TEKFİRCİ SOL VE DİN GERÇEĞİ/ Akın Kaya



TEKFİRCİ SOL VE DİN GERÇEĞİ

‘Devrim anlık bir olay değildir’

Zamanın ve egemenlerin acımasızlığı karşısında kendini yenilemeyen, koşullara ayak uyduramayan her düşünce marjinalleşme veya yok olması kaçınılmazdır. Böylesi bir durumu inkar ve göz ardı etme rehaveti hatta eleştiriye tahammülsüzlük ise o körü körüne biat kültürünün akla ve vicdana sirayet ettiği hastalığın bir septomudur.

Türkiye’de ki hukuksuzluk, anti demokrat uygulamalar, özgürlüklerin kısıtlanması, ekonomik dengesizlik (liste kendi içinde uzayıp gider) had safhada olduğu gerçeği yanı sıra dış politikası ile mevcut iktidarın üstlendiği acımasız misyonu hepimizce malum. Önümüzde ki süreçte yaşanan faşizmin daha bir katmerleşeceğini sezmek için alim olmaya lüzum yok kaldı ki 7 kasım genel seçim sonuçları iktidarın cesaretini ve iştahını ziyadesi ile kabartmıştır.

Peki ‘hırsızın hiç mi suçu yok?’ var! Var hemşerim üstelik alası var. İlmi, beşeri ve dini manada ve Sol ideolojinin fıtratına bakıldığında iktidardan memnun mesut olanlar ezilenlerin her biri birer devrimci veya en azından faşizmden şikayetçi olması gerekenlerdir. Oysa belli başlı birkaç mahalle ve kasaba dışında işçisinden işsizine, köylüsünden şehirlisine geniş bir yelpaze içinde büyülenmişcesine -Sultanım çok yaşa! Dedi. 12 eylül travmasını ve ağır saldırısını elbette göz önünde bulundurup kitleler ile Sol-un birbirinden koparılması sonucunu gözden uzak olmanın gönülden de uzak olmasını hesap ediyoruz fakat Sol-un da şapkasını masaya koyup derinlemesine ‘biz ne oluyor(uz)’ diye sual etmesinin ivediğilini telafuz etmenin de boynumuzun borcu olduğunu ayrıca biliyoruz.

Benim bu yazıda dile getirmek istediğim naçizane Sol-un inaç ile ilişkisi devamla ‘Sol tekfircilik’ diye adlandırdığım tıpkı dini bir kaide misali kutsallaştırılmış, katı kuralcılık ve tahamülsüzlük ile en masumane yapıcı bir eleştiri karşısında dahi kendinden farklı veya düşman ilan edebilme cüreti yani klasik Sol reaksiyon. Tabi bu sorunun temeli ideolojik olmaktan ziyade yaşadığımız toprakların öznel koşullarını anlayamama, sağlıklı bir analiz yapama daha doğrusu anlama gibi bir derin felsefi, ilmi, örgütlülük zahmetine katlanmayıp 1800’lü yıllarda Avrupa’nın ortasında kaleme alınan yazıyı 2000’li yıların Türkiye’sine kopyalama kolaylığına gidildi. Kulağa ne kadar itici geldiğinin farkındayım ama kralın çükü gözümüze girecek nerdeyse.

Tipik bir Ortadoğu ülkesinin tipik bir Ortadoğulu solcuları olduğumuzu unutup bambaşka coğrafyaların devrimlerine heves etmenin yanı sıra bir deve tüyü kadar kendi topraklarımıza sosyalizmi idrak ettirememenin trajik yalnızlığında kaybolup gidiyoruz. Bunun en can alıcı sebeplerinden biri ise Sol-un din-e yaklaşımı ve inançlı insanlara kendini ne kadar izah edebildiğidir. Dünya üzerinde yaklaşık 1.5 milyar insanın mensup olduğu İslamiyet dini, Türkiye ve Kürdistan’da da ezici çoğunluğun inancı olma özelliği ile de yaşamın her anında ve alanında sorumluluk arz eden bir konudur. Sol ağırlıklı olarak bu sorumluluğu ile kafa yorup strateji geliştirmek yerine basma kalıp Sol-Din çelişkisi üzerine kısır söylem ve çoğrafya gerçekliğinden uzak tahliller çerçevesinde hareket etme yanılgısı ve basiretsizliği tercih etti ve inançlı kitleler ile arasına soğuk aşılmaz duvarlar inşa etmiş oldu.

Durum böyle olunca da bu boşluğu resmi rejim din simsarları, abdestli kapitalistler dediğimiz güruh ve bir takım cemaatler doldurmuştur. Bu unsurlar kendi menfaatleri doğrultusunda halka uyduruk bir din dayatmaları yanı sıra Sol-a düşman olmayı da ince ince işlediler, tabi rejim bunun gerçekleşmesini iştahla arzu etmiş ve böylesi bir ayrışma için de özel olarak çaba göstermiştir.

Peki Sol bu anlamda ne yapabilir di?

İlk olarak aklıma gelen ve burada muhakkak bahsi geçmesi lüzum eden örnek Hikmet Kıvılcımlı’nın tarihi Eyüp Sultan konuşmasıdır; Kıvılcımlı 1957 Ekim’inde derme çatma bir taburenin üstüne çıkıp – Sevgili İşçi kardeşlerim! Bugün, Müslüman İstanbul’umuzun, İstanbul’dan önce Müslüman olan Eyüpbölgesinde sesimizi duyurmaya geldik! Diye seslendiğinde etrafına toplanmaya başlayan muhafazakar kitleye

Muaviye kimdi, bilir misiniz? Muaviye, Kureyş’in para ile Müslüman olmuş büyük bezirganlarından Ebü Süfyan’ın oğlu idi… İşte, bizim Şark memleketlerimizde vatandaşla devlet arasında ilk zehiri koyanlardır. (…) İslamın büyük prensibi, hepimizin bildiği gibi “Leyse lil insane illâ mâ seâ” der. (Yani: İnsan için, çalışmaktan , emekten başka her şey yalandır)

Ömrü billah böyle bir adam ve böyle bir konuşmayı duymayacak olan kitle Kıvılcımlı’nın bu konuşması bittiğinde çoşku ile alkışladılar, ne ordakiler dinsiz ne de Sol dindar olmuştu ama Kıvılcımlı meramını anlatmayı, kendini dinlettirmeyi başarmıştı.

Adı Türk Sünni islam tarihinde pek yad edilmeyen hatta asılsız ve uyduruk bilgiler ile itibarsızlaştırılmaya çalışılan ilk müslüman olan 10 kişiden biri, ”Evinde yiyecek ekmeği olmayıp isyan etmeyen adamın aklına şaşarım” diyen sahabe Ebuzer El Gıfari!

Ebuzer Gıfari’nin hayatına baktığımızda O’na söylenen ”ilk devrimci” tanımının ne kadar yerinde olduğunu görebiliyoruz, zulme karşı mazlumlardan yana olmayı tercih eden Ebuzer Gıfari sonunun Rebeze çöllerine sürgün olacağını bile bile tereddütsüz Şam valisi zalim Muaviye’nin yüzüne sarayında zalimliğini dile getirmiştir.

Ve yakın tarihihden de daha bir çok örnek sıralayabiliriz elbette, ”din kitlelerin afyonudur” tekerlemesinden ibaret fikir ile doğmuş bir bakış açısnın acziyetini ve kısırlığına hapsolmuş bireyin adalet, hak ve eşitlik süzgecinden geçmiş bir Sol-dan anladığı ne kadar doğru ve bizim çoğrafyaya uygun olabilir? Yarattığımız boşluğu dolduran din bezirganlarının halka yutturduğu dinin şükürcülük ve biat olmadığı gerçeğini tarihsel ispatlar ile izah etmenin zor olmayacağı ve bunu izah ederken de bir yerimizin eksilmeyeceği kanaatindeyim.

Kibir ve üstenci bir dil ile inanç değerlendirmesinin acı sonuçlarını çocuklarımıza daha bir derinleştirilmiş ayrışma ve daha bir islami faşist iktidar bırakarak ”mükafatlandırmış” olacağız.

Sonuç olarak burada işaret etmek istediğim nokta inkar edemeyeceğimiz kadar gerçek olan bir durumla bir an önce yüzleşip, egemenlerin yaratmış olduğu bu yapay ve hassas duvarı yok etmek gerekir, aksi takdirde mevcut siyasi duruma şaşırmak ve dar salon solculuğundan öteye gidilemeyeceği gerçeği inkar etmekle zamanı heba edip irili ufaklı, yerli yersiz her ebatta analiz yapmaktan öteye geçemeyeceğiz.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler