Misak Tunçboyacı’nın kaleminden…Mesele, Anlatılmayanların Dipnotlarında Saklıdır.


  • Gündem
  • 07 Tem 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Ak─▒l“İnsan türü, bağımsızlaşma süreci içinde, içinde yaşadığı dünyanın yazgısını aylaşır. Doğa üzerindeki egemenlik, insan üzerindeki egemenliği getirir. Her özne sadece dışsal doğanın (gerek insanın fiziksel varlığının, gerekse insanın dışındaki doğanın) köleleştirilmesine katılmakla kalmaz, bunu yapabilmek için kendi içindeki doğayı da boyunduruk altına alır. Egemenlik için egemenlik ‘içselleştirilir’. ” Max Horkheimer – Akıl Tutulması’ndan..

 

Bahis edilenler tek başlarına olan biteni naklettirecek, özetleyecek, kısadan anlatacak en nihayetinde de derdi görünür kılacak bir mesel toparlamasıdır. Her toparlamada az biraz değil basbayağı farkındalılık sağlamamız gerekenleri naklettiren, denk gelişlere ev sahipliği için meskendir, gündelik tabirle çatıdır, çatımız. Bugünün şartlanmışlıklar ile hemhal yerinde yurdunda; özü gösteren, meramı aksettirendir bir kerede çoklu tecrübeler ile birlikte sunandır bahsettiklerimiz. Deneyimlenen mevzu edilen her durumda sirayet ettirilip sonuçlar kısmında yıkımları pay eden aklın eyledikleri karşısında tespitlerin edebi çıkarsamalardan hakikate ulaşmasını sağlama alandır işte o bahsedilenler. Kurulu düzenin sınırlarının daimi bir biçimde kalıcılaştırılmış olanın, sabık aklın yapıp ettiklerinin tek bir noktadan değil geniş bir uzamdan deneyimlenmesi söz konusu edilebilir ol raddede her bahsedilen, bahse tutulanda bu sınırları çözümleyebilmek bir olasılıktan bir adım öte bir adım gerçeğe ulaştırılır.

Her ne ile karşı karşıya olduğumuz nasıl bir görüş açısından bu dünyaya baktırılmaya çalışıldığımız bir muamma değil yalın apaçık karşımıza çıkar. Ortaya çıkan siluet, görüntü tümden yıkım çabasına maruz kalırken her ne haldeyiz bunu da bildirir göstere gelir. Bahsedilenlerin en yüzeyselinden en derinine, en kısasından en uzununa tümünde bu anlatabilme çabası vardır. Söz kendini yeniden bina edebilen düpedüz yanlış bilinenleri hep öyle değerlendirilenleri aşabilmek ve müştereki bulabilmek ve tanımlandırabilmek için vardır. Bahsedilenler kolaya kaçılıp, unutturulmaya çalışanlar ve her zamanki aklı hakir gören algının karşısında bir çığlıktır. Kendini tekrar edip duran sığlık kör nefret aralıksız hiddet uzamında yüzleşebilmek için vesiledir. Her bahis olan bitenin akıbetini sorgulayabilmek için de bir vesiledir. Haddizatında ezber olunan devlet söyleminin nasıl türetildiğini, nasıl dönüştürüldüğünü ve neden bunca etkisinde kala kalındığını ve aklın rehin edildiğini anlayabilmenin meselesidir.

Bahsedilenlerin sınırlarında algı yönetiminin nereleri kapsadığı, nasıl bir yekpareliğin bile isteye inşa edildiğini görebilmek mümkündür. Her şey yanlışlar ile yola çıkartılırken, daha büyük fecaatler için yeni yalanların basitçe bir yaklaşım olarak değerlendirilmesinin fecaatini cismanileştirmektedir görmek isteyenler için. Hiçbir surette, kat’a değişmeyecek olarak savunulanlara karşı akıl yürütmektir söz. Yasamanın, meclis çatısı altında yürütmenin gözetiminde her müdahalesinde ve her kademesinde eyledikleri ile örtbas edildiği güncellikte ihtiyacımız olandır. Sorguların ardının bir biçimde kırımlar ve had bildirimleri yeni prangalar daha büyük felaketlerle önü alınmaya çalışılan bir durumken, nerede nasıl olduğumuzu, nasıl hallerde yaşadığımızı özetleyecek olandır bahisler cümle cümle hece hece. Bugünün ülkesinin geçmişten miras aldığı ceberutluk üzerinden yükselmeye devam ettiği hiç âmâsız ve fakatsız meydana serilecektir kelime kelime.

Her ama ve fakatın nasıl da bilinçli olarak ileri sürüldüğü, sürekli olarak yinelenen, durmadan tekrar edilen bir örtbas meseli / kılıfı olduğunu duyuracaktır hazne hazne bahsedilenlerin mevzisi. Duyumsananlar, bilinenler, ezber değil gerçek yalın bir doğru için nelerle hemhal olunduğunu özetleyecektir ister düşük, ister normal cümle düzeninde. Bugünün bahsinde hiçbir surette görülmeyen, anlaşılmayan, değerlendirilmeyen vakti ve zamanı geldiğinde önemsenmeyenlerin bir gün olup da başımıza çökeceğini böyle bir sonun hepimizi beklediğini özetleyendir bahsedilenler. Erk muktedir iktidar kendi sınırlarından durmaksızın taarruzuna devam etmekte her durumda tahakkümünü sergilemek için fırsatlarını kollamaktayken, birlikte söze dayanarak, itimat ederek, nefes almak için başka bir çarenin kalmadığını idrak ettirir. Sözün önüne kurulan setler sürekli bir biçimde ikilemleri bu konulara şunu diyorsunuz diğerine nasıl tavır alıyorsunuz, beride kalana ne diyorsunuz ona da ses çıkartsanıza kıyaslarına dönüşüyor. Kıyaslamalar dile getirilenleri apansız unutuşlara terk etmemiz için, önümüze başka denklemler çıkartan bir simyaya dönüştürülüyor.

Bahsettiklerimiz dosdoğru acının, yaranın, olanları ve ardılını anlamlandırma gayretiyken, en azından okuma çabası bunun önünü bile almak için bir çabaya dönüştürülüyor. Onda bucu, şunda öcü berikinde kimlerdensiniz sualleri bu kör sarmalı takip ediyor. Kimselerden değiliz insanız çünkü varlığımızın belki de bir ihtimal yegâne sebebi olan haksızlığa karşı olan herkesiz bahsi birden unutturulmaya çalışılıyor. Akla mıhlanmış olan düşüncelerin böyle yapılarak, böyle anmalarla, sirayet etmiş kalıplarla yerle yeksan edilmeye çalışılması eğreltiğin uzamını belirginleştiriyor. Muktedirin kıyasları, bu eğreltiliği nihayetinde olağanın ta kendisini oluştururken bir yanıyla hızar gibi, bir de böylesi sorgular çıka geliyor peyderpey birbiri peşi sıra. Sualin sorgunun geçersiz çıkartılması, üzerinde çok da düşünülmemesi gereken birer mesele olarak değerlendirilmesi çabasına ‘eşik’ atlatılıyor.

Birilerinin yasını, derdini, tasasını, öfkesini, içinde taşıya durduğu azabını yanıtsız sorularını duyumsadığınız zaman, diğerini asla duymamış olduğunuz varsayılıyor. Çitler sınır boyunca örülürken kırılmalar, ayrıştırmalar için ortam yoklanıyor. Devlet, payandası olan ahkâmı, yazı akardan geçen vecizleri sunanları ile beraber işte görüyorsunuz birliğimize ve dirliğimize karşı faaliyetleri ve enseledik hepsini birer birere dönüştürülüyor. Ustanın, sözcülerinin, müşavirlerin, bilumum bürokratın, bir dolu erkanın, bir de yetiştirilmiş gazeteci görünümlü şarlatanın o kontenjanda kendine yer edinmeye çalışanların, ahkam kesmeye lüzum görmeden niyetlerini “a..koymak” olarak açık edenlerin hepsini bir kerede gördüğünüzde, kayıt altına alınan sözlerini bir kere dikkatle okuduğunuzda bunlar ve daha fazlası da göz önünde kalıcılaşacak ve meramı ortaya koyacaktır.

Kurulan cümleler hep aynı nifakı ekmeye devam hep aynı tarladan sürüm adına güncellenmektedir. Tırpan canımıza batarken sırtımızda patlarken aklımızı almaya devam ederken o bahsedilenler insaniliği bir kenara terk etmektedir. Herkesin ve her şeyin mekanik bir yapıda kurgulandığı, öylesinin düşünüldüğü hemen tüm değerlendirmelerin bunun doğrultusunda bütünlendiği bir ülke gerçekliği kalıcılaştırılmaktadır. Duygunun tastamam tarumar edildiği vicdan bahsininse kof bir mizansen olarak sayıldığı düşüncenin daha en başından boğuntuya konulduğu bir yer bu gerçeği, atfettiklerimizi tamamlamaktadır. Sözün ısrarla yok edilmesi gayretinde bu birbirini takip eden, kollayan hamleler hemen tümü bir defada bugünün ülkesinin sınırlarını göstere gelmektedir hemen her anlamda. Meramı önü alınabilir bir mesele olarak değerlendiren, bahsedilenleri lüzumsuz birer teferruat olarak belleyenlerin hiçbir türlü anlama konusuna inat ile yaklaşmadıkları tavırların akıbeti okunabilir.

Böylesi bir ülkedir tahayyül edilen, gerçekliğine ulaşılmak istenen. Karanlık içerisinde kaldığı fark edilmeyen, gün yüzü görmeyen her şeyin tek bir perspektiften mekanik talimatlarla iletildiği, herkesin de buna eyvallah çektiği yapım ve ötesidir. Ali menfaatlerden girilip, milletin babalığından çıkılan ama elinde sopadan başkası olmayan bir devletlû profili, herkesin haddi ve hududunu sürekli denetleyen, kolaçan eden bir bakışımın yekpareliğidir ulaşılmak istenen son menzil. Bütünleşik resim kurgudan uzak bir tahayyül olarak zapt-ı raptın ülkesini anlamlandırmaktadır. Her gün yapılan tanıklık durmadan ikrar, fark edilenler ve fazlası ve çabası bu sığlık ile kotarılmak istenen sonucuna ne kadar yaklaşıldığını ifşa etmektedir. Bir yanda görsel bombardıman ile diğer yanda işitsel kanallardan cayır cayır bu tahayyül pratiğe dökülmektedir. Dertler bir mesel olmaktan çıkartılıp erkânın önüne zuhur etmiş mesnetsiz bir şeymiş algısına sıkıştırılmaktadır.

Tek bir söz anlaşılmaksızın, tek bir yaraya merhem olunmaksızın yüksek makamlardan herkese yönleri, gidecekleri yolları, duracakları sınırları, anlayacakları dilden ilan edilmektedir. Azar azar değil basbayağı bir hengâme dâhilinde bir örnek olması sağlanmış ötesini pek sorgulamayan yurttaşlık diye bir şey icat olunmaktadır. Kalıcılaştırılan, her hamleyle beraber, giderek hiçbir surette durdurulamayacak olan devranın mekanizmasını sonsuz bir azaba dönüştürmek için çabalarla şekillendirilmektedir. Herkes belirli bir biçimde mimlenerek, sindirilerek, bunun için eldeki tüm imkânların seferber edildiği bir uzamdır yenilenen ülke. Mesnetsiz olarak erkçe değerlendirilenlerin tamamı kırımın başka bir veçhesi olarak bu kubbenin altında gerçeğe dönüşmektedir. Gerçeğin ta kendisi gözümüzün önünde, onun içine baka baka eylenen, her an yinelenmekten kaçınılmayan hemen her şey in o işin fıtratında olduğunun duyurulduğu kapkaranlık bir rutinde yapılmaktadır.

Rutin benzeşlerin tekrarından, benzer işlerden değil her seferinde daha büyük yıkımlar için temellendirilmektedir. Soluk kesiliyor, iflah kurutuluyor, akıl heder ettiriliyor ama bu mekanizma o sahiden Azraillik müessesesi aralıksız çalışmaya devam ediyor. Roboski bir kırımken dokuz yüz on altı gündür sorular mütemadiyen yanıtsız konulmaya devam ediliyor. Kaçağa gidenlerin hadlerinin bildirildiği işlenmeye devam ediyor sessiz ve derinden. Devlet dersi sürerken hak hukuk tam anlamıyla gak guguk kılınıyor. Sorular yanıtsız, soruşturmalar muamma adalet ise hiç gelmeyecek bir vuslata, tahayyüle eviriliyor terk ediliyor. ! Godot’nun gelmeyeceği ise artık kesin ve teyitli bilgidir.        Hal böyleyken Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Roboski katliam dosyası için askeri yargının takipsizlik kararı vermesi ve aile avukatlarının askeri yargıya itiraz başvurusunun kabul edilmemesi üzerine davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşımak için 1000 avukat arıyor. Bin cesur adalet talep edecek avukat, her şeye yeni baştan başlayacak, davayı yerde bırakmayacak 1000 cesur insan aranıyor bir yerlerde.

Bir muammalar ikliminde hatırattan kala kala, anılacak yegâne şeymiş gibi Türk’ten boşalacak zehirli kan cümlesinin anılıp durulduğu, oysa tek okunuşta kazın ayağının, meramın düzünün hiç de öyle bir bahis olmadığı meydana çıkan Hrant Dink’in davasının güncesinde de görmek mümkündür. TBMM Başkanlığı, Dink cinayetine ilişkin Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen belgelerin devlet sırrı niteliğinde olup olmadığını yanıtlayamadı. Belgeler Milli İstihbarat Teşkilatı’na sorulacak kısmından en keskin haliyle görünmektedir. Cevaplar henüz verilememiş, bir insana edilenin, kimliğinden azade bu ülkenin faili meşhur cinayetlerinden birisinin akıbetinin nasıl da ters istikametlerde unutturulmaya inat ve ısrarla çalışıldığı meydana çıkmaktadır bir kez daha. Tetikçilerden gayrisinin olay örgüsünde tam ve eksiksiz devlet sırrı olduğu ifşa olunmaktadır. Ne ki tüm sırlar elbet er ya da geç ortaya çıkacaktır.

Hrant Dink’i katleden zihniyete benzeş tavır, kışla içerisinde Sevag Şahin Balıkçı’yı bulandır. Kışla içerisinde kastedilen nice can gibi önce kazadır bunun adı, sonra şakadır, en sonunda kırımın ta kendisidir. Hesabının sorulmasıysa yine mesnetsizliktir. Sorgulanması gereksiz, konuşulması önemsiz bulunandır! Sevag’tan bugüne katledilen canların akıbetleri muallâktır hala. Resmi verilere göre 1 Ocak 2002-31 Aralık 2012 arasında 605 askerî personel PKK ile girilen çatışmalarda hayatını kaybederken, 965’i intihar etti! İçinde bulunduğumuz yılı da dahil ettiğimizde bu sayı 1000’i geçmiş bulunuyor. Cevapsız konulan sorular, eksik konulan davalar hepsinin üzerinde bir muamma perdesi. Sonsuz bir döngüde katledilen gençlerin hesabının yine unutturulması çabası bakiyemize işlenmeye devam ediyor hala ve hala. Kışla içindeki cinayetler böyleyken bir de dışarısında sırf sorundan mülhem bir devlet politikasında can almaya, yok etmeye devam edendir bu yapının yapıp ettikleri.

Saada Derviş, Şua Hüseyin El Ubeyt’in katledilmelerinden sonra on yedi yaşındaki Hüseyin Batar vurulur. Sevindirici olan yegâne şey ise katledilmemesidir bu defasında. Bir canın daha yitirilmemiş olmasıdır. Hepsi düz mantık, sabık fikir bir ülkede kontrol mekanizmasının neye tekabül ettiğini en kısa yoldan göstere gelmektedir. Yaşamın kurallarının, temel şartlarının behemehâl devreye girenler ile beraber bir felaketten ibaret olduğu artık alenidir bugün bellidir. Unuttuğumuzu var saydığımız yer ve mekânda yahut da uzamda yeni kırımlar ve yoklamalar birbiri peşi sıra güncelliğimizi kolaçan etmektedir. Bugün yaşadığımız ülke nev-i şahsına münhasır bir denklikler, polemikler yahut ta seçim ve ötesinin konuşulması gerektiği bir yer değildir henüz. Demokrasinin en temel enstrümanlarından olan hakların birer ikişer yağmalandığı, hemen her fırsatta had bildirimleri için yeni gerekçelerin bir biçimde tutunacak dalların keşfedildiği en olmadı yaratıldığı, her şey olup bittikten sonra kısacık cümleler ile olayların örtbas edildiği bir yerde eksiğimiz çoktur.

Eksiğimizin oluşturduğu boşluk sıklıkla anılası bir meseledir. Daha henüz hiçbir şeyden söz edememiş, henüz hiçbir mazur gerekçe gösterimi yapılmaksızın eylenen bunca kırımdan, bir dolu olaydan, epey hallice devletin asli görevi olmayan her bir şeyden hesap soramadıkça, sorgulayamadıkça, söze karışmadıkça önümüz karanlık olacaktır. Tıpkı dünümüz diye anılanlardan, bugünlere kadar uzanan bir heyulanın karaşınlığı hayatlarımızı derdest ve yok edilebilir saymaya devam edecektir. Yineleyelim nereye kadar sürecektir bu yok etmeler, sıradan olmayan kıyametler? Nereye kadar evirilecektir içimize işleyen, içimize böyle işlendikçe daha da katran karasını andıran bu yok edici güncellik. Nereye kadar…

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler