ettiği muallâkta konulmaktadır. İki satır kırık dökük cümlemiz varken, bunlarla bunun nasıl bir ağır yükleniş olduğunu anlatmak gerçek bir sınavdır. İki kırık dökük cümle hayatımız söz konusu olduğunda nasıl bir yerde olduğumuzu anlatabilmenin zorlu hallerini bildirecek ol toplamadır. Bunun için zordur bu sınavı verebilmek. Bunun için can kırıklarının bu kadar çok, bu kadar sık birleştiği buluştuğu bir yerde geriye neyin kaldığını en kestirmeden bildirmek bir anlatım çabasından çok yaşamak için gereksinimdir. İyi de ne kalmıştır iki satırlık birkaç kırık cümle diye bahsi daha en başında saf dışı edenler bunca çokken. Bu kadar kesintisiz, bir halde tahakküm yinelenirken nasıldır bunun izahatı sorusu karşılaşılacak olandır.

 

Geriye kalanın söz olduğu unutulmadığı müddetçe bir çıkış yolu elbet bulunacaktır. Geriye kalanın hayatımızı en kestirmeden anlatacak şey olduğunu bildiğimizde bu sınavları, bunca sınanışı aşabilmemiz bir biçimde mümkün olacaktır. Kolay yollardan gelmeyip, daha zorlarına doğru yollandığımız bir gerçeklikken, bir hakikatken bunca yılın yüklenişi, nesilden nesle geçenin bir aksettiriş kaydın teferruatın ötesi olduğunu anlatabilmektir o iki kırık dökük cümle bahsi. Bu menzilde satırları dolduran birkaç kırık dökük cümle en olmadık, en beklenmedik, en umulmadık; hakkaniyetin paylaşanı olacaktır. Gerçekliğin yıkımı günden güne muktedirin çabalarıyla şekillendirilirken bizim de sözümüz kaldığını yineleyebildiğimizde anlamını kesintisiz anlatacak olandır birkaç cümle. Birkaç kırık dökük cümle kimi zaman dosdoğru paragraflar, sayfalar boyunca anlatılan ve bildirilen ve işittirilmeye çalışılanları yekten özetler.

 

Elimizde hepi topu kırık dökük birkaç cümle kaldı. Eksiltile, eksiltile “meramın” ne olduğunu şansa bildiğimiz, bildirebildiğimiz bir menzil kaldı. Sınırlar her gün biteviye daraltılıp durulurken, bugün de bir şey olmadı diyenler sayesinde acı da, ağu da, tenkit de tehdit de kalıcılaştırıldı. Hiçbir şeyin olmadığı yinelenirken rutinin dâhilinde pespayeliğin daimiliği tescil olundu. ‘Demokrasi’ sınırın içinde değil dışında olduğu yinelenen oldu. Bunun kanıtı Paris’te sokakları arşınlayan, kapsayan, zapt eden sesi ve sözü gösterenlere duyulan duygudaşlığın burada hiç olmadığı her yapılan ile bir kez daha ilam olundu. Kesintisiz tehditle, gözdağıyla düze çıkılacağı vazolundu. Bilindik tedbirlerin, tehditle evirilmesine yol olundu, köprü olundu. Ne Batının ahlakı, ne Doğunun vicdanı hep söze karşı, düşüne karşı her bir hamle alkışlarla karşılanır oldu. Nüsh ile uslanmayanı etmeli tekdir tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir ilk yazıldığından bugüne hayat zehir oldu.

 

Hayatın manasının toptan yağmalanmasına müsaade edilir oldu. Bugünün dünden beter edilmesinin yollarında bir iki üç daha fazla kırım mütemadiyen yerleşik ve kalıcı bir hamle olarak belletilir oldu. Korkun bir bahis, bir nida olmaktan çıkıp devletin resmi söyleminin tam karşılığı oldu. Korkun hepten bu sınırın ayrışmazı oldu. Bir yerde ve bir meskende bir mahalde yaşamın değil ölümle kırımı birbirine bunca yakınlaştıran, birini diğerinin tamamlayıcısı eyleyen bir algı yüz yıldır ülkenin hemen her yerinde yinelenen oldu. Akıl, fikir toptan def edilirken erkin tahakkümüne, gücüne ve daha fazla biat ettirmek adına birbirinin ayrışmazı olan bu uğursuz ikili hayatın müşterekin kendisini ısrar ve inatla musallat edilen oldu. Bugün dünden ağır kılındı. Bugün dünde olduğu varsayılanlar aralıksız birer ikişer günün sınırlarından hayatlarımıza dâhil edilir olundu.

 

Tümü parçalamak, bütünü yok etmek, dili ketumlaştırmak, aklı nadasa terk etmek için zor kullanımı normal ve olağan olarak kurgunun merkezine konuldu. Kurgu değil gerçekten yaşadığımız her bir kırım gerçekte düşlerimizi, gerçekte geleceğimizi de çalan oldu, bütün bunlar paldır küldür tescil olundu. Yaşadığımızı varsaydığımız menzilde hayatın her ne hale koyulduğu aleniyette, yekten görünür ve bildirilir hala getirildi. Dün Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmayacak bahsi dillendirilip durulanın bugün o karanlıkta bulunamadığı bir menzildir bu. Dün hiçbir zaman o hesap bu adalet önünde verilmeden kapanmayacaktır denilen davaların soruşturmalarının bile gerçekleştirilmediği bir menzildir bu. Dün burası özgürlüğün tam karşılığı olan bir ülkedir lafı sözü anılırken bugün kutsallardan kutsal beğendirilen, buna şu, berikine bu yaftasının takıldığı bir menzildir tastamam.

 

Dün bildirilenin bugün ‘eksik’ söylendiği ilam olunandır bir kez daha her şeyi bizler yerine düşünen, taşınan iktidarın tahayyülüdür bu karşılaştığımız menzil denile durulanın karşılığı bunca karaşındır işte. Elimizde iki satır kırık dökük cümleyi bırakan bunun bile orasını, burasını kesip biçen, sansürlemeye girişen, bunu gerekçelendiren bir menzildir bu çukur. Ağıtlar bırakılandır bu çukur. Sözün değil tahakkümün tehdidin yinele geldiği bir halin devamlılığıdır muktedir nezdinde çabalanılan. Müesses nizamın kodları mütemadiyen günceli yeniden yaftalananlarla birlikte yeniliği beraberinde getirse de hem nüfus çoğalıyor hem acılar hiç tükenmiyor işte. Laf ola beri gele değil ağrımızın menzili geliştiriliyor sayelerinde çocuğu, genci, yaşlısı, kadını, erkeği ya da lgbti bireyi hepsi ve daha fazlası, kimlikleriyle, yaşadıkları menziller derdest edilirken hep kırıma terk edilen oluyor. Bugün bahisler yine yeni ve yeniden eksik kalıyor.

 

Bugün sayelerinde cürümler işlenirken soru ve sorgulamalar yanıtsızlık çölünün dipsiz, bucaksız sahasına terk ediliyor. Ağrılar ve acılar ağıtlara dönüşüyor. Canımız yanmaya devam ediyor. Ağrımız kalıcılaştırmayı sürdürüyor. Tek tutunabildiğimiz dalımız, cümlemizin defteri dürülüyor. Eksik gedik, bölük pörçük, yarım ve yamalak konulan hayatımızın suretidir. Zehir yaygınlaştırıldıkça hayatın esemesi de okunmaz bilinmez ve anlaşılmaz buyruldu erkçe. Toptan tehdidin menzili hep güncel tutuldu, bu yerde ve bu zamanda. Zehirlenirken ‘devletlû’ nezdinde her ama ve fakatın yeni bir kırımın habercisi olduğu ayan beyan günyüzü bulan oldu. Tahakkümün nesnelleştirilmesi zehrin istikametini, gerçek kırımın fecaatini bildiren bir aynadır. Her günümüz açıktan zapt edilirken en az dünümüz kadar günümüz ve şimdimiz de mahvedilmektedir.

 

Ezberden bildiğimizin teyit olunduğu yerdir işte karşılaştıklarımızın zemini. Birlik ve bütünlük bahisleri açıldığında varılan hedeflerden birisidir bu zemin. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır denilerek noktalanan anlam kırımın sahanlığıdır dosdoğru derinlerine çekildiğimiz. Hiçbir söz, hiçbir sorgu ve sesin duyulmadığı yerdir aleni olan. Yok etmenin, hükümsüz kılmanın tahrip edip, tahakküme biat ettirmenin sahanlığıdır halen bu yer iş bu menzil. Dünün ağrısını söz ile telaffuz bugün hem zaman hem şart mefhumu göz önünde bulundurulduğunda kayıtsız karşılanandır. Kayıtsız kalınan yıkımdır. Kayıtsızlıkta ısrarcı olup kulakların kapatıldığı sessizliğin yaygınlaştırıldığı bir menzildir ortaya çıkan. Pratiğe dökülen, anlama kavuşturulan, sonuç olarak önümüze çıkartılan yekpareliğin duvarıdır. Yekpare tekten mürekkep bir sınırdır bir kez daha.

 

Sözü hiç anlaşılmamış kılmak daha önce işitmedik bundan sonra da; yola aynen devam seçeneksizliğinin ikrarıdır bir kez daha duvar olarak karşı karşıya olduğumuz. Acını anlat dediklerimde boğazına dizilen yumrudur kayıtsızlık. Dört başı mamur bir coğrafyadır diye anlatılan ile gerçekliğin uyuşmamasıdır yumruyu büyüten nefesi kesmeye devam eden. Kayıtsızlık arttıkça acının kötürümlüğü kalıcılaştırılmaktadır. Neredeyse sonsuz bir tekrarın denkliğinde burada her gün yinelenmektedir. Nefes almanın yerine ikame ettirilen her bir edim aslında insanlığın benliğine açılan bu onulmaz yaraları bunca kayıtsızlığa rağmen bildirmektedir. Hiçbir özür hiçbir anlam bu bedbin halin ötesine ulaştırmamaktadır hiçbirimizi her anlamda. Çünkü yara bir yandan kanatılırken, kelam rehin edilmektedir. Bir ama, iki fakat sıkıştırılmaktadır biteviye.

 

Bin sekiz yüz doksan dörtten iki binin yedinci yılına uzanan budur. Bunlar gibi anlamı paralize eden kayıtsızlıktır vahamet dediğimizi birleştirmeye devam eden hala ve hala. Bayram seyranın arkasının hep cenaze olduğunu bildirendir her defasında. ‘Söz’ unutturulurken kayıtsızlık kimci ya da neci olduğumuz ile ilgilenmektedir. Devlet aklı, yarayı ya da ağrıyı değil bunların mağduriyetinin, sırf kendisine olduğunu anlatan bir mekanizmadır. Devlet yıkım güncelleye dururken, inkârına sımsıkı bağlanan bir mekanizmadır. Oysa hayattır her defasında hedefe konulan. Oysa hayattır her defasında biraz daha azaltılan. Birkaç kırık ve dökük cümleye mahkûm edilendir. Bin dokuz yüz on beşten, Bin dokuz yüz otuz sekize böyle dönüşmüştür bu menzilin soluğu ve sesine karşı kurulan “tahakküm” adım adım ve peyderpey bir tekrarın düzleminde.

 

Soğomon Kevork Soğomonyan ile Muhammed Encü’yü yıllar sonra birleştireni bildirendir işte. Uğur Mumcu’nun Hrant Dink ile yolunun kesişmesidir. Karapet’le Uğur’un sokaklarında kıyıldığı menzildir işte tam da tehditkâr duruşunu saklamayan devletin, deccal olmasını ortaya çıkartandır. Adlar değişse de zaman hep ilerlese de netice, kırım birdir, birliktedir. Yüzleşmek tam anlamıyla yalan edilendir kayıtsızlıkta. Yüzleşmek yokuşa sürülen sumen altı edilendir. Yüzleşmek, “unutmayacağız ve unutturmayacağız” sözünü her defasında yinelerken halklar, buna kayıtsız kalınacağını bildirendir. Kayıtsızlıkla hemhal güncelliğin bu sınırın içerisinde hemen her gün yineleye geldiği yegâne şey kırımdır. Yegâne becerdiği şeyin karşılığı yıkımdır. Elimizde bir iki kırık dökük cümle var. Anlam bir kaldırıma uzanmış dedik anlamadınız.

 

Anlam bir ananın eteğine topladığı çocuğunun bedeni dedik duymadınız. Anlam kurşunlara getirilenin çocuk olduğunu söyledi, Kürd dediniz, Ermeni dediniz, Rum dediniz ve dahi öteki bildiğiniz herkesi dediniz, onu dediniz, bunu dediniz bir çocuk demediniz. Karanlık ile kayıtsızlık bugün hala hayatı tüketiyor hayatı zehirliyor dedi ol bir iki kırık ve viran cümle. Çocuğun öldüğünü işitmediniz. Gencin katledildiğini duymadınız. Anaların yüreğine çökenin her ne olduğunu bilmediniz. Ermeni ile Kürdün bağrını yakanın ne olduğuna anlam vermeden yola devam dediniz. Türkün bunca eksik kalmasının sebebine zihin yormadınız, düşünüp özün tahayyülüne varmasına müsamaha göstermediniz. Çocuğun öldüğünü işitmediniz. Eksik gedik birkaç kırık dökük cümle bir dolusunu anlatmaya gayret ediyordu her yerde kimsenin, esasen devletlûnun ruhu bile duymadı, duysa da tınmadı, tınsa da münferittir, geçip gitmiştir diyerek üzerini kapatmaya çalıştı.

 

Şırnak Barosu’nun raporunda dediği gibi çocuktu, Nihat Kazanhan ve katledilmişti, işitilmeyenlerden birisi dahaydı işte. “Yafes Mahallesi, Berivan Caddesi üzerinde bulunan boş bir arsada çocukların oyun oynadığı esnada güvenlik güçlerinin bölgeye gelmesi, elliye yakın biber gazı atması, çocukların kaçması üzerine hedef gözetilerek çocukların üzerine kurşun sıkılması neticesinde 12 yaşındaki Nihat Kazanhan öldürülmüştür” Bu kadarla kalmıştır işte devlet devletliğini yine yeniden şekillendirmektedir. Görev bildiğini hem mekanizması ile hem üniforması ile hem diliyle, hem söylemiyle hem de hareket ve tavrı ile yinelemektedir hemen her fırsatta. Nihat Kazanhan daha önce hiç kullanılmamış bir fişekle yeni bir mühimmatla katledilir. Cizre’nin son on gününde Yasin Özer (18), Barış Dalmış (15),  Musa Azma (16) ve Ümit Kurt’tan (14) sonra Nihat Kazanhan’ın da hayatı çalınmıştır.

 

Ne ki bir çocuğun katledilmesi iki satır da olsa yer bulmamıştır. Ne ki bunca ana durduğumuz, bahsi hep anlatmaya çalıştığımız meramı bildirmeye gayretkeş olduğumuz yerde hayatın halinin her nasıl bu hallere konulduğu işitilmemektedir. İşitilmeyen kırımdır, görülmeyen zulümdür. Dün ile bugünün buluştuğu yerde, şimdi yok etme bir ritüel gibi yinelenmektedir işte. Onlardandır, bunlardandır, ama bir çocuktur. Kimi daha büyüktür, koca adamdır Kürd coğrafyası için. Her bir isim, her bir cinayet, her bir fecaat bugünün ülkesinin de dünden ayrışmadığını gösteriyor bir kez daha hepimize. Bugün bu yerde nefes almamızın önüne kurulan setler, sırayla hepimiz için birer sınava dönüştürülüyor. Nefes alabilmemiz makul olmamız bu dayatmalara eyvallah, bunca kırıma göz ucuyla bile ses etmemiz üzerinden şekillendiriliyor. İyi de nereye kadar.

 

Bir ses çıkartmanın zaruri olduğu bir yerde sesimizi kaybedeceksek bunca hızlı istikametin bunca kötürümlüğünü sineye çekeceksek hayat nedir tükenen ümitlerden başka. Hayat neye tekabül edendir, bir tükenmediniz yaftaları kılıç artıklarına(!) yakıştırılırken. Nefretin dili çocuklar ile yetişkinlere eskisinden de sert şiddetle çıka gelirken. Nihat Kazanhan’ın arkadaşlarının Şırnak Kaymakamlığı önüne bıraktıkları kalemlerin kırılabileceğini bilerek bir kez daha yapılacakları sezilmeyerek, sonuna kadar hep korkarak, neye benzeyecektir hayat bunca ümitsizlikle. Yaşar Kemal’in hayat, umutsuzluktan umut yaratmaktır bahsi hep aklımızdayken cidden nasıldır bu girdaptan çıkış. Nasıl bir yol nasıl bir yöntem anlatabilir kısadan ‘bir daha aslayı. Artık Yeter, Edi Bese ve Ayl Kı Pave’nin birlikteliğini, gerçekten ne istediğimizi. Bir kez olsun önemser misiniz, bir kez olsun işitir misiniz? Bir kez olsun, hayat için, gün için, geleceğimiz için hepsi ve her şey ve herkes için konuşacak mısınız? Susacak mısınız?

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

 

Görsel: Kardeş De Oynasın (Afiş) – İç Mihrak http://icmihrak.blogspot.com.tr/2012/07/kardes-de-oynasn-afis.html

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler