Misak Tunçboyacı/Yaşamak! Bir gün mutlaka..


  • Gündem
  • 08 Kas 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

İsyanEzber edilmesine karşı hala sistemin çarklarına kaptırılacak, kurban edilecek, canına kıyılacak bunlar olmazsa bile hayat dar edilecek nefessiz konulacak yok oluşun izi üzerinde hamlelerin aralıksız gerçekleştirildiğinin bildirildiği bir yerdeyiz. Bir dönüşüm değil tam aksine yok edişi normalleştiren bir algının güncesindeyiz. Deyim yerindeyse insafına terk edilmişiz. Basbayağı bir karabasanın için bir o yana bir bu yana sallanıyoruz. Gel gelelim yuvarlanamıyoruz. Kaya, taş tam da başımıza düşüyor, giyotin başımızdan uzağa gitmiyor. Hedef olduğumuz bahsi açık aleni bir dille yineleniyor. Ses ve söz zapturapt altına alınırken bunların boşu boşuna olmadığı yineleniyor. Sesin, sözün karşılığı bildiğiniz bir yıkım, basmakalıp bir tahakküm veçhesinden daha derin bir yaranın peyda edilmesidir. Birleştirilen kırım hamleleri, birbiriyle buluşturulan her zulüm var etme çabasının önüne ya da arkasına eklenenler bu yeri, bu toprağı gerçekliğin aynasında yok oluş menzili kılmaktadır.

Yok etmek bu düzenin yegâne gerçekliğine dönüşür. Dert biriktirilir bir yanda. Söze odak bırakılmaz, hayata alan, avaza yol. Dertler yükseltilirken zulüm gelmesin diye, rast getirilmesin diye bahisler açılırken o tragedyalar sergilenir. İnsanlık bahsi ötelenirken dışlanırken fecaatle kırımlar aralıksız güncellenir tastamam. İnsanlık bahsi o menzilde hiç yokmuş gibi davranılır, arkası hep bildiğimiz zalimlikler. Arkasından çıka geleni daha büyük taarruzlardır. Devletin bekası hayattan daha mühim olandır çünkü. Yine dilindedir bir çocuk cumhurun başının. İtham ve yaftalar birbiri ardına tekrar edilmektedir cumhurun söz diye çıkarta geldiği nefret söyleminde. Bütünüyle çürüme derinleşmektedir. Berkin Elvan için tek bir adım atılmayan devletin en üst makamında yer bulan bir ismin hıncının tükenmezliğini göstere gelen birkaç cümledir sıkıştırılan.

“Teröristtir” halen on dört yaşında vurulup, on beşine kadar komada hayata tutunup, on altı kilo ile dünyadan göç eden bir çocuk. Bir çocuğu ismen anmak bir yana her defasında hedef tahtasına oturtmak için bahislerin tükenmediği bir çürüme karşılaştığımızdır. Hayır, Erdoğan değildir mesele zaten onu geçeli çok zaman oluyor. Aklının zikrinin ötekisi olarak bildiğine seslendiği her konuşmada bir başka nefret teşebbüsünün altına imzasını atan bir insan değildir meselemiz. Onun beyanatlarının sokaktaki karşılığını aralıksız olarak bulmasıdır dert edindiğimiz. Milli olan irade diye ortaya çıkartılan bileşenin, bu nefreti hiç sorgulamadan kabullenişi, alkış tutuşudur derdimiz. Alkışlar, sevinç naraları atılırken, yuh ve hakaretler yinelenirken bir ailenin yalnızlaştırılması gayretidir problemimiz. Bir çocuğu bu topraklarda yaşatmayacak kadar kinle dolu olunmasıdır meselemiz. Dipsiz bir karanlık içinde kala kaldığımızı yüzümüze vuran bir savunuşun cisimleşmesidir meselemiz.

Dert bir yerde bir biçimde bir çocuğun adını anmadan yinelenmeyen reel politik ahkâmlarının hiddeti teşvikidir.  Bir dibi, bir bucağı yoktur bu kinin nefret ediminin. Biteviye Berkin’in sözü edilmeden ‘terör’ figürü yaratmanın, karşısına bir başka çocuğun adını anarak ona da dindar demenin karşılığını her neye dönüştüğünü yakın zamanlardan biliyoruz işte. Çok uzaklara gitmeye, eski günlerden aramaya hiç lüzum olmadan burnumuzun dibinde yakın zamanlarda şehirlerde kolluk kuvveti eliyle yaptırılan kırımlardan biliyoruz bunları. Bu bahsin karşılaştırmanın arkası daha derin ve büyük tahribat olduğuna artık aklımız eriyor. Şekille şemail yıkımın olağanlaştırıldığı böylesi bir düzlemi göstere gelmektedir. Menzil durmaksızın, aralıksız kesintisiz bir ‘nefret edimiyle’ donatılmaktadır. Gün kapkaranlık eylenirken siyasadan önce çok daha elzem olan hayata kasıt yeniden biçimlendirilmektedir.

Hayat nedir bunun sorgusu ötelenmektedir. Hayatın yanıtı boş kümeye denk getirilmektedir. Varsa öyle bir merhale bunun yanıtının bile muktedirin nutuklar ile çıkarta geldiği konuşmalarındaki dilinin altından çıkan baklalar ile hiç edilmektedir işte bu zamanda. Her beyanın, her demecin arkasından çıka gelen linçler ise; sözlü taarruzlardan artık eyleme geçilen her aşamada bambaşka bir yöne doğru koştura koştura yollandığımızı görünür kılmaktadır. Menzil dediğimiz gidişatın keskinliğidir. Yok etmeler temellendirilirken, bunun tek gerçeklik olduğunun duyurulmasıdır aslında meselemiz. Henüz Demokrasi dersinde hiçbir sınavı vermeyen bir ülkede normal olarak değerlendirilmesidir mesele. Kesintisiz olan derdin nasıl çeşitlendirildiğidir. Hemen her kesime nasıl ve ne şekilde yaralar verileceğinin çabasıdır meselemiz.

Bir döngü tanımlandırılmaktadır zulümle nefes aldırılan ülke artık teoriden pratiğe dönüştürülmektedir. Bir döngü yinelenmektedir hayat ile ölümün arasında yeni zikzaklar ağır, yavaş değil hızlı çekim geçmektedir. Dünün dünde bırakılmayanın yarın daha ağırının fenanın ve beterinin icrasıdır mesele. Teoriden pratiğe dönüştürülen ve enikonu kalıcılaştırılan kırımın varlığıdır. Katliamların düzeninde hedefe konulanların nasıl belirlendiği şimdilerde‘meydana’ çıkmaktadır. Erk kendi diline yerleşik tahakkümünü inat ve ısrarla savunurken bunları had bildirimi için aracı bellemektedir ol bahiste. Birbirini takip eden süreklilik, yıkımın her ne olduğunu göstere gelmektedir. Abdullah Cömert’in davasındaki sarsaklıktır o bahis işte. Buna dair bir okumadır. Meydan okunan şey, cana kastın sorgusuz kılınacağıdır. Meydana dökülen kırımın arkasının sorgulanamayacağıdır. Hiçbir yere hiç kimseye adil olmayan hukuku yine yeni yeniden kötürümleştirenler var güçleriyle yaraları kanatmaktadır görülen ve duyulan ve anlaşılan budur.

Kolluk kuvvetinin emir doğrultusunda hedefe koyduğu yukarıda saydığımız ismin direktifleri ile cana kıyılan Şerzan Kurt davasındaki kepazeliktir teoriden pratiğe geçişin her ne olduğunu görünür kılan.  Şerzan Kurt’un katili olan polis memuru Gültekin Şahin’e verilmiş olan sekiz yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından bozulur. Haksız tahrik indirimi söz konusu edilecektir bozma kararında. Yerilen ve canına kıyılan bir insanın bir kolluk kuvvetini nasıl ağır bir biçimde tahrik ettiğinin masalına sığınılacaktır. Devletlû dediğine ses çıkarılmaz biat edilir gerekirse katledilmeye direnmeden teslim olunurdu kitabın gösterdiği, Yargıtay’ın reva gördüğü. Hele ki bir de kimliğin ötekisiyse itiraz hakkın bile bulunmazdı. Bunun delili bu davaydı bir kez daha. Sekiz sene bir anda silinmişti. Bir kez daha bir katil salı verilmişti işte. Gerisi mesele, gerisi halen adaletsizliğin ne demek olduğunun meselesidir.

Uğur Kurt’un soruşturmasının kör topal ve yarım yamalak, Medeni Yıldırım’ın ise Kürd illerindeki pek çok kırımda olduğu gibi değil soruşturmasının davasının ve daha katlinin ardından koca bir boşluk bırakılmasıdır pratiğe evirilen bu ülkede. Mahpus Çağdaş Aktepe’nin katledilmesidir mesele p pratiğin ne meymenetsiz bir şey olduğunu gösteren. Ailenin beyanına göre sapa sağlam olanın çürütülmesi ve hayatının çalınmasıdır teorinin ulaştığı pratik. Yirmi altı yaşında bir genç yasal olan 1 Mayısa katılmak, parasız eğitim istemek ve aşure dağıtmaktan 2012’de toplam elli dört yıl ceza alır. 3 Kasım gecesi hayattan kopartılır bir gün sonra ailesine hastaneye giderken öldü bilgisi verilir. Budur bu kadardır yaşama verilen değerin tam karşılığı, Çağdaş ne kanserdir ne de yazıldığı gibi otuz dört yaşındadır.

Her şeyin her şekilde devletin tahayyülüne göre şeklinin şemalının belirlendiği bir menzilde bir kırımdır birkaç saat sonra gündemde bile anılmayan. Bir can daha katledilmiş, bir istatistik formunda bir hane daha dolmuştur. Bir can daha bir kez daha kırılmıştır devlet nezdinde. Her yerde ve her şekilde ölümü reva gören, kendine muhalif bildiği kesimlerin tamamını yok edip, sindirme amacı güden tavırdır karşı karşıya kaldığımız. Geçip gitmiştir sözünün edilebildiği yerde pratiklerin artık gün be gün ölüm ve kırım olduğu hikâye değil yalın gerçektir. Sürekli iftiralara uğradığından bahsedilen bir yönetişim çatısının en üstten en altına bu kırımların birebir müsebbibi olmasıdır yok yere değil, hakikatin kendisi. Her yere hakaret ederek ilerleyen diyalogu değil monologu mühim sayanların kepazelikleridir ardı ardına temellendirilen.

Basmakalıp ve yekpare bir düzendir amaç edinilen ve en sonunda da ulaşılmak istenen. Yekpare, tek dil tek millet salt tekten mürekkep bir muhtevadır üzerinde milim milim ilerlenilen. Yokuş aşağı giderken her şeyin ‘normalleştirilme’ tanımında akışıdır. Kesin ve keskinleştirilmiş olan akıldan ziyade fecaati ortaya çıkartan düşünselliktir. Devletin, egemenin, muktedirin eylemi hayal gücüne, hayat sözüne karşıdır. Karşılıksız değil sonsuz bir döngüdür bahsettiğimiz. Kesintisizleştirilen ise müdahalenin sıklığıdır bir kerede tek cümlede birlikte. Kesintisizleştirilen orada, burada her yerde ve her şekilde müdahalenin, yermenin ve yıkımın kendisidir ezcümlesin. Bir meydan okumanın ta kendisidir devletten halka ulaştırılanı bir kere de göz önünde denkleştirdiğimizde. Devlete seçilmiş, atanmış, belirlenmiş olan kastin altındakilere, aşağıda bildiklerine karşı hiddettir kesintisizleştirilen, sonsuz kılınan. Üsttekiler ve aşağıdakilerin yeniden biçimlendirilmesindir.

Devlet aklının nobranlığı o tarumar edilecek, bertaraf, zayi veyahut da yok edilecek insanları böyle bir sınırlandırma dâhilinde bulmaktadır. Verili olanın talanı, çıplak yegâne ve dosdoğru gerçekliğin ta kendisini hedeflemektedir. Reel politik düzlem kırımla yol alandır. Reel politik düzlem bu acıları süreklileştiren bir düzlemdir tüm sıradan olanın hayatına karşı taarruz silsilesinin ev sahibidir. Birbiri peşi sıra yapılanlar, bir tarafgirlik bahsinden öte derde vakıf olmamak adınadır yinelenenler. Pejmürdelik bahsini örtbas edebilmek içindir her anılanda ve her yaşatılanda ve her vurgulamada bunları topyekûn silebilmek adınadır yinelenenler. Hiçbir şey durduğu yerde ötelenmez, kaybolmaz. Hele ki bu kara parçasındaki gibi her günü en az bir kırım bir yok ediş ve bir yitirişe sahipken görmemek tüm bunların yok olduğu anlamına gelmez. Ezber olunup dile getirilenlerin, devletlû ahlakının anlayışının etiğinin ve söz deyişinin akıbetinin o takvimde, yepyeni bir kırım olacağı bildirilip bilinirken bu yaralar silinmez.

Kaybolmaz artık açılmış olan yaralar-ımız. Beylik, heybetli bir anlam diye değil bu davalar, kırımlar unutturulmaz. Bunun içindir ki reel politiğin her hamlesi var olanı kötürümleştirip yeniden ama bu defasında unutturarak daha büyük derin yaralara yol verme isteği ile çıka gelmektedir. “Özgür Sanat Girişimi sanatçıları sınır hattında insan zinciri yapmak istediği sırada asker gerçek mermi ve gaz bombalarıyla saldırdı. Askerler aynı anda sınırın diğer tarafında bulunan Kobanê’li yurttaşlar ve gençlerin de üzerine ateş açtı. Askerin açtığı ateş sonucu sınırın Kobanê tarafında bulunan Toplumsal Özgürlük Platformu üyesi olan Kader Ortakaya başından vurularak yaşamını yitirdi.” İki yaralı ve bir hayatın daha zapturaptı karşılaştığımız. Dicle Haber Ajansı’nın geçtiği iki satırda anlatılır işte yazmak adına, en derin çabalara düştüğümüzü görünür kılan mesele.

Reel politik için düşman yaratmanın ne bir sonu ne de bir öncesi vardır. Her defasında yok edilecek olarak bildirilecek, yok sayılmaya devam edilecek ve düzenin bekası için kırılacak canlardan birisi daha çalınmıştır. Hayatın bir değeri var mıdır? Hayatın bir anlamı kalmış mıdır bunca badireden sonra. Bu kadar doludizgin olan saldırma iklimini destekleyen olduktan sonra. Reel politik vur derken, emri alanlar bunu şak! diye yerine getirirken, bir menzilin, bir sınırın dibinde kaçıncı kırımdır. Bir sınırın dibinde en gencinden en yaşlısına kaçıncı zulümdür bu. Bir sınırın dibinde kaçıncı kez tekrar edilendir o hiç bitmeyen kırım. Kader Ortakaya da tıpkı Suphi Nejat Ağırnaslı, tıpkı Serkan Tosun, tıpkı Arin Mirxan tıpkı Rizgar Dinler gibi hayatı geri isterken o tarafın katillerine benzeyenler adı, sanı farklı olan bir kırım mekanizmasının elinden yok edilmiştir.

Haber bültenlerinde geçtiği haliyle müdahale, çatışma karşısında bu devletin yüzleri, simaları, emir aldıkların karşısında el pençe divan duranların vatan millet sakarya’larına kurban edilmişlerdir. Yaşam bunca rahat bir biçimde ayaklar altına alınıp çiğnenebilen bir meseledir vesselam. Hiçbir sorunun vaktinde sorulamadığı bir boşluktur meydana çıkan. Kırım ve had bildirmek bu ülkenin reel politiğinin, onu sarmalayan ve dönüştüren aklın, sahip çıkanların yegâne tutundukları daldır. Bir yerlerde, bir zamana ait gibi görünen tahakkümün nasıl yeniden şekillendirildiği meydana çıkmaktadır işte bir kez daha. Bir katliamın ortasında bir katliamdan bir başkasına geçerken buluyoruz hep kendimizi, benliğimizi. Hayatlarımız erkânı devletlûnun izanına terk edilmiş. Kahır ve kederi bir arada yaşamak mecburiyetindeyiz artık. Geldiğimiz ve vardığımız yer acıların ancak açtığı ve kalıcılaştığı mevzilere yakın olanların anladığı bir mesele.

Ezber edilmiş olanlara karşı söz, meydan okumalara karşı hayat direnmektir yeniden, yeniden yola çıkabilmektir hemen hemen her durumda bu sathı mahalde. Direnmek tarifin bin bir türlü olduğu bir haldir. Tariflerin asla tek başına yeterli gelmediği bir hayata tutunma çabasıdır.  Diren, ındırel, resistance, serhıldan hepsi ve herhangi birisi bu değindiklerimizin paralelinde, birbirilerini tamamlayan, birbirileri ile haberleşen anlaşan bir mefhum. Biri bir başka diğeri bir başka dilde ama hepsinin çıkış hep aynı noktaya varan, ona odaklanan bir meselenin kendisidir. Yaşamak bir iradeye rehin teslim ya da ölü olmadan, dümdüz yaşamaktır. Biteviye aynı noktalara düşerken sanki hep aynı bahsi yineliyor gibi gelirken esas derdimiz budur. Yaşamak! Bir gün mutlaka..

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler