Yaşam yolu / Ruhi Uzunhasanoğlu



 

Maraton idmanının 10 Km’sinde sırtından sanki bir mermi yemiş gibi “Aaah ” diyerek yere düştü abim.
Önden giden arkadaşları geri dönüp ilk müdahaleyi yaptılar.Ardından 10 dakika içinde çevredeki polis devriyesi yetişti.
Polisler en yakın kalp hastanesi olan Zwole hastanesine götürdüler.
Aradan yaklaşık yarım saat geçmişti.Abimin kalbi bir kaç kez durup yeniden çalıştı.
Yoğun bakıma kaldırıldı.Durum “Umutsuz vaka” olarak rapor edildi.

Bizim ikinci gün haberimiz oldu.Benim pasaportum oturum başvurusundan dolayı İngiltere İçişleri Bakanlığındaydı.
Bu nedenle Ali abim ilk uçakla Hollandaya tek başına gitti.

O andan itibaren haftalar sürecek gergin,öfkeli,duygusal,acı ve en önemlisi çaresiz süreç başladı.
Çaresizlik en kötü hal’dir bilirsiniz.En kötü.

Ali abim hastaneye ulaştığında ona söylenen ilk cümle “Durumu çok ağır,muhtemelen kısa zamanda hasta ex olacak”

“Durun be kardeşim , bir nefes alın,bir bekleyin,öyle kolay ölmez benim abim” diye isyan etsede dinleyen olmadı.

Belli ki doktorların elindeki raporlar,tetkikler,ne bileyim gözle muayene vs hepsi olumsuzdu.

Bu kısmı anlayabilirdik.

Bilime de saygımız var.Eywallah.

Hani hiç mi umutlanmayalım ? Hiç mi şansımız yok ?

Hayır,doktorlar ilk andan itibaren aynı noktada birleşmişti.”Umut yok,belki bitkisel hayatta kalır ,o da çok uzun sürmez”

Dağ gibi abimizi , tabanca gibi adamı göz göre göre kaybedeceğimize inanmamızı istiyorlardı.

Yağma yok.Sonuna kadar direneceğiz.

Onlar “Ölecek” dedikçe Ali abim “Hayır” dedi.

Hollandanın tıp kitaplarında yazmaz ama biz biliyoruz ki “Çıkmayan candan umut kesilmez”

Elimizden geleni yaptık,umudumuzu kaybetmeyelim,belki bir mucize olabilir,bekleyelim vb iki insani laf edin bari.Yok.

Annemin sözüdür “Yerinde küfür sevaptır”

Ali abim bu durumda küfür etmesin de ne yapsın ?!

Doktorlara göre bir kaç gün her türlü müdahale yapıldı.Çeşitli ilaçlar denendi.Yeterli süre beklendi.

Yani.

Artık yapabilecek bir şey kalmamıştı.

Yani.

Hastaya yapılan yaşam destek kesilmeliydi.

Biz,hepimiz,herkes,dünyanın en uzak coğrafyasından arkadaşları,akrabalar,yani abimi tanıyan bil cümle insan “Dayan Mustafa” diye bağırırken,Zafer abim Almanyadan gelip “Koçum Mustafam ,yine senle top oynacağız,pes etme” derken,kulağına Mehmet amcamızdan yadigar ve dünyanın en güzel melodisi olan ıslığımızı çalmışken,doktorlar “Yapacak bir şey yok,cenaze için gelmesi gereken yakını var mı “dediler.

Kız kardeşim Deniz için annem “Son suyumu verecek bu kızım” demişti.

Bu defa abisinin son nefesine yetişmek için Hollandaya koştu.Doktorlar nasıl rapor yazdılarsa Hollanda vizesi yarım günde çıktı.

Üstünden bir yazlık kazakla hastaneye aynı gece ulaştı.

Ali abim çaresiz bastırmaya devam etti.”Second opinion” yani bir başka heyetin hastayı incelemesini istedi.Heyet diye bir uzman doktor geldi.O da “Umut yok” dedi.

Ablam,ölmesin kardeşim,bitkisel hayatta kalırsa ben kardeşime de anneme de bakarım ,diye haber gönderdi.

Doktorlar kağıtlara,raporlara,belgelere tekrar baktılar.

Yarın sabah makinadan çekiyoruz kararına vardılar.

Hazırlıklar yapıldı.

Ali abim , abisiyle veda konuşmasını yaptı.”Seni seviyoruz abicim,hakkımız helal olsun.dayan be abi..dayan ölme……”(Videosu var)

Sonra beni aradı.Abimiz gidiyor haberin olsun , dedi.Ben etimi ısırdım çaresizlikten.Fazlasını yazmayayım.

Abimin eşi,çocukları ağladılar,sarıldılar.Karara boyun eğdiler.

Ve,

Makinaları çıkardılar.

O anda bütün doktor ve hemşireler hızla uzaklaştı.

Ali abim “Ben dayanamam “diyerek odanın dışına çıktı.

Çocuklar ,eşi de çıktı.

Kız kardeşim Deniz “Ben abimle kalacağım “dedi

Herkes çıkınca günlerdir hastaneden dolaşan azrail efendi sinsice odaya girdi.

Kız kardeşimle göz göze geldi.

Zwole hastanesi kelimenin tam anlamıyla ölüm sessizliğine bürünür.
Odada Azrail, kız kardeşim ve yatağında olup bitenden habersiz abim vardır.
Solumun cihazı çıkarılmasına rağmen abim nefes almaya devam eder.
Bir süre sonra nefes borusu tükürükle dolunca çırpınmaya başlar.
O ana kadar güvercin tedirginliği içinde bekleyen kız kardeşim öyle bir çığlık atar ki , Zwole hastanesi kurulduğundan bu yana duyulmamıştır.
“Aliiii abiii yetiş”
Hani Amerikan kovboy flimlerinde bar sahneleri vardır.Kovboy kapıya tekme atar , içeri girer ve ateş etmeye başlar.
Bu sahne ölüm ve yaşam diyalektiğidir  aslında.Silahını geç ateşlersen ölürsün.
Ali abim odaya  hızla dalar.
Yatakta nefes almak için çırpınan abime koşar.Futbol antrenörlüğünün tecrübesiyle abimi hemen yana yatırır.
Rahat nefes alması için uygun pozisyona getirir.
Bu sırada sesleri duyan Hemşireler kapıdan “ne oluyor” diye bakarken,
Ali abim “Ne bakıyorsunuz,müdahale etsenize ” dediğinde verdikleri yanıtı bence okuyun ve unutun !
“Kural gereği yardım edemeyiz,yasak”
Demek istiyorlar ki hasta zaten ölüme bırakıldı.Bırakın da ölsün.
Annem ne demişti “Yerinde küfür sevaptır”
Tam burada Ali abime sevap yazalım artık.İngilizce orijinaliyle ve sadece giriş cümlesini yazıyorum.
Hemşirelere döner ” Fuck offff,come over here quickly……….”
Hemşireler bu rica (!) dan sonra hemen müdahale ederler.Abimin boğazında birikmiş tükürükleri bir güzel temizlerler.

Saatler geçer ölmesi gereken abim nefes almaya devam eder.
Gece biter,gün doğar abim hala ölmemiştir.
Azrail kız kardeşime döner “Kusura bakma kardeş benim burada işim biter,belki de bana yanlış adres verdiler” der.Çıkıp gider.

Ertesi gün abimi yoğun bakımdan çıkarıp normal odaya alırlar.Doktorlar yine aynı kaseti çalmaya devam ederler “Fazla umutlanmayın,hastanın vucudu bir süre sonra kendi kendini tüketecektir”
Sizin ağzınızdan güzel bir cümle çıkmaz mı arkadaş. ?

Söylediklerine göre Tıbbi olarak yapacak bir şey  yok.Hatta boş yere Uzman hastanenin bir odasını  işgal edilmese de iyi olur vs vs denilince yengem kendi kasabasındaki bakım evine götürmeye karar verir.

Ali abim günlerdir yorgun,çoluk çocuğundan uzak olduğu için kısa süreliğine İngiltereye geldi.
Abim bakım evine götürülürdü.Kendisine sadece epilepsi ilacı ve narkoz verilmeye devam edildi.
Bu tür durumlarda hastaya gıda ve witamin gibi destek verilmezmiş.Türkçesi ; fazla zorlamayın nasılsa geri dönüşü yok demek.

Aradan bir hafta geçti.Hergün arıyoruz Hollandayı.Durum ne ? Aynı.Peki.
Sekizinci gündü sanırım.Telefonum çaldı.Baktım Ali abim.Telefondaki ses aynen şöyle “Abimiz uyannnmış.Uyanmışşş” Bende sessizlik.
“Oğlum abimiz uyanmış diyorum”
Haftalardır yay gibi gerilmiş sinirlerim koptu.
Hayatımda bir kaç kez ağlamışımdır böyle.

Ali abim aynı gece tekrar Hollandaya gitti.
Hala gıda takviyesi yapılamadığını görünce bağır çağır witamine başlatmış.
Ne varki güçsüz ve gıdasız kalan abim bir kaç gün sonra zatüre oluyor.
Bereket kısa sürede anti-biotik ve witaminle zatürenin de “aklını” alıyor

Aradan üç hafta geçti abim ayağa kalktı.
Aradan üç hafta geçti  abim yürüdü.
Aradan üç ay geçti abim koştu.

Aradan altı ay geçtiğinde abim İngiltereye bizi ziyarete geldi.
Bir pazar günü bütün Londranın sokaklarını saatlerce gezdik.Hyde Parkın köşesine gelince “Oğlum yoruldum ” dedi.
Hani ölecekti bu adam ?

Abim geçen haftalarda yine geldi.O günleri yad ettik.Güldük.Kızdık.Yine bol bol “sevaba” girdik.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler