Modern Zamanların Yıkıcı Tahakkümünde Hayat Nedir/ Misak Tunçboyacı


  • Gündem
  • 15 Oca 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

securedownloadSiyasal alana doğrudan saldırı

 

Terör örgütlerinin yanlış yorumlanan mantığını ele almaktansa, terörle karşı karşıya kalmış bir toplumun, bir iktidarın tavırlarını ele almak, bu olguyu daha iyi aydınlatır.

 

Terör, yalnızca kendini ifade edecek siyasal alan bulamayanların, alan bulamamaktan doğan bir sapması değil, varolan siyasal alanın kendisine yöneltilen bir protestodur.

 

Amaç her zaman gizli, fark edilmez olmaktır. Modern dünyanın “açıklık”, “saydamlık” etiğinin ta kendisine doğrudan bir saldırıdır. Zira bu etik Gorbaçov’un Glasnost politikasından bu yana salt kendi içinde bir değermiş gibi benimsenmekteydi.

 

Yüzeyde kal!

 

Modern siyaset alanı, her şeyin yüzeyde yer almasını istiyor. Herhangi bir derinlik, gizlilik, herkesin anlayabileceği bir şekilde basitleştirilmeyen, vülgarize edilmeyen her şey katlanılmaz görülüyor. İşte bu gün siyaset, bu derin düşünce, ahlak ve anlayışlardan sakınma pratiğine dönüştü.

 

Terörü bir sahte siyaset biçimi olarak dışlamak, modern rejimlerin ikiyüzlülüğüdür. Bu ikiyüzlülüğe modern rejimler tarafından güdülen halkların, terör karşısındaki şaşkınlığı ve sessizliği de karıştı. Bugün kendisinden iktisadi ve siyasi alanda hiçbir şey beklenmeyen devlet, yalnızca terörü ortadan kaldırma rolüyle meşrulaştırmaya çalışıyor kendini.

 

Üç kutup

 

Masumiyeti temsil eden halk, iyiliği temsil eden devlet ve kötülüğün kendisi olan terör örgütü… Bu üçleme, modern siyasal alanın üç kutbunu oluşturuyor. Ama devlet, iyiliği yalnızca “temsil eder”, iyilik kendine ait değildir.

 

Halk ise kendinden masum değildir. İktidar tarafından kendisine hizmet edilecek bir amaç olarak ilan edilmiş varlıktır. İnsanların üzerine bu masumiyet, ancak suça ve teröre karışarak atabilecekleri bir yüklem olarak yapışmıştır.

 

İşte terör bu “masum” etiketini vuran faaliyet biçimidir. Terörist eylem her zaman doğrudandır; “anlamsız” olduğu düşünülebilir ama herhangi bir etkiye yol açmadığı söylenemez. Bir itirazı, bir adaletsizliği işaretler ama açıklama ve ortadan kaldırma gayreti değildir.

 

Kadim devlet

 

Doğrudan olumsuz eylem, maruz kalanın gözünde yalnızca olumsuzluğu görülen, lanetlenmiş bir eylem türüdür. Doğrudan mı yoksa dolaylı mı olduğuna ilgi gösterilmez. Çünkü modern dünyanın olumlu olumsuz her türlü eylemi, “doğrudan” olmalıdır.

 

Modern dünya, böylece dolaylı olanı dışlar. Tanrı insan sürülerinin sadece yaratıcısı değil, çobanı olmalı, onları her an ve her yerde gütmeli, kendini onlara adamalıdır. Hükümet, yalnızca halkı gütmekle kalmamalı, ona hizmet etmeli, güvenlik ve rahatlığını sağlamalıdır.

 

Asırlardır var olan kadim devlet, kendini meşrulaştırmak için “hizmet” ödününü verir. Terörizmin, doğrudan olumsuz eyleminin karşısında, devletin doğrudan olumlu eylemi meşru görülür.

 

Weberyenlerin, devletin tek meşru şiddet mirasçısı olduğunu söyleyip durmaları bundan. Şiddetin doğrudan mı yoksa dolaylı mı olduğu üstüne kafa yormamışlardır tabii.”

( Ulus Baker – “Devlet İyiliği Temsil Eder, İyilik Yapmaz” başlıklı makalesinden)

 

Her şeyin sıradan olağan bildirildiği bir yerde gün aşırı aklın sınırlarında pek ihtimal verilmeyecek şeylerin gerçekleştirildiği, gündem haline dönüştürüldüğü bir yapımın içerisindeyiz. Aklımıza gelmeyenlerin başımıza getirilmesinin, hemen her ne olup bitiyorsa bütün bunların artık gözümüzün önünde alenen yapıldığı bir tragedyanın tanıklığındayız. Aklın devlet nazarında, gözetiminde nasıl dönüştürülmeye çalışıldığı, nasıl tekinsiz ve umarsız bir biçimde yeni ülke tasvirinin bütün bu kaos ile şekillendirildiğini / dönüştürüldüğünü görebilmek mümkündür. Kanıksatılmaya çalışılan erkler arasındaki kavganın / didişmenin vesair anlamlarla bütün tenkitlerin / uyarıların nihayetinde faturasının kime kesileceği ortaya çıkmaktadır. Halkın tahayyülünün değil, halka rağmen bildiğini okumaktan hemen hiç sakınmayanların; her şeyi yaparken, ederken, biçimlerini yeniden dönüştürürken bu demokrasi mefhumunun esas sahiplerine karşı etmediklerini yarına koymamalarıdır görünen. Görünen köy kılavuz istemezse de karşılaştıklarımız birbirinin devamlılığını oluşturan epey bir süre sessiz sedasız kalmış olan erk olma aday adaylarının yahutta tek yetkili olmayan hükümranlık heveslilerinin eylediklerini yekten cismanileştirmektedir. Kalıcı bir hegemonya, suskunluğun arttırıldığı, daha fazla ses edenin geriye bırakılmadığı, her defasında hedefe konulacak yeni isimlerin bulunabileceği bir deney sahasının kendisidir. Bir ülkenin kolayca zapturapt altına alınabilmesinin hemen her gününün başkaca bir tahakküm ile donatılmasının ve hemen ertesi gün bütün bunların unutturularak yeniden yola koyulabilir olunmasının üzerimize biçtiği karamsarlıktır değinmeye çalıştığımız. Devlet dediğimiz mekanizmanın ipleri yahut da kontrolünü elinde tutanların açıklarını değil bilakis yaptıkları fenalıkları nasıl hevesle üzerini örtme gayretine düştükleri görünebilmektedir o aralıkta. Ortada henüz Gezi direnişi’nin kıvılcımı, esamesi bile olmadığı günlerden bu yana süregelen bir çabalanımdır. Her defasında yapıp etme kisvesi altında yıkıp yok etmenin yollarının arşınlandığı bir uzam karşımızda yapılandırılmaktadır. Karışan ve görüşenin olmadığı bir yerde her şeyin tastamam yöneten konumuna ulaşmış olanın(!) iki dudağından dökülecek olana göre şekillendirildiği bir kurgudur bu bahsini etmeye çalıştığımız. Her şey olur kısmı sağlamlığından kendince hiç şüphe etmeyen bir iradenin(!) bütün o tantana ile duyurulan sıfatının altında nasıl alttan alta kendi bildiğini eyleyebilmek için hinliğini kullandığını ortaya çıkartan karşılaşmaları muhteviyatında barındırmaktadır. İşte bu ülke böylesi bir sınırlara eskisinden de çok sahip çıkıp, olur olmadık kırmızı çizgiler icat eden yeni kurallar koyan, hırsızını bile kollayan, adaleti alt üst edip kendisine bağlı kılmaya gayret edinen bir yapı süre kısıtlaması olmaksızın durmadan yinelenmektedir. Ne de olsa durmak yok yola devam ve hedef ikibin yirmi üçtür sağlamlığına kendisinin bile körü körüne bağlandığı irade ve takipçilerinde. Sirayet edenleri her defasında parçalarına ayrıştırdığımızda, her meseleyi enikonu mercek altına aldığımızda devletin sahibi olarak konumlandıranların bugünümüzü nasıl şekillendirmekten bir adım öteye yarını da tastamam kilitleme konusuna çabalandığı anlaşılacaktır. Yerle bir edilen eskiye dair olan vesayetçiliğin haki yeşilinin bugün laci takım elbiseler içerisinde sözüm ona modernleşmiş ama zihniyeti de, uygulamaları da eskisinden hiçbir farkı ya da değişikliği barındırmayan bir tahayyül karşımıza çıkmaktadır. Aleniyette hırsızlar kollanmaya devam ederken devletin paralelinden düpedüzüne kadar birbirinden farklı yüzeylerinin kavgaya tutuştuğu zikredilip durulurken asıl kopan fırtına hala halka dair olan mesellerdedir. Erk kavgasının miadı da buraların büyük abisinin / doğal hamisinin sözlerine göre şekillendirilecekken kendiliğinden halkın sözcükleriyle zamansız Gezi Direnişi sırasında savunageldiği şeffaflık / açık seçik bir biçimde halka sorarak / sorgulayarak / işiterek ve anlayarak ilerlemenin pek de söz konusu edilmeyeceği hatırlatılmaktadır. Biçimlendirme halkın beklentisi / ses ettiği yanlışları bizatihi sahip çıkarak şekillendirilen bir zamanı göstermektedir. Bunca pespayelik bir kadrajda daimileştirilirken, bir yerde kalıcılaştırılırken “Dünün tabularını aşıyoruz artık.” lafı “Bugün yeniden o tabuları da yenilerini de eyleyeceğiz ve hiçbiriniz gık diyemeyeceksiniz”e çıkartılmaktadır.

 

Nihayetinde doksan yıllık cumhuriyet tarihinin handiyse tamamında savunulan ötekileştirmelerin, azınlığın haklarının savunulmasının (dinsel-etnik bir ayrım değil memleketin erki olamayan herkes) önüne set çekilmesinin, duyulmamasının devamlılığıdır karşılaştığımız. Bugünümüz dünden fena eylenirken sadece ortaya çıkanları üst üste dizdiğimizde lobilerden, fobilere, kutsiyet atfedilmiş iradelerin aslında neleri sakladığını ortaya çıkartan bir korunaklılık sahanlığının icad olunduğu meydana çıkmaktadır. Senin benim sokağımda ettiğim, eylediğim, yaşadığım, yahut da avare avare dolaştığım yerlerin birer ikişer rant için daha fazla maddiyat için peşkeş çekilmesinden okunabilir bunlar. Her yerin dönüştürülebilir olduğu yanılsamasında iyisini değil mutenalaştırma adı altında kentlerin kimliksiz beton bir ormana dönüşümünün yolları aranmaktadır. Bir yerde gerçekleştirilen bir başka yerde de eylenebilmesi için zamanlamalar kollanmakta o içeri alınıp da bir gün sonra salıverilen bacanaklar gibi ensesi kalın haramzadelerin rahatlarının devamlılığı için şartlar olgunlaştırılmaktadır. Bir darbe söyleme tutturulup gidilirken esas darbenin bunca hırsızın elbirliğiyle eylediği yaptığı şeylere sessizlik olduğu unutturulmaya çalışılmaktadır. Yediğimiz fırçaların, “Herkes haddini bilecek!’ şarlamalarının esas menzili buradadır. Herkesin hırsızı ayrıdır. Kimisi daha bir el üstünde tutulasıdır tabi ki yedirilmeyecek olandır, böyledir. Ol bahiste bunca hadsiz hayasızın eyledikleri meydana paldır küldür dökülürken gerek iktidar partisinin gerek cemaatin türlü pislikleri, el altında göz yumdukları göstere göstere ilan edilmekteyken, darbe kimedir farkında mısınız? “Küfürbazlık” diye bir meslek erbaplığı varsa onu da layığıyla en iyi şekilde ben icra ederimci vekilin meclis denilen yeri ahır zannetmesinin uçan tekmelerle bir yerde bağlılığını kanıtladığı salvolarının paralelinde yargının da hacamat edilmesinin söz konusu edildiğinin idrakına ulaşır mısınız? Her bahiste demokratikleşmenin on iki eylül artıkları ile rezilliğin mimarları olarak tescillenmiş olan katillerin adalet önünde hesap verecekleri anayasa referandumu döneminde bolca köpürtülüp dile dökülmüşken bugün en az onlar kadar fenalarının açıklarının örtülmesi gayretkeşliği, yasamayı yargıyı ve yürütmeyi bir arada tek elde, tek bedende, tek partide toplama heveskârlığının ardı karanlık değilse nedir, nasıl okunmalıdır? Adalet konusunda yedirilmeyecek olanların hep hırsızlar olduğu bahsinde ilerlenirken, devletlu gözünde hırsız oldukları zikredilen ne de olsa yiyecek bir lokma için kaçağa gitmek ülkede alenen gran’tuvalet çalmaktan daha ayıplanası bir şeydir! Roboski katliamanının nasıl Askeri yargı elinde aklandığının, takipsizlik kararı verildiğinden okuyabilmek mümkündür. Otuz dört insan öldürülürken / ölüme sevk edilirken pijamalarıyla evinde oturan kimyasal kod adlı genkurun kılını bile kıpırdatmadan katliam emrini tam ve eksiksiz yerine getirmesinin hesabı nasıl sorulacaktır. Dahası bu kararla birlikte Roboski, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde bırakılmayacaktır diye avaz avaz zikredenin gözetiminde hesapsız konulması en büyük, en çok yürek burkan hırsızlık değil midir? Vicdanın pespeye bir plastik duyarlılığa entegre edildiği, orada geriye bırakılan insanların başlarında zorbalığın hemen hiç eksik edilmediği ‘gerçek tastamam gerçekliğini muhafaza ederken alenen bunca kepazeliğin ardı her ne olacaktır, sorabilir miyiz? Yekten tutturulan düzenin bekaası adına iç edilecek, sümen altı eylenecek daha kaç dosya olacak dahası kaç yaranın akıbeti böyle belirsiz konacaktır. Süreçlerden süreç beğendirilirken her güne bir lobi faaliyeti bir kesimin lobiciliği ilam olunurken oradan buradan her yerden, bir şekilde kanamaya devam eden, işte Roboski gibi kıyamların akıbeti her ne olacaktır. Bir şekilde maddiyatın ötesinde gerçek birlikteliğin köküne kibrit suyu asıl bu mesellerde, asıl böylesi zaruri hesap vermelerin gerektiği yerlerde suskunlaşmalar değil midir? Hepsi birden hepsi bir arada ülkenin rotasını / şeklini şemalını demokrasi sınırlarından çok öteye onu ütopik bir merhaleye taşırlarken biz sıradan olan halklar / müesses nizama karşı ne yapacağız ne yapmalıyız? Düşünmek için çok vaktimizin kalmadığı artık meydandayken bir zahmet eder miyiz? Kelamımızı yergiler için kullanmak, tıpkı eleştirilen muktedirin ağzından örnekleri kendimize benzetmeden kelamı paylaşıp, derdi görünür kılabilecek miyiz? Hasılı kelam sadece bir örnek değil, sadece bir yeri vuran değil, sadece ucu dokunduğu zaman ah edilen değil, peşinde koşulan hiç değil adaletsizliğin her anına isyanın gereğini yerine getirip hesap sorabilecek miyiz? Mütemadiyen erkin jargonuna göre şekillendirilen / şekilden çok şemalsizleşen bir ülke tahayyülüne karşı unutmama direncini hatırlayabilecek miyiz?

 

Bugün, şimdi. Görünen, bilinen, zihne ulaşıp kaydedilen, aklın harici / dahili kıvrımlarına nakşolunan, bellendikçe bir sonrasının her nasıl olacağı beklentisini sorgular kılan buna yönlendiren daimi bir biçimde taaruz edilmesine rağmen bir çıkış vardır elbet umudunu çoğaltan bir zamane ruhunda tüm had bildirimlerine rağmen ayakta duruyoruz. Zaman ruhu plastik bir metaya evrilirken bununla sınırlandırılırken hep taciz edilmeye devam tahrif edilmeye aralıksız çabalanılırken hayatın oldurulmazlığını yasak hemşerimciliğini aşmaya bir yol / neden / gedik arıyoruz. Ayakta durmaya özen gösterirken düştüğümüz kaldırımları, içine çekildiğimiz o kör ve karanlık kuyuları, biteviye müesses nizam tefrikalarını, uyarılarını / tehditlerini görerek durarak, yaşayarak ayakta durmaya çalışıyoruz. Senim, benin, onun berikinin değil hepimize değen, değdiği yerde izini bırakan, yara açan aklın eylediklerine karşı sözün gerekliliğini hatırlıyoruz. Dönüp dolaşıp batıp çıkıp eskinin hallicesi bile olmayan bir şefaatsizliğe had bildirimciliğe zaman kaybetmeksizin uygulanan yaftalamalar vs. karşı sözün gerekliliğini hatırlıyoruz. Bildiren, anlatan ve yönlendirirken elini korkak alıştırmayanların şeklini şemalını dönüştürmeye çalıştıkları yapının biyopolitik bir taaruz silsilesinden gayrısı olmadığına artık uyanıyoruz. Ayakta kalmanın her türlü zorluğuna rağmen, dün yan yana duranların bugün birbirlerine demediklerini bırakmadıklarını işittiğimizden bu yana hayat için daha çok çabanın gerekliliğine tanık oluyoruz. Sözün laletayin gün kurtaran bir mesel, konuşulması elzem olmayana yol edilen bir mesel haline indirgenmesine isyan ediyoruz. Çokluğun derdest edildiği, hakkaniyetsizliğin at başı gittiği bu yerde 2014’ün her anında bütün bu taaruz sarmalında yaşanacağını artık idrak ediyoruz, teyitli bilgi. Erk-muktedir ya da iktidar olarak tanımlananların çoğaltageldiği belki de yegane tutunduğu edim olan korunaklılık zırhı bildiniz o mağduriyet ile karşılaştırılmaya, kıyasıya had bildirimine maruz kalmaya devam edeceğiz. Durmak yok yola devam bir slogan olmaktan öteye biyopolitik-biyoiktidar bir meselin başlangıç vuruşu olmaya devam ediyor. Yerle yeksan olunan zamanlarda dile pelesenk edilmiş olan sloganımsız her birimizin infazını bünyesinde taşıyor. Karar anlarının artık geçildiği varsa yoksa biat kültürünün yeni sınırlarını belirginleştirmeye çabalanılan tasarrufların paylaşıldığı bundan ötesinin ise düşünmek bir yana dışlanmak için bir sebep bellendiği bir yerde ayakta duruyoruz. Ahkâmların rezaletin daniskalarını, hırsızlığın dikalasını, muktedir olma ve kalmanın şartlanmışlığının gereği hıncını muhteviyatında barındıran, katık eden bir denetim-gözetim devleti içerisinde soluğumuz gözetlenirken yaşamaya çalışıyoruz. Paralel devletler, devlet sırları, işinize bakın sizler, barış görünümlü gemi yakma telaşesini barındıran mektuplar ve bir dolusunda / bütününde karşılaştığımız yegane şey yaşatmayacağız diskürüdür. Ayakta durma çabasına karşı hakir görmenin, had bildirip yola çekmek için vesile yaratılmasının, siyaset dilinin pejmürdeliğinde bütün hayatın kurban edilebilir bir mesele haline dönüştürülmesinin yeni eşikleri arşınlatılmaktadır. Her yıkım gayreti yeni bir soluk kesme bu devlet gözetimindeki deneklikte yeni bir evredir. Tüm mutlakiyet, meşruiyetin ayaklar altına alınabileceğini kanıtlayan birer utanç vesikası haline dönüşmektedir. İşinize bakın seslenişlerinin yegane gayesi budur. Biat etmekse ölene kadar, ölümüne biat edeceğiz lafazanlığının sıkça tekrar edilebilmesi bu utancı / ayakta durma çabasına vurulan keti gösteregelmektedir. Yerle yeksan edilen bilinç üzerine kurulan-kurulacak her tahakküm öznesi için aralıksız gayretkeşlik handiyse boşluk bırakılmayan bir dayatma dizini ve düzeni tertip edilmektedir. Normal alaşağı edilirken yeni norm olarak en akla hayale gelmeyecek, en izana asla sığmayacak, en bilinmez olarak zikredilenler birer ikişer ama az ama çok başımızda tıpkı bir giyotin gibi sallandırılmaktadır. Normatif bir ütopyaya dönüştürülürken her anormallik yeni doğrunun kendisi olarak tanımlandırılmaktadır. Bütün resin / bütün suret Picasso’nun resminde nakşettiği kadar karmaşık / sorgu açıkta kalırken sus! komutu yinelenmektedir. Tezatlıkların yinelenme sıklığı birine yasak belletilenlerin bir diğerine ehven sayılması, ikircikli hallerin kaskatılığı bir modern tahayyül ya da süret çıkartma çabası değildir. Tam tersine zıtlıkların kararlı karanlığının vesikasıdır. Tek tek beher karede görünür kılınmasıdır.

 

Ali İsmail Korkmaz’ın devlet nezdinde lincinin her nasıl eylendiğini, hesap sormak bir yana her şeyi altüst eden bir düzenekte tanık ifadelerinin öncelenmesinin bu parçalanmış gibi görünen kara yazgının dehşetengiz bir suretidir. Hesap vermek bir yana hesap sorulanlar canı yananlardır. Davanın seyrindeki her tertibat ucu devletluya değmesin diye birleştirilmiş birer kaskatı duvardır. Adaletin tarumar edilmesi bütün bu açık ve seçik disfonksiyonelin sıradanlaştırılması her nerede yaşadığımızı tıpkı Gezi Direnişi süresinde katledilenlerin davalarındaki aymazlıklarla beraber ikrar olunmaktadır. Protesto anayasal bir hak olarak yazılmış ve teminat altına alınmıştır ama her avazınız, her seslenişiniz yahut da sessizliğiniz sadece o eylem alanında görünmeniz bu devlet nezdinde öldürülmeniz için yeterli bir sebeptir. Var mıdır böyle bir dünya? Dava sürecinin dört farklı ilde sürdürülme gayreti necidir? Sorgusuzluğun olağan netice olarak bildirildiği, belletildiği bu ülkede adaletin sekiz on parçaya ayrıştırılmış şehir ve duruşmalarda gelmeyeceği artık apaçıktır. Belleksizleştirilen bireye yapılabileceklerden sadece küçük bir kesittir bu. İki koca yılın sonunda ortada sadece ödendiği ikide bir zikredilen tazminat bedeli (ki tek kuruş bile ailelere gitmemiş / kabul edilmemiş), yarım yamalak bir komisyon raporu, erkler savaşında gözden kaçan haliyle ortaya çıkan düğmeye basanın her kim olduğunu artık ilan olunan, takipsizlik kararını duyuran askeri mahkeme hükmünün ifşaatında Roboski’dir bir diğer yara. Değerkam, buraların eşit özgür yurttaşları olmalarına bir türlü yol verilmeyen her şeyleri / ekonomik sıkıntılarının çözüm yolu kaçağa gitmek olan insanlardan otuz dördüne reva görülen kıyamın kusursuz (!) bir biçimde tasdik olunmasıdır iç kıyıcı olan. Devletin ötekisi savı yıllar geçse de sürdürülmektedir nitekim. Bildiğini eylemekten bir an olsun geri durmayan, sınırlarına verdiği ehemmiyetin de onda birini yurttaşına reva görmeyen aklın, katliamı sıradan bir vaka olarak sayıklamaktadır hala. Takipsizlik kararı içinde yaşadığımız sathı mahalde yaşamın bombalarla zaptedilebilmesinin karşısında sorumsuz yönetenlerin teker teker katilliklerinin ifşaasıdır. Emri verenlerin evlerinden komuta ettiklerinin bir simülasyon değil katliam olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda bu karar hazindir. Birbirinin içerisinde böyle sıkı sıkıya lehimlenmiş, birinin kaderinin yarın bir başkasına yazıldığı, yinelendiği bir hatırlatmadan çok hakiki bir yıkımı süreklileştirdiği bu güncellikte yaşayabilmek, ayakta kalabilmek sorgulamaktır. Yantısız bırakılanlara, yara edilenler karşısında direngenliği muhafaza etmektir. Sorgulayarak yaraların farkına varıp üzerine gitmektir yaşamak. Gördüğümüz sadece bir veya bir kaç meselde karşılaştıklarımız yaşamakla zorunlu kılındıklarımız değildir çünkü. Gezi Direnişi dâhilinde ayyuka çıkan şiddetin, amanvermezliğin, nefes aldırmazlığın yıllar yılıdır hiçbir haber alamadığımız Kürdistan’ın gerçeği meselesidir çünkü. Kah adının unutturulamayacağı Roboski kıyamında, kah Lice’de Medeni Yıldırım’ın katlinde, kah Gever’de Veysel ve Reşit İşbilirlerin hayatlarının zaptedilmesi kah sahipsiz / belleksiz / kimsesiz konulan kemiklerin ardına bıraktıkları hüzünden ibaret değildir tüm mesele.

 

Ama ve fakatların galebe çalıp durduğu, her sözün ifşaat ve tanıklığın, yüzleşme çabasının önünde yeni duvarların yükseltildiği bu yerde biz birbirimizin seslenişini duyabilecek miyiz? Son kertede ezcümle dert budur. Ayakta duruyoruz, tüm yenilgilerimiz, kıyamlarımız, kıyametlerimiz ve bütün önyargılara kurban edilişimize nazire edercesine kimi zaman tek kimi zaman da birbirimizle sessiz kalabalıkların içerisinde fark ederek. Bu sathı mahalde, bu sınırlarda bunca kırmızıçizginin üzerinde bugün başka bir sınırlandırılmışlığı, başka bir tahakküme özne, seçilmiş kurban bellenerek yaşıyoruz. Anlar, idrak eder miyiz? Şekilci, ezberci nutuklardan başkasını siyaseten doğrucu tahayyül ve tasvirlerin karşısında insani olanı işitebilecek miyiz? Galiba bütün düğümün çözümü buradadır. Tahrif edilip, tahribatın düzeyinin her geçen gün kademe kademe arttırıldığı bir deney sahası bu ülkenin gerçekliği yapılmıştır. Kasıt söz konusu olsa bile yedirilmeyecektir, evlere belalar salınmaktadır ama hakkaniyet halka hala karşı ve karşısında konumlandırılmaya devam etmektedir. Adalet söz konusudur çalana çırpana, yolunu yönünü her şeyi iç ederek yaşamakla mürekkep kılana gelgelelim hiç adı bahsi anılmayacaktır Ali İsmail, Berkin Elvan, Mehmet Reşit ve Veysel İşbilirlerde, ne de Roboski’de. Yaşamaktayız sözüm ona sırf bu bahiste bir yapayalnız, dımdızlak vicdansızların tahakkümünde. Cehennem uzaklarda değil tam dibimizde ve hep yanı başımızdadır. Bu bahisle artık uyanır mısınız (!)?

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler