Mustafa Peköz yazdı… IŞİD’İN KOBANİ SALDIRI, ORTADOĞU’NUN DİZAYN EDİLMESİ TÜRKİYE’NİN KAYBETMESİ


  • Gündem
  • 25 Eyl 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

images.jpg1IŞİD’in Kobani’ye yönelik gerçekleştirdiği saldırı, uluslar arası ve bölgesel güçlerin gündemini meşgul eden en önemli konulardan biridir. Birleşmiş Milletlerin yıllık  toplantısının merkezinde IŞİD’e karşı atılması gereken adımlar ve saldırının uluslararası alanda meşrulaştırılması tartışıldı. Küresel  sermaye, Ortadoğu’da uygulamaya koyduğu çok yönü politik  stratejiler, IŞİD üzerinde resmileştirmeye çalışıyor.  ABD ve Fransa tarafından başlatılan hava operasyonları önümüzdeki süreçte artarak genişleyeceğine dair önemli veriler ortaya çıktı.

IŞİD, Ortadoğu’da stratejik ittifakları yeniden tanımlanmasında önemli bir işlev gördü. ABD-İran, İngiltere-İran diplomatik ilişkileri hızla kurulmaya başlamakla kalmadı, İran aşamalı olarak Ortadoğu’nun merkez ülkelerinden biri haline getiriliyor. Çatışma merkezi haline getirilen Irak ve Suriye’deki politik dengelerin yeniden kurulmasında İran’ın aktif rol oynayacağı  artık kabul ediliyor. Ortadoğu’nun 21.yüzyıl çeyreğinin yine ittifak güçleri olarak S. Arabistan, Mısır ve İran’ın ön plana çıkartılmasının gerekçelerinden biri de  IŞİD ve El Kaide gibi radikal İslamcı örgütlerin yarattığı etkidir.

Musul gibi stratejik bir il, IŞİD tarafından ele geçirilmedi tersine özellikle ABD tarafından belirlenen politikaların yaşama geçirilmesi için teslim edildi. IŞİD’in bölgeyi bütünüyle  askeri ve politik bir kaosa dönüştürmek için yapmış olduğu kanlı vahşetine göz yuman uluslararası güçlerin, bugün aynı gerekçelerle IŞİD’e karşı hava operasyonlarına başlamış olmaları, esasen bölgenin yeniden dizayn edilmesinin ilk adımıdır. Bu sadece bölgedeki stratejik ittifak güçlerinin yeniden belirlenmesi değil aynı zamanda S.Arabistan, Katar, Kuveyt ve Türkiye gibi devletlerin yeniden reorganize edilmesinin  ilk adımıdır.

IŞİD’in bölgedeki politik dengelerin değiştirilmesi için oynadığı rol henüz tamamlanmış değil. ABD kurmaylarının ‘IŞİD ile mücadele yıllar alabilir’ biçimindeki değerlendirmenin bir başka ifadesi IŞİD’in  önemli oranda darbeleneceğini ama bütünüyle tasfiye edilmeyeceğini gösteriyor. IŞİD, önemli oranda zayıflayan ama varlığını sürdüren bir güç olarak Ortadoğu denklemi içinde tutulması, ABD’nin çıkarlarıyla bütünüyle uyumludur. Böylelikle, körfez devletlerinde yapısal bir kısım değişikliklerin zorunlu hale getirilmesi için İŞİD’in varlığı bir tehdit olarak kullanacaktır. Körfez devletlerin siyasal yapısında bir kısım değişiklikler yaptırılarak İran gibi içte ‘liberal İslam’ politikasının yaşama geçirilmesi hedefleniyor.  Bu bakımdan İran’ın aşamalı bir şekilde ön plana çıkartılmasının bir başka ifadesi de, İran’daki şeriatçı yapının bir benzerinin körfez devletlerine model olarak sunulması amaçlanıyor. Aynı şekilde IŞİD saldırılarının körfez bölgesine doğru yayılması olasılığının artması, birleşik tek merkezli bir liberal İslam devletinin kurulmasını çok daha fazla güncelleştirilecektir.

IŞİD’in Rojeva Özerk Yönetiminin kantonlarından biri olan Kobani’yi hedef tahtasına oturtması, bir bakıma Kürdistan coğrafyasına yönelik  tasfiye stratejisinin  ölümcül son saldırısıdır.  Bir çok saldırıların  ortak  bileşkesi ise  Ortadoğu’da yeniden şekillenen ilişkilerde Kürtlerin artan stratejik gücünü kırmak ve denklemin dışında tutmaktır. Irak ordusundan ele geçirdiği ağır silahlarla Rojevaya yönelmesi ve bugün bütün askeri gücüyle Kobani’ye saldırması, Kürdistan bölgesinin politik olarak bütünüyle   tasfiye edilmesidir. Bu bakımdan Kobani’nin savunulması esasen bütün Kürdistan coğrafyasının savunulmasına eş değerdedir

IŞİD ile çatışmalı olan bölge ülkeleri dahi, Ortadoğu’da Kürtlerin politik bir güç olarak, masanın bir tarafından bulunmasını  istemiyorlar. IŞİD’in Musul’a girmesinden sonra, saldırılarının merkezine Kobeni’yi koymuş olması, IŞİD üzerinden izlenen çok yönlü tasfiye politikasının en önemli halkasıdır. Bu bakımdan IŞİD, özellikle bölge ülkeleri tarafından çok yönlü destekleniyor ve yönlendiriliyor. Rojeva’da oluşan ‘Özerk’ bölgenin zora dayanan bir askeri güçle dağıtılması, esasen 21.Yüzyılın yükselen gücü olarak Kürtlerin Ortadoğu denkleminin dışına itilmesidir. Bu durum bir tesadüf olmayıp çok yönlü belirlenen politikanın bir parçasıdır.

Özellikle Türkiye bu sürecin en önemli merkezi üssü olarak işlev gördü. AKP’nin geliştirdiği Sünni eksenli bölgesel politikaların Suriye’deki ve Irak’taki yansımaları tahmin edilenden çok ağır olduğunu bugün ortaya çıkan politik kaostan görüyoruz. PYD’nin Batı Kürdistan bölgesinde ilan ettiği “demokratik özerkliği” boğmak ve Kürdistan merkezli politik bir oluşumu engellemek için aktif olarak desteklenen IŞİD’in İslam adına gerçekleştirdiği katliamlar kesintisizce devam ediyor. Bu bakımdan IŞİD’in, Rojeva’da Kobani’ye yeniden çok kapsamlı bir saldırıya yönelmiş olması, Kürtlerin oluşan politik gücünü ve stratejik oluşumunu tasfiye etmeye yönelik çok yönlü planların en önemli halkalarından birini oluşturuyor.

Türkiye’nin Suriye ve Irak politikasının en önemli halkası, Kürdistan coğrafyasının istikrarsızlaştırılması üzerine kurulmuş bulunuyor.  AKP’nin IŞİD gibi her türlü katliamı yapan bir örgüte destek vermesinin esas nedeni; Türk devletinin varlık nedenini ortadan kaldıracak olan Rojeva’da Kürdistan Özerk Bölgesinin oluşumunu engellemektir. Ancak Türkiye’nin izlemiş olduğu bu politik bütünüyle çöktü. IŞİD’in Kobani saldırısı aynı zamanda Türk devletinin en son saldırısı ve çırpınışı olarak  tanımlamak yanlış olmayacaktır. Bu saldırıdan ortaya çıkacak politik tablo aynı zamanda Türkiye’nin izlemiş olduğu  tasfiye politikasının  çöküşü olacaktır.

Türkiye Yol Ayrımında ve ABD’ye Teslim Olması Kaçınılmazdır.

Türkiye’nin çok açık bir yol ayrımında olduğu ve ABD ve AB eksenli izlenen politikanın dümen sunuya girmek zorunda kalacağı kaçınılmazdır. Erdoğan’ın uluslararası alanda vizyonu sıfırlanmış bir cumhurbaşkanı olarak ayakta kalma şansının olmadığını koltuğuna oturduktan sonra çok daha net olarak gördü.

NATO toplantısı onun için  ilk deneyim olarak ne tür bir tehlike ile karşı karşıya kalacağını anladı. Türkiye’nin kullandığı en önemli argüman rehineler meselesiydi. ABD’nin çok açık desteği ve IŞİD’E verilen önemli tavizlerle bu sorun aşıldı ve Rehineleri serbest bırakıldı.  ABD Dışişleri Bakanı Keryy’in, ‘Türkiye’nin elinde hiç bir bahane kalmadı’ demesi esasen Erdoğan’a ayar verilmesi olarak algılandı.  Birleşmiş Milletlerin yıllık toplantısında  Erdoğan’ın muğlak cümlelerine karşılık Keryy’in ‘Türkiye savaşta ön safta yer alacaktır’ açıklaması, Erdoğan’a ve hükümeti çok açık bir dayatmadır. Kararı veren ABD olduğu çok açık ve nettir.

Birincisi Türkiye, Ortadoğu’da izole olmuş bir devlet olarak ABD’nin IŞİD politikalarına kendisini artık uyarlamak zorunda kalacaktır. İkincisi, Erdoğan, bugüne kadar izlediği politikaları devam ettirirse koltuğunda rahat oturamayacağını,  Irak savaşından sonra generallerin başına ne gelmişse, kendisinin de aynı durumla karşılaşacağını görmeye başladı.  Bu bakımdan Türkiye, IŞİD konusunda ABD ve İngiltere’nin politikalarına hızla uyum sağlayacaktır. Türkiye’nin bölgesel ilişkilerde etkisiz ve hatta tasfiye edilmesi, onun devlet olarak varlığını ciddi oranda tehlikeye düşüreceği artık görülmeye başlandı. Bu bakımdan iç politikada güçlü görünen Erdoğan’ın uluslararası ilişkilerde tersine etkisiz bir durumda olduğu NATO ve Birlemiş Milletler toplantısında netleşti. Bundan sonra, karşımızda küresel güçlerin ekonomik, politik ve askeri çıkarlarına tam uyumlu bir Cumhurbaşkanı göreceğiz.

Ayrı bir yazı  olmakla birlikte, ortaya çıkan bu yeni durum, Türkiye’nin bölgesel ve iç politikasında çok daha farklı politik krizlere yol açacaktır.  Örneğin, Türkiye’nin Rojeva gerçeği karşısında  ne gibi bir  stratejik değişikliğine gidecektir? Esad rejimiyle ilişkilerini  nasıl belirleyecektir? Körfez ve Mısır politikasında nasıl bir değişiklik yapacaktır? Türkiye içinde örgütlü olan IŞİD ile ilişkiyi nasıl dengeleyecektir ve IŞİD saldırılarına karşı nasıl bir önlem alacaktır? Bunlara benzer gündeme gelen ve gelecek olan çok kapsamlı sorular Türkiye’nin oluşturacağı bölgesel politikalar bakımından önemlidir. Erdoğan ve Davutoğlu’nun izlemiş olduğu ve bütünüyle artık iflas etmiş bölgesel dış politikanın yeniden şekillendirilmesi Türkiye’yi çok daha ciddi bir yol ayrımına getirecektir. ABD’ye hızla uyumlu olmak zorunda kalacak olan Türkiye, artık güçlüler arasında değil güçsüzler arasında yer alacaktır.

IŞİD merkezli saldırılar, bölgesel değişimde Ne gibi sonuçlara yol açar:

Kobani’de Kürt askeri güçlerinin IŞİD saldırılarını boşa çıkartarak etkisini korumaları, Ortadoğu’da Kürtlerin stratejik bir güç olarak aşamalı bir şekilde güç dengelerinin içerisine çekilmesini zorunlu hale getirecektir. Böylesi bir strateji değişimi orta vadede Türkiye, Suriye ve Irak’ın konumunu da doğrudan etkileyecektir.  Bu yeni durum söz konusu bu  işgalci ve statükocu dört devletin geleceğini de belirsizleştirecektir.  Rojeva’da ‘Özerk’ Kürdistan yönetiminin kurulması ve bunun uluslararası güçler tarafından kabul görmesi, 21.yüzyılın ilk çeyreğinde Batı/Rojeva ve Güney Kürdistan yönetimlerinin birleşmesi, Ortadoğu’nun haritasını kaçınılmaz ve zorunlu olarak değiştirecektir. Uluslararası küresel sermaye de bu gerçeğin farkındadır.

Bölgenin statükocu devletlerin Kürtlerin lehine olan bu gelişmeleri durdurmak için saldırılarını sürdüreceklerdir. Bu bakımdan Kobani’ye saldırı, Türkiye’nin, Irak’ın, Suriye’nin ve hatta İran’ın çıkarlarıyla örtüşüyor. Kobani’nin düşürülmesi, Kürdistan toprakları üzerinde devletleşen  güçler için hayati önemde görülüyor. Bugün söz konusu bu devletler birbirleriyle çatışmalı halde de olsa, Kürtler karşısında stratejik olarak işbirliği  içerisindedirler. Ancak Kürdistan coğrafyası üzerinde varlığını sürdüren devletlerin Rojeva politikası bütünüyle çöktü.  Kobani’den sonra Rojeva’nın toplumsal bir güç olarak bölgesel denklemin içinde yer alması,  Türkiye’nin iç politikası üzerinde çok ciddi oranda etkili olacaktır. Türkiye, bu gelişmenin farkında olduğu için ABD’nin politikalarına boyun eğmek zorunda kalırken aynı zamanda Rojeva konusunda ABD ve AB’den bir kısım istemleri olacaktır.  Ancak hiç bir politik talep Rojeva gerçeğini değiştirmeyeceği, Türkiye’nin  PYD’nin  toplumsal yapısını ve politik gücünü kabulleneceği artık kaçınılmaz hale gelmiş bulunuyor.

Rojeva’nın politik olarak kazanması aynı zamanda içte PKK ile ilişkilerin yeniden yapılandırılması ve müzakere sürecinin çok daha ciddi düzeyde sürdürülmesinin kaçınılmaz olacağını ortaya koyuyor.

Türkiye bölgesel ilişkilerde kaybederken, Kürtler bütün saldırılara ve katliamlara rağmen kazanıyorlar. Kobani’de kim kazanırsa denklemi o güç belirleyecektir.

gokyuzu9@gmail.com

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler