Siz Neredeydiniz?/ Akın OLGUN



AKIN OLGUN/ BirGün Gazetesi

46538

Siz Neredeydiniz?

Bu kadar utanmazlık ve aymazlığın üzerimize salındığı çok az dönem olmuştur. Evet öfkeliyiz… Şiddetinize, adaletsizliğinize, yalanlarınıza, vicdansızlığınıza… Ama en çok mağdur edebiyatınıza öfkeliyiz.

Yazıklar olsun diyoruz.

İnsanlara, hak ve özgürlükleri için sokağa çıkanlara, adalet diyen herkese “Mağdur olan biziz, biz mağdurken siz nerdeydiniz” diyerek şiddeti meşrulaştırmaya çalışan o diliniz, o ikiyüzlülüğünüz, o pişkinliğiniz, o vurdumduymazlığınız, o iktidarın kullanımına açtığınız ahlak sunumunuz öfkelendiriyor bizi.

Bu kadar mağduriyet tellallığı ile en üst perdeden “ah neler çektik biz” diyerek çöreklendiğiniz fikir piyasasının etinden, sütünden, yağından kar payı çıkarımlarınız hiç kızartmıyor yüzünüzü. Çünkü onu buruşturup devrettiniz geçmişinize. Yüzünüzün en masum haliydi oysa kızarıklık. Üzerine astar çekip yeni bir yüz yarattınız kendinize. Sizin gibi olmak istemeyenleri iki dirsek hamlesiyle attınız bir kenara. Herkes size benzedikçe “rahat” ettiniz… Mağduriyet senaryosunu, devşirdiğiniz yeni hayat sunumunuza bir kılıf olarak geçirip, “beyaz yalan” kabulü ile mubahlarınızı çoğaltınız.  Herkes birbirine benziyorsa aynaya bakmanıza ne gerek var(dı). Bütün vicdan yansımaları, kendi günahlarınızı ele verdiği için gölgesiz dolaşıyorsunuz artık.

28 Şubat, İslamcıların ilk defa bu kadar ana hedefe konup her türlü ahlaksızlığa, aşağılanmaya ve baskıya maruz kaldıkları bir dönem oldu. İnançları, yaşam biçimleri hemen her şey korkunç bir linç organizasyonu ile yerle bir edildi. Bu bir travma yarattı. 28 Şubat ile ideolojik ve kurumsal bir hesaplaşma yapılmadığı için, öfke hınç alımı olarak pusuya yatırıldı. Zulüm eden anlayışla benzeşmenin tohumları burada atıldı.

Özellikle 12 Eylül faşist cuntasının kuçagında ilk serpilenler İslamcı cemaatler oldu.  Yeşil kuşak projesinin ilk mezunları cuntanın yarattığı sistemin kadroları olarak görev yaptılar. İktidarın bir cemaatler koalisyonu olması da 12 Eylül cuntasının bugüne yansımasıdır.

O sıralarda binlerce devrimci, sol, yurtsever işkence tezgâhlarından geçiyordu. Darağaçlarında kırılıyordu boyunları, cezaevlerinde yıllarca süren zulmün her yöntemi üzerlerinde deneniyordu. Ama onlar hiçbir zaman mağdur edebiyatı yapmadılar. Mağduriyet kavramını hiçbir zaman kabul etmediler. Direnmeyenler mağduriyete sarılırdı çünkü… Bu çok önemli bir farktır. Lümpen bir mağduriyet sığınmacılığı sadece kendisini merkeze koyarak ağlar ve onu kullanır. Bugün olan budur. Acılarını bile iktidar malzemesi yapmaktan geri durmayan bir ahlak, elbette ki başkalarının acılarını da kullanabileceği bir malzeme olarak görür.

Zulmün tarihini 28 Şubat olarak milat alarak söze başlayanların, kendi zulümlerini bile bu yolla bertaraf etmeye kalkmaları insanın midesini kaldırıyor.

İnsan bir mağduriyetten bahsederken etrafına bakar. Kürtlerin gözünün içine bakıp, başımızdaki türbanı çektiler, ikna odaları kurdular vb derken bir durur. Devrimcilerin karşısına geçip, gece yarısı bizleri gözaltına aldılar, hücreye koydular, uyutmadılar, aşağıladılar derken bir düşünür.  Bir şiir için ceza aldım, üç, beş ay açık cezaevinde yatırdılar, vay bana neler yaptılar derken kaldırıp kafasını cezaevlerinde on yılları aşkın yatırılan insanlarla bir empati kurur.

İlla bir mağduriyet karşılaştırması yapmak istiyor ve bize “siz neredeydiniz” diye soruyor musunuz?

Söyleyelim; biz Maraş ta katlediliyorduk,  Diyarbakır, Mamak, Metris ve tüm cezaevlerindeydik. İdam sehpalarında “yaşasın halkların kardeşliği” diyerek sehpaları tekmeleyen o yiğit insanların arasındaydık. Filistinlilerle omuz omuza direniyorduk. Sivas Madımak Oteli’nin içinde yanıyorduk, Roboski’de paramparça edilmiş o çocukların içindeydik. Biz sokak ortasında kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan kayıpların arasındaydık. Yargısız infazların, cesetleri tankların, panzerlerin arkasında sürüklenenlerin içindeydik. Karakolların, kışlaların içindeki işkence tezgâhların da liğme liğme edilen bedenlerin arasındaydık. Panzerin altında ezilen küçük Sevcan’ların, mayınlarla oynayan Ceylan’ların ve çocuk bedenine kurşunlar dolan Kaymaz’ların arasındaydık. Evi yıkılan gecekondularla birlikte ekmeğimizi bölüşüyorduk, Zonguldak maden işçileri ile yürüyor “güzel öldüler” diyenleri lanetliyorduk. Tuzla tersanelerinde yaşamları pamuk ipliğine bağlı olanların yanındaydık, kot taşlama işçilerinin kanserli ölümlerine tanıklık edenlerin arasındaydık. Hrant’ın katledildiği yerde “hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” diyebilenlerin tam ortasındaydık. Biz onurları ve inançları için bedenlerini ölüme yatırarak açlığı utandıran tutsakların yazdığı tarihe tanıklık ediyorduk. İnançlarına saldırılan Müslümanların yanı başında marşlarımızla, türkülerimizle birlilikteydik… (Hani şimdi terörist dediğiniz o Grup Yorum, marşlarını çalıyordu sizin için )

Şimdi tersten soralım.

Sahi siz neredeydiniz?

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler